233 yıllık Rodos Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi

 

Sayfalar sessizdir, etkisi ise derindir… Dünya edebiyatının üç büyük ismi, “İnsanın kendi kendine yapabildiği üç harika ritüelden biri kitap okumaktır.” diyen Oscar Wilde, “İki ömrüm olsun isterdim; biri yaşamak, diğeri okumak için.” sözleriyle Johann Wolfgang von Goethe ve “Okumak gıdadır. Okuyan insanlık, bilen insanlıktır.” vurgusuyla Victor Hugo, bu özlü sözleriyle kitap okumanın önemini, kitapların dönüştürücü gücünü ve bilginin karanlığa karşı en güçlü ışık olduğunu yalın ama etkileyici bir dille özetliyor.

Kitap okumak, insanın düşünce dünyasını genişleten, sorgulama ve empati kurma becerisini derinleştiren bir yolculuk… Kütüphaneler ise bu yolculuğun kapılarını herkese aralayan, okuma alışkanlığını besleyen ve bilgiye erişimi kolaylaştıran en önemli duraklar.

Antik çağdan itibaren kütüphaneler, raflarındaki her eseri zihinsel özgürlüğün en güçlü kalesi ve keşfedilmeyi bekleyen birer hazine olarak geleceğe taşıyor. Asurbanipal’in Ninova’da kurduğu ilk arşivlerden antik dünyanın en önemli bilgi merkezlerinden biri haline gelen İskenderiye Kütüphanesi’ne, Pergamon’un parşömeni geliştiren birikimi Bergama Kütüphanesi’nden Efes Celsus Kütüphanesi’ne uzanan süreçte, bilgi sistemli biçimde kayıt altına alındı ve nesiller arasında aktarıldı. Bu miras, Türk ve İslam dünyasında da eğitime verilen değerle birlikte gelişimini sürdürdü.

Uygurlardan Abbasilere, Selçuklulardan Osmanlı’ya uzanan süreçte kütüphaneler yaygınlaştı. Vakıf geleneğiyle güçlenen bu yapılar, saraydan çıkarak, toplumun her kesimine açık bilgi merkezlerine dönüştü. Özellikle Osmanlı döneminde imparatorluğun dört bir yanına yayılan kütüphaneler, kültürel birikimin korunması ve aktarılmasında belirleyici bir rol oynadı.

Osmanlı Devleti’ne çeşitli dönemlerde başkentlik yapmış İznik, Bursa, Edirne ve İstanbul gibi merkezlerin dışında, imparatorluğun geniş hinterlandında da kütüphane geleneği kültürel bir ağ gibi örülerek hızla yerleşiklik kazandı. 1537’de Saraybosna’da açılan Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, 1829’da Lefkoşa’da kurulan Sultan II. Mahmud Kütüphanesi ve Rodos’taki Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, bu kültürel birikimin farklı coğrafyalarda varlığını sürdüren önemli örnekleri arasında yer alıyor.

Tarihi kütüphaneler ağının Akdeniz’deki en görkemli halkası olan Rodos Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, adanın kültürel dokusuna işlenmiş Osmanlı izlerini günümüzde de tüm canlılığıyla yaşatıyor. Kütüphane 170 yıl bu amaçla kullanıldıktan sonra 1963 yılından bu yana müze olarak hizmet veriyor.

Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi, Osmanlı’nın Rodos’taki kültürel izlerini ve bilgiye verdiği değeri yansıtan en önemli eserlerinden biri. 18. yüzyılın sonlarında, 1793 yılında Rodos Valisi Hafız Ahmed Ağa tarafından vakıf geleneğiyle kuruluyor. O dönem için sadece kitapların bulunduğu bir yer gibi. Burası aynı zamanda bir ilim merkezi, bir buluşma noktası. Dönemin eğitim ve düşünce hayatına katkı sunan bir merkez niteliği taşıyan yapı, zengin ve özgün koleksiyonuyla adada görev yapan devlet görevlilerinden ilim insanlarına, eğitim imkanı kısıtlı çocuklardan seyyahlara kadar çok geniş bir kesime kapılarını açmış.. Köklü bir geçmişe sahip yapı, Rodos’un Müslüman, Ortodoks ve Yahudi toplumlarını bir araya getiren sosyal bir merkez olmasıyla da büyük önem taşıyor ve günümüzde de bu tarihsel değerini koruyor. Hem kütüphane hem de yazma eser koleksiyonu, Rodos’un Osmanlı döneminden kalan en dikkat çekici izleri arasında yer alıyor.

Kütüphanede yaklaşık 2 bin 450 eser bulunuyor ve her biri tarihin farklı bir dönemine ışık tutuyor. Selçuklu döneminden kalma, yaklaşık 851 yıllık eserler var. Bunun yanında Osmanlı dönemine ait 147 Kur’an tefsiri de koleksiyonun önemli parçaları arasında yer alıyor. Osmanlıca, Arapça ve Farsça olmak üzere üç farklı dilde yazılan eserlerin arasında fetih dönemine, yani 15. ve 16. yüzyıla uzanan Kur’an-ı Kerim örnekleri görülmeye değer.Ayrıca Sakal-ı Şerif de kütüphanede muhafaza edilen en kıymetli emanetler arasında dikkati çekiyor.

Hafız Ahmed Ağa Kütüphanesi adanın kültürel çeşitliliğini yansıtan çok özel bir miras olarak yaşamaya devam ediyor.

Fulya Omaç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu