İrfan Colakovic’in gözünden Mostar
Dünyanın farklı noktalarında çatışmalar sürerken ve insanlığın yok etme hırsının bedelini yine masumlar öderken, savaşların şehirlerde ve toplumlarda bıraktığı yaralar da yıllar geçse bile kapanmıyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 1990’lı yıllarda büyük bir yıkım yaşayan Mostar. İnsanları öldürülen, mahalleleri harabeye dönen, tarihi yapıları hasar gören, şehrin simgesi Osmanlı eseri tarihi Mostar Köprüsü Neretva’nın sularına gömülen şehir, küllerinden yeniden doğarak, yüzyıllık gelenekleri ve giderek büyüyen turizmiyle şimdi bambaşka bir dönemin hikayesini yazıyor.
Bir zamanlar yıkımın simgesi haline gelen tarihi Mostar Köprüsü’nde şimdi turistler fotoğraf çektiriyor, gençler yüzyıllardır süren geleneği yaşatarak köprüden Neretva’ya atlıyor, dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler taş sokakları dolduruyor. Savaşın ağır yıkımından Balkanlar’ın en çok ziyaret edilen kentlerinden birine uzanan ve Türk pasaportluların vizesiz seyahat edebildikleri Mostar’da hayat artık bambaşka bir yöne akıyor. Ancak duvarlardaki kurşun izleri, harabe halindeki yapılar ve o günleri yaşayan insanların dinmeyen acıları, geçen zamana rağmen varlığını koruyor. Srebrenitsa Katliamı’nın 31. yıldönümünü geride bıraktığımız bu süreçte, toprağın altına saklanan gerçekler ve kalplerdeki o büyük yara, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin tazeliğini kaybetmiyor.

İSLAM KÜLTÜR MERKEZİ YÖNETİCİSİ İRFAN ČOLAKOVİĆ SORULARIMIZI YANITLADI
Tarihi boyunca İliryalılara, Bosna Krallığı’na, Osmanlı’ya ve Avusturya-Macaristan’a tanıklık eden; köklü gelenekleri, çok kültürlü yapısı ve yerel lezzetleriyle Bosna Hersek’in en önemli ziyaret merkezleri arasında yer alan Mostar’ı, burada doğup büyüyen İrfan Čolaković ile konuştuk. Mostar İslam Kültür Merkezi (Islamski Kulturni Centar Mostar) Yöneticisi Čolaković savaşın kentte ve insanlarda açtığı yaralardan şehrin binlerce yıllık geçmişine, çocukluğunun Mostar’ından bugünün popüler turizm kentine uzanan değişimden kültürel çeşitliliğine, köprüden atlama geleneğinden Osmanlı mirasına, Türkiye ile kurulan güçlü bağlardan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğu sevgiye kadar pek çok konuda sorularımızı yanıtladı.
Mostar’da doğup büyüyen biri olarak, bu şehri hiç görmemiş birine kısaca nasıl anlatırsınız?
Mostar, farklı kültürleri, dinleri ve gelenekleri buluşturan; ruhu ise Neretva Nehri ve Eski Köprü ile yaşayan bir şehir. Zengin tarihi, eşsiz mimarisi ve tüm zorluklara rağmen kimliğini koruyan sıcakkanlı insanlarıyla, Bosna’nın bin yıllık tarihini Hersek’in ve Mostar’ın her taşında hissettirir. Mostar’a bir kez gelen birinin bu şehrin güzelliğine, atmosferine ve misafirperverliğine kayıtsız kalması zordur.
Çocukluğunuzun Mostar’ı ile bugünün popüler turizm kenti arasında ne gibi farklar var? En büyük değişim sizce ne oldu?
Çocukluğumun Mostar’ı daha sakin, insanların birbirine daha bağlı olduğu ve turizmden çok kent sakinlerinin günlük yaşamına odaklanan bir şehirdi. Savaştan önce Mostar, çok sayıda modern fabrikaya sahip güçlü bir sanayi merkeziydi. Bunlar arasında, sivil ve askeri uçaklar ile helikopterlerin üretildiği ve dünyanın farklı ülkelerine ihraç edildiği Sokol fabrikası da bulunuyordu. Bugün ise Mostar, dünyanın dört bir yanından ziyaretçi ağırlayan, Bosna Hersek’in en önemli turizm destinasyonlarından biri haline geldi. En büyük değişim, savaşın ardından şehrin yeniden inşası ve turizmin gelişmesi oldu. Ancak Mostar’ın en büyük değerleri olan insanlarıyla, kendine özgü atmosferinin değişmediğine inanıyorum.
Mostar’ı anlatırken farklı kültürleri, dinleri ve gelenekleri bir araya getiren bir şehir olduğunu söylediniz. Yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izleriyle şekillenen bu geçmiş, sizce Mostar’ın bugünkü kimliğine nasıl yansıyor?
Yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin ve medeniyetlerin buluşma noktası olan Mostar’da bu çeşitlilik bugün de şehrin mimarisinde, geleneklerinde ve yaşam biçiminde görülüyor. Mostar’a kendine özgü kimliğini kazandıran ve onu benzersiz kılan da tam olarak bu zenginliktir. Geçmişimiz, birbirimize saygı göstermenin ve kültürel mirasımızı gelecek nesiller için korumanın sorumluluğunu da bize yüklüyor.
Ancak bu zengin geçmişin yanı sıra Mostar, 1990’lı yıllardaki savaşta büyük bir yıkım da yaşadı. Mostar’da gezerken, duvarlarında hala kurşun izleri duran binalarla karşılaştım. Aradan geçen yıllara rağmen bu izleri yakından görmek gerçekten insanın içini acıtıyor ve sarsıyor. Siz o günleri yaşayan bir Mostarlı olarak, şehrin ve insanların bu yaraları nasıl sardığını düşünüyorsunuz?
Sizin de gördüğünüz gibi, savaşın izleri Mostar’dan tamamen silinmiş değil. Savaş hem şehirde hem de insanların hayatında derin yaralar bıraktı. Ama Mostarlılar büyük bir güç ve cesaret gösterdi; önce şehirlerini savundular, ardından yeniden inşa etmek, normal hayata dönmek, kültürü, eğitimi ve turizmi geliştirmek için çalıştılar. Yaralar tamamen kapanmadı, bunu söylemek zor. Ama birçok insan geleceğini diyalog, çalışma ve birlikte yaşama üzerine kurmayı seçti.
Umarım hiçbir ülke ve hiçbir halk bir daha böyle acılar yaşamaz. Ama ne yazık ki bugün Filistin’de, İran’da, Ukrayna’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında savaşlar devam ediyor. İnsanoğlunun savaşma ve yok etme hırsının bedelini yine masum insanlar, şehirler ve yüzyılların kültürel mirası ödüyor. Mostar’da savaşın hedef aldığı en önemli tarihi yapılardan biri de şehrin simgesi Eski Köprü’ydü. Siz o günleri orada yaşayan biri olarak, tarihi Eski Köprü’nün yıkılışına ve yıllar süren yeniden inşa sürecine nasıl tanıklık ettiniz?
Ne yazık ki söylediğiniz gibi, savaşlar yalnızca insanları öldürmüyor; şehirleri, tarihi ve ortak bir kültürel mirası da yok ediyor. Eski Köprü’nün Hırvatistan Cumhuriyeti ordusu tarafından tanklar, roketler ve toplarla yıkılması, Mostar tarihinin en ağır anlarından biriydi. O gün insanları yüzyıllardır birbirine bağlayan çok güçlü bir simge de yok edildi. Onu yedi uzun yıl boyunca, büyük bir emekle yeniden inşa ettik. Neretva Nehri’ne düşen taşları tek tek sudan çıkardık, her birini ellerimizle ve vinçlerle nehirden aldık. Projeye Türkiye, Fransa, İtalya, Hollanda ve Hırvatistan finansal destek sağladı. Türkiye, projenin öncülerinden biri olarak 1 milyon dolar yardımda bulundu ve süreci TİKA aracılığıyla destekledi. Rekonstrüksiyon ihalesini kazanan Türk firması ER-BU da gece gündüz çalıştı. Köprü, eski ihtişamına kavuştuktan sonra 23 Temmuz 2004’te uluslararası liderlerin katıldığı tarihi bir törenle yeniden açıldı. Bizler için köprünün yeniden inşası, Mostar’ın da yeniden ayağa kalkması anlamına geliyordu.
Mostar’ın ziyaretçilerine sunacağı daha pek çok güzellik var. Şehre gelen ziyaretçilere mutlaka görmelerini önereceğiniz yerler nereler?
Ben ziyaretçilere öncelikle eski şehir merkezini acele etmeden gezmelerini öneririm. Ardından Koski Mehmed Paşa Camii’ne gitmeliler. Hanikah, Tekke ve Zikirhane’nin de bulunduğu bu noktadan Eski Köprü’nün en güzel manzaralarından birini görebilirler. Koski Mehmed Paşa Camii’nin konumu da başlı başına özel. Yaşlı derviş Koski Mehmed Paşa, camiyi Neretva’nın kıyısında, Eski Köprü’nün merkezine doğrudan 90 derecelik bir açı oluşturacak biçimde yaptırmış. Gece ay ışığının, gündüz ise güçlü güneş ışığının Neretva’ya yansımasıyla Eski Köprü’nün “zahir ve batını”, yani görünen ve görünmeyen yönü ortaya çıkıyor. Bence bu, ziyaretçilerin mutlaka görmesi gereken çok özel bir manzara. Karagöz Bey Camii, Eski Köprü Müzesi, Muslibegović Evi, Kajtaz Evi ve Osmanlı konut mimarisinin başyapıtlarından biri olan Bišćević Köşkü de görülmeli. Avusturya- Macaristan döneminden kalan yapılar arasında, Mağribi üslubuyla dikkat çeken Mostar Gimnazyumu’nu da öneririm.
Peki şehirde biraz daha fazla zamanı olanlara Mostar çevresinde nereleri keşfetmelerini önerirsiniz?
Zamanı olanlar mutlaka Mostar’ın çevresine de çıkmalı. Blagay’da, Balkanlar’ın en eski tekkelerinden birinin bulunduğu Buna Nehri’nin kaynağını ve Sarı Saltuk’un mezarını görebilirler. Orta Çağ şehri Počitelj, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Radimlja Stećak Nekropolü, İlirya kenti Daorson’un kalıntıları, Kravica Şelaleleri ve Fortica’daki Skywalk da Hersek’i keşfetme deneyimini tamamlayan yerler arasında.
Şehrin yüzyıllar boyunca farklı kültürlerle şekillenen zengin geçmişi mutfağına da yansıyor mu?
Kesinlikle yansıyor. Aslında Mostar mutfağı, bu şehirde yüzyıllar boyunca buluşan farklı kültürleri en güzel anlatan alanlardan biri. Ziyaretçilere öncelikle Hersek usulü cevabı, japrak, sarma, soğan dolması, börek ve diğer geleneksel hamur işlerini tatmalarını öneririm. Tatlılardan da baklava, tufahije ve hurmašicenin mutlaka tadına bakmalılar. Eski Köprü manzarası eşliğinde geleneksel Boşnak kahvesi içmek ise başlı başına özel bir deneyimdir. Çünkü Mostar’da gastronomi yalnızca yemekle sınırlı kalmaz, yaşam biçiminin ve misafirperverliğin de bir parçasıdır.
Türkiye ile yürütülen iş birliklerinin Mostar’ın geleceği açısından nasıl bir önemi var?
Türkiye Cumhuriyeti, yıllar boyunca yürüttüğü çok sayıda projeyle Bosna Hersek’in ve Mostar’ın kültürel ve tarihi mirasının korunmasına önemli katkılar sağladı. Bu desteğin etkisini kültür, eğitim ve turizm alanlarında da görüyoruz. Mostar İslam Kültür Merkezi olarak ortak projelerin halklarımızın birbirini daha yakından tanımasına, deneyimlerin paylaşılmasına ve genç kuşaklar için yeni fırsatlar yaratılmasına katkı sağladığına inanıyoruz. Bu tür iş birliklerini ortak geleceğimize yapılan bir yatırım olarak görüyorum. Aynı zamanda bütün bölgenin istikrarına ve gelişimine de katkı sağlıyor. Türkiye Cumhuriyeti bu konuda da yardımcı olabilirse, şehrimizin yeniden ayağa kalkması ve geleceğe daha güçlü hazırlanması açısından çok değerli bir katkı sağlayacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mostar ziyareti hem şehrimiz hem de Bosna Hersek ile Türkiye arasındaki ilişkiler açısından önemli bir olaydı. O gün kendisini karşılayan isimler arasında yer alma ve birkaç kelime konuşma fırsatı buldum. Elbette benim için özel bir andı. Kendimi, babamızın, Cumhurbaşkanımızın, liderimizin, büyük bir evliyanın, bir sultanın bizi ziyarete gelmiş gibi hissettiğini hatırlıyorum
Şehrinizi 10 yıl sonra nerede ve nasıl hayal ediyorsunuz?
Mostar’ın tarihini ve özgün kimliğini koruyan modern bir Avrupa şehri olmasını istiyorum. Gençlerin geleceklerini burada kurduğu, turizmin ekonomi, kültür ve eğitimle birlikte geliştiği, farklılıkların bir zenginlik olarak görüldüğü bir şehir hayal ediyorum. 10 yıl sonra Mostar’ın Eski Köprü’nün ötesinde yaşam kalitesiyle, kültürüyle, bilgi birikimiyle ve dünyaya açıklığıyla da tanınan bir şehir olduğunu görmek istiyorum. Herkesi Mostar’ı açık bir kalple görmeye davet ediyorum. Burada zengin bir tarih, eşsiz bir mimari, olağanüstü bir doğa ve içten bir misafirperverlik bulacaksınız. Mostar; insanlarıyla, kültürüyle ve geçmişle geleceği birbirine bağlayan hikayeleriyle keşfedilmeyi bekleyen çok özel bir şehir.
Her misafirimiz bizim için kıymetli. Mostar’a gelenlerin buradan güzel anılarla ayrılacağına ve bir gün yeniden Hersek’e dönmek isteyeceğine inanıyorum.
Fulya Omaç




