Zafer kazanmak ne kadar önemli

Ve zafer, “ Zafer benimdir diyebilenindir”. Tıpkı bundan 100 yıl önce Ata’mızın dediği gibi.

İçimizde taşıdığımız, günden güne büyüttüğümüz korkularımız, zaaflarımız, gururumuz, ezikliğimiz, burnu büyüklüğümüz ve tüm eksiklerimizle  başa çıkmaya ne kadar cesaretimiz var? Kendimizle savaşmak, içimizdeki verimli topraklara ulaşmak ve bir yandan da güzel olan tüm değerlerimizi korumak için ne kadar hazırız ve ne kadar kararlıyız?

 

Kazanılmış en büyük zaferler, kişinin kendine karşı kazandıkları olsa gerek. İnsan bir başkasının karakterine, psikolojisine ya da ruhuna saldırabildiği kadar kendi içindekilere saldıramıyor çoğu zaman.

 

İçimizde iyileşmeyi bekleyen yerlerimiz var. Arada çığlıklarını duyduğumuz, öfkesine katlandığımız, saldırısına uğradığımız ve başa çıkamadığımız. O coğrafyalarda yaratacağımız yeni dünyalar bizim hayat kaynaklarımız. Görmezden gelişimizle kaçıp gidiyor elimizden.

 

İç savaş çıkmasından korkar ya ülkesinde insan, iç savaş varsa dışarıdan da rahatlıkla saldırılabilir çünkü o ülkeye. Kendi içinde iç savaş çıkması ise güçlendirir kişiyi. Dışarıdan gelecek saldırılara karşı tüm kalelerini inşa etmiş, zayıf noktalarını korumaya almış olur çünkü. İnsanın kendisiyle savaşması; yanlışını gördüğünü, çelişkilerini fark ettiğini, düzeltmek istediği alanlar yakaladığını anlatır. İçe dönüşlerde sonsuza kadar huzurlu ve dingin giden bir yolculuk, çok da gerçekçi olmayıp,  bir şeylerin yanlış gittiğinin habercisidir aslında. İç savaş çıkarmak gerekir arada bir özümüzde. Küllerinden doğmak için tamamen yok olmak gereklidir kimi zaman. Kazandığımız zaferde kimse bir madalya geçirmez boynumuzdan. Zaferin tek, en özel ve en değerli getirisini zamanla ve hatta çok uzun yıllar içinde sadece biz görürüz. Kendimize karşı kazandığımız zafer bize nicelerinin kapısını açacaktır ömrümüz boyunca.

 

İnanmak… Teslim olmak… Koşulsuz şartsız kabul etmek… Feda olmaya hazır olmak… Sadece kendinden değil, sahip olduğu her şey ve herkesten vazgeçebilme cesareti göstermek… Sonuçta zafer kazanmak!

 

30 Ağustos Zafer Bayramı da aslında Mustafa Kemal önderliğinde tek vücut olabilmek için, içindeki tüm savaşlardan galip çıkmış bireylerin zaferidir. Din, dil, ırk, cins, yaş ayrımı yapmadan, amaca olan inancıyla yaşayabileceği her türlü zorluğa göğüs germeye, canını feda etmeye hazır Türk Milleti’nin zaferidir. Eğer, herkes kendi içindeki düşmanca duygulara yenik düşseydi, zaferi kutlayanlar gerçek düşmanlar olacaktı. İç dünyamızda taşıdıklarımız bazen en büyük düşmanımız hâline gelebilir. Kendi kendimizi bile yok edebiliriz. Dışarıdan yenilgi almamak için önce kendimizi yenmeliyiz. Tembelliği çalışkanlığa, haseti dostluğa, ataleti harekete, kıskançlığı örnek almaya, yalancılığı dürüstlüğe, ayırmayı birleştirmeye ve tüketmeyi üretmeye dönüştürerek insani duygularımızı güçlendirebiliriz. Böylelikle gelecekte kazanabileceğimiz zaferlerimize en sağlam temelleri kendi ellerimizle atabiliriz. Kazanılmış en büyük zaferler kişilerin kendine karşı kazandığı zaferlerle elde edilir.

 

Önemli olan zafer kazanmak değil, insana yakışır duygu ve yaklaşımlarla hareket ederek kardeşçe yaşamayı öğrenmektir. Hırsın, kavganın, egonun ve doyumsuzluğun sonucu sadece ve sadece kaybetmektir. Ya elindeki ya içindeki toprakları ya da en kötüsü kişiliğini kaybedersin.

Gerçek zaferler var etmenin üzerine kurulanlardır.

 

Ve zafer, “ Zafer benimdir diyebilenindir”.

 

Tıpkı bundan 100  yıl önce Ata’mızın dediği gibi.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu