Yepyeni bir hayat gelir
Yıl 1977.. Plak olacak yapıtlarını ilk dinleyenlerdenim..45 lik plağın A yüzünde “1 Mayıs” B yüzünde “Durduramayacaklar halkın akan selini “ var. İkisi de Sarper Özsan bestesi. 1 Mayıs marşı Ankara Sanat Tiyatrosu’nun oynadığı Ana adlı oyun için yazılmıştı. Diğerinin sözleri ise Bertolt Brecht’ten adapte edilmişti.
Rutkay Aziz’in sahneye koyduğu Ana oyununda Erkan Yücel, Savaş Yurttaş, Yaman Okay, Meral Niron, Erol Demiröz gibi oyuncular rol alıyordu. Sarper Özsan, 1 Mayıs Marşı’nı Rusya’da “Kanlı 1 Mayıs” olarak bilinen 1905 kutlamasının canlandırıldığı sahne için yazmıştı. Tekstte “İşçiler marş söyleyerek girer” cümlesi var ancak marşın ne olduğuna dair bir bilgi yok. Özsan, sözlerini de kendisinin yazdığı bu marşı oyuna dahil ediyor ve 1 Mayıs Marşı ilk kez bu oyunda seslendiriliyor.
Sarper Özsan daha sonraları bu konuda şunları söyledi:
“Buraya nereden, nasıl bir marş bulacağımı bilemedim. En iyisi, benim bu sahneye uygun bir marş sözü yazıp bestelememdi. Sözlerde ve müzikte hem o günlerin ortamına uygun düşecek, ama aynı zamanda bizlerin içinde bulunduğumuz ortama aykırı düşmeyecek bir marş olmasına dikkat ettim. 1 Mayıs Marşı böyle ortaya çıktı. Sözlere günümüzü anlatan dizeler de koymuştum. Müzikte ise oyunun geçtiği yere ve tarihe aykırı düşmeyecek, ama halkımızın da kulağına aykırı gelmeyecek bir yol seçtim. Örneğin, ‘1 Mayıs Marşı’nın ezgisinin temeli, bizim Kürdî dizimizle sol minör dizisinin karışımı sayılabilir. Marşı yazarken sevilebilir ve rahatlıkla söylenebilir bir marş olduğunu düşünüyordum. Ama marşın, oyunun sınırlarını aşıp bu denli yaygın bir duruma geleceğini o gün düşünmem olanaksızdı.”
Marşın ilk kitlesel söylenişi ise Türkiye tarihine “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçen, 1977’de oldu. Taksim’deki kutlamalarda Ruhi Su Dostlar Korosu tarafından seslendirildi. O kutlamada ben de vardım. Miting alanından sağ çıkan şanslılardandım.
22 yaşında bir üniversite öğrencisi Mehmet Çarmıklı, o günü şöyle anlatıyor:
“Arkadaşlarla buluşacağımız yere gitmeyip doğrudan alana gittim gelen kitleyi gözlemleyebilmek için yüksek bir yere çıktım. Girişler yapılıyordu. Alan hıncahınç doluydu.”
Çarmıklı, alanı daha iyi seyredebilmek için Sular İdaresi’nin bulunduğu yapının arasındaki bir yükseltiye çıkıyor:
“Önümüze tren rayları gibi demir bariyerler dikilmişti. Bir tane de ince demir çubuk dikiliydi. Yanımda bir de başka bir kız vardı, o da alanı izlemek için oraya çıkmıştı”
Kendisi orada beklerken birden Tarlabaşı tarafından yapılan girişlerin aniden kesildiğini fark ediyor.
“Tarlabaşı’ndan en son gelen kitle koşarak alana girdi ve o sırada hala giriş devam ediyordu. Sonra bağrış çağrış oldu. ‘Sokmayın içeri’ gibi karmaşık laflar geliyordu. Tarlabaşı’nın görülebilen en uzak mesafesinde bayağı kalabalık bir kitlenin koşmaya başladığını gördüm. “
Tam yükseltiye çıktığında bir el silah sesi duyuyor Çarmıklı.
“Neredeyse başımın üstünden” diye ekliyor. Daha sonra ortaya çıkan fotoğraflarda, gerçekten de Sular İdaresi’nin üstüne konuşlanmış uzun namlulu silahlı insanlardan geliyor o ses.
“Sanki bir sessizlik oldu. Silah sesi ve aradan geçen bir on saniyelik süre… O sırada ben inip bizimkilere doğru koşarak ‘Dikkatli olun ateş ediyorlar provokasyon var!’ demek için hareketlendim. Dememe kalmadı iki el silah sesi daha geldi”
Diğer silah sesinin geldiği yön bu sefer Intercontinental Oteli’ydi.
“Ben tekrar eski yönüme doğru koştum. Beş on saniye daha geçti geçmedi, derken arka arkaya artık nereden atıldığı belli olmayan kurşun sesleri gelmeye başladı. Ben ancak kendimi aşağıya attım, kitle de aniden paniğe kapılıp dağılmaya başladı. Bizim arkadaşların olduğu grup ‘Yere yatın’ komutuyla yere yattı. En doğru hareket oydu ezilmemek açısından.
Bunları uzun uzun anlatıyorum ama neredeyse saniyeler içersinde olan şeyler. Ben aşağıya indim, geriye döndüm. Kız da o kısmını net hatırlamıyorum ya düştü ya inemedi ya da o ince demirin üstüne düştü. Elimi uzattım çekip alabilir miyim diye, eğilmemle birlikte darbeyle ben de yuvarlanmaya başladım. Tabiri caizse kitlenin önünde top gibi yuvarlana yuvarlana gidiyordum. Ayağa da kalkamıyordum. Her ayağa kalkışımda biri çarpıyordu. Herkes yuvarlanıyordu. Derken DİSK önlüğü giyen biri beni ensemden yukarı tutup kaldırdı.”
Yanındaki kızın ölüp ölmediği bilmiyor Çarmıklı. Ancak böğründen giren demiri hala hatırlıyor. Daha sonra basında çıkan yazılardan, o civarda bir kişinin öldüğünü okuyor. Ancak gördüğü ölümler ne yazık ki bununla sınırlı değil. Çarmıklı ayağa kalkıyor ve İstiklal’e doğru koşuyor.
“Asıl olay o sırada Kazancı Yokuşu’nda olmuş. Ölenlerin çoğu orada öldü.” diyor..
Öte yandan Türkiye’de ilk 1 Mayıs şiirinin 1880-1935 yılları arasında yaşayan Osmanlı’nın ilk kadın şairi Yaşar Nezihe tarafından yazıldığını ve ilk 1 Mayıs kutlamasının İzmir’de yapıldığını da hatırlatalım.
Her iki yapıtı da bana dinleten, daha sonra Dervişan grubuyla plağa okuyan bin yıllık dostum Cem Karaca’ydı. Plak çıktı. Cem ile Sarper hakkında dava açıldı.
Plak kapağında şöyle yazıyordu;
“Bu plak radyolarımızda çalınmaz , televizyonda da izleyemezsiniz ancak bir yürüyüşte yüzbinler söyler bir ağızdan ,yarını nasırlı elleri, pırıltılı beyinleri ve gereğinde balyoz gibi yumruklarıyla kuracak olan işçi, emekçi, köylü ve yiğit halkımız söyler”
Gerçekten de öyle oldu. Bugün yine alanlarda söyleyeceğiz 1 mayıs marşını..
“Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez,
Yepyeni bir hayat gelir, bizde ve her yerde.”
Erkan Sevinç




