Köyden gelin çıkarma

Köy düğünlerinin o “muhteşem” dedirten havası çok başkadır; hani günlerce konuşulur, yorgunluğu bile insana keyif verir. Meydanda dönen o bitmek bilmeyen halaylar, kurulan dev sofralar, gencinden yaşlısına herkesin tek bir yürek olup eğlenmesi… Hele bir de hava tam kıvamındaysa, neşeniz ve enerjiniz bol olduysa değmeyin keyfe!

Hele bir de eş dost akraba yıllar sonra herkesi bir arada görmek en güzel duygu,anılar biriktirdiğin bol bol fotoğraf karesi aldığım unutulmuş akraba ilişkilerini pekiştirmek dayı kızı teyze oğlu görmek hatta  kuzen olan çocuklarımızın o anda bir araya gelip kaynaşmaları en güzel anlarımız…

İşte köy düğünlerini asıl “muhteşem” yapan, o şehirdeki salon düğünlerinin asla yerini tutamayacağı şey tam olarak bu!

Günlük hayatın koşuşturmacasında, iş güç arasında aylarca, bazen yıllarca görüşemediğin ne kadar eş, dost, akraba varsa hepsi tek bir gün, tek bir meydanda toplanıyor. Uzaktan gelenlerin hasret gidermesi, eski günlerin yad edilmesi, o tatlı telaşın hep birlikte sırtlanması… Sadece gençlerin evlenişini değil, aslında sülalenin, köylünün birbirine ne kadar bağlı olduğunu kutlamak gibi oluyor.

​Herkesin bir arada olduğu, yüzlerin güldüğü o kalabalık sofraların ve hep beraber çekilen o omuz omuza halayların keyfi gerçekten hiçbir şeyde yok. İnsana yalnız olmadığını, kocaman bir ailenin parçası olduğunu derinden hissettiriyor.

​Gözümüzün aradığı, uzun zamandır görmediğimiz ve bu düğün vesilesiyle sarılıp hasret giderdiğimiz kimler vardı kimler…

Belli ki o davulun sesi sadece köyü değil, herkesin içini titretmiş! Anlatırken bile o coşku, o muhteşem atmosfer buraya kadar ulaştı.

Siz hiç köy düğünlerini gittiniz mi?

Anadolu’nun köylerinde gelin alma (gelin çıkarma), düğünün en duygusal, en hareketli ve geleneğin en yoğun yaşandığı andır. Bölgeden bölgeye küçük değişiklikler gösterse de, yüzyıllardır süregelen ve canlılığını koruyan temel köy gelin alma adetlerini bizzat benimde gittiğim köyden gelin alma heyecanımı aktarmaya çalışayım…

Oğlan evi, akrabaları ve köylülerle birlikte araç konvoyu (eski adıyla at arabaları veya atlar, şimdilerde süslenmiş arabalar) oluşturarak davul zurna eşliğinde kız evinin kapısına dayanır. Gelin almaya ne kadar coşkulu gidilirse, düğünün şanı o kadar yüksek olur.

​Kız evine varıldığında gelin odasının kapısı gelinin kardeşleri, yakın arkadaşları veya kuzenleri tarafından kilitlenir. Oğlan evi içeri girmek istediğinde “Kapı açılmıyor, anahtar dönmüyor” denerek damattan veya babasından yüklü bir bahşiş istenir. Bahşiş alınmadan kapı kesinlikle açılmaz.

​Geline ait çeyiz sandığı evden çıkarılacağı sırada, gelinin erkek kardeşi veya küçük bir yakını sandığın üzerine oturur. “Bu sandık çok ağır, kalkmıyor” diyerek damat tarafıyla pazarlığa girişir ve bahşişini almadan sandığın üzerinden kalkmaz.

Gelin evden çıkmadan hemen önce, gelinin babası (yoksa abisi veya amcası) dualar eşliğinde gelinin beline üç kez dolayarak kırmızı bir kuşak bağlar. Bu kuşak; iffeti, gayreti, ailenin namusunu ve yeni evindeki sabrını simgeler. Kuşak bağlanırken evde genellikle duygusal anlar yaşanır, gözyaşları dökülür.

Gelin, bekar arkadaşlarının isimlerini gelinliğinin altına yazar. Düğün sonunda ismi ilk silinen veya en çok silinen kişinin ilk önce evleneceğine inanılır.

Sıra geldi en anlamlı en duygusal anlara;

Gelin, babasının kolunda evden çıkarılır. Bu sırada davul zurna hüzünlü bir melodi (genellikle ağıt havasında) çalmaya başlar. Gelin, anne ve babasının elini öperek helallik alır. Kız evinin kapısı önünde dualar okunur.

​Gelin arabası köyden çıkarken, köyün gençleri veya çocukları yol üzerine ip gererek, taş koyarak ya da bizzat önüne durarak konvoyun önünü keser. Damat tarafı zarf içinde bahşiş dağıtarak yolu açtırır. Artık gelini köyden alıp damat beyin  mahallesine doğru yola çıkılır.

Oğlan evine varış, o muhteşem günün en coşkulu ve geleneklerin en yoğun yaşandığı final sahnesidir! Davul zurnanın sesi bu kez daha da gür çıkar, çünkü oğlan evi gelini sağ salim yuvasına getirmenin gururunu ve neşesini yaşar.

Gelin, oğlan evinin kapısına geldiğinde arabadan hemen inmez. Kayınvalide ve kayınpederden geline ne hediye (tarla,altın vb.) verileceği yüksek sesle ilan edilir. Buna “gelin indirmelik” (yüz görümlülüğü) denir.

Gelinin eline toprak bir testi verilir ve kapı eşiğinde yere atıp kırması istenir. İnanca göre bu testiyle birlikte evdeki tüm kötülükler, nazarlar ve evdeki olumsuzlukların, kırgınlıkların yok olması amaçlanır.

Gelin arabadan inip eve doğru yürürken, başının üzerinden bozuk para, buğday, pirinç ve şeker atılır. Bu adet; yeni evlilerin hayatı boyunca kıtlık görmemesi, evlerinin bereketli, yuvalarının ise şeker gibi tatlı olması için yapılır. Arkadan gelen çocuklar da yerdeki bozuk paraları toplamak için birbiriyle yarışır.

Gelin eve adımını attıktan sonra coşku doruğa çıkar. Oğlan evinin kapısında, bahçesinde veya köy meydanında damat, sağdıç ve arkadaşları davul zurna eşliğinde son bir kez kurşun atar gibi coşkulu bir hoş geldin halayı çekerler. Eş, dost, akraba tebrikleri kabul eder, herkes birbiriyle kucaklaşır.

Gelin odasına yerleştikten sonra, uzaktan yakından gelen tüm misafirler için kurulan dev kazanlardaki düğün yemekleri (keşkekler, etli pilavlar, çorbalar) ikram edilir. Yemek sonrasında da o tatlı yorgunlukla çaylar içilir, sohbetler edilir.

​Artık mutluluk zamanı onlar ersin muradına. Biz gelini köyden aldık…

Derya Sucukçu

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu