1923 yazında Falih Rıfkı, Yakup Kadri’yle birlikte ikinci kez Ankara’ya geldiğinde karşısında bulduğu, henüz bir başkent değildi. Yolları toz toprak, geceleri kerpiç damların arasında derin bir karanlığa gömülen bir Anadolu kasabasıydı. Otel diye bir tek Taşhan vardı, onda da altlı üstlü ranzalarda yatılıyordu; yemek için de üç beş aşevi, birkaç meyhane. Bekâr mebuslar akşamları Çankırı Caddesi’nin döküntü dükkânlarında, mum ışığında vakit öldürürdü. İşte bu bozkırın ortasındaki kasaba, birkaç ay sonra, 13 Ekim 1923’te, yeni Türkiye’nin başkenti olacaktı. Bu yıl 103. yıl dönümü; önce Ankara’nın nereden nereye geldiğine sonra da başkent seçilmesinin önemine birlikte bakalım.