Yaşanmış acıları yaratıcılığa akıtmak…

2001-2004 ve 2018’den sonra Nick Cave ve Bad Seeds bir kez daha ülke topraklarına geldi

21 Ağustos gecesi İstanbul’da konser sahnesinde oldu Nick Cave ve saz arkadaşları. 2018 konserini izlemiştim ve bu olağanüstü müzik insanına hayranlığım bir kat daha artmıştı. Sahnede olmak istediği karaktere dönüşüyordu.  Her şarkısını hissederek, yaşayarak, yüreğinden gelerek söylüyordu. Yaşarken üzerine üç belgesel çekilmiş başka bir rock sanatçısı anımsamıyorum. 2014’de “Dünyada 20.000 Gün”, 2016’da “One More Time With Feeling” ve 2022’de “This Much, I Know To Be True” adlı belgeseller onun değişen duygu dünyasını yansıtmaya çalışan izlekler sundular.

 

İlki 2014 belgeselinde sahnede olmak istediği insana nasıl dönüştüğünü anlatıyordu. İnsanın midesine yumruk gibi inen müziğinin yanında sahne üstünde seyircisiyle aynı heyecanı yaşayan, onlarla bu denli bütünleşen başka bir sanatçı izlemedim. Her uzanan ele değmek, herkesle temas etmek isteyen bir kimlik… Sanki elleriyle içindeki duyguları aktarmaya çalışan ruhani bir lider… Sahne kenarından yaşlı gözlü hayranlarının uzattığı tişörtlere terini slip iade eden bir duygu adamı. Konserin sonunda seyircisini sahneye davet eden onlarla birlikte yere oturup şarkı söyleyen sıra dışı bir sanatçı.

 

2016 belgeselinde oğlu Arthur’un ölümünden sonra kaydettiği “Skeleton Tree” albümüne akıttığı duyguların ruhani bir müzikle buluşmasını belgeliyordu. Acıyı zorlanarak da olsa yaratıcı bir sürece dönüştürmesini, travmanın hayal gücünün ihtiyacı olan boş alanı doldurduğunu anlatıyordu. Sözcükleri çok sevdiğini buna rağmen sözcüklerin kendisini götüreceği yerleri bilemediğini ve bundan da korktuğunu söylüyordu. Filmin en beğendiğim cümlesi “cehennemde bize söylenenden daha fazla cennet var “oldu.

 

Bu yıl Avustralyalı yönetmen Dominik Andrew imzalı son belgeseli yayınlandı. Son iki albümü “Carnage” ve “Ghosteen”’da yer alan şarkılarını seslendirdiği bir müzik şöleni. 25 yıldır birlikte çaldığı, beste yaptığı multi enstrümantalist Warren Ellis ile ruhani tonlarda yükselen, yaylıların büyüsüyle dokunmuş, daha bir melankolik, daha fazla içini döken bir Nick Cave var. Sözler karanlık fakat umutsuz değil. Kutsal bir kitaptan alıntılanmış gibi şiirsel, akıcı ve betimleyici. Okumayı çok sevdiği İncil’e özenen öyküler gizli şarkı sözlerinde. Arada isyankar tonlara bürünen “Hand Of God” gibi şarkılarda vokaller yükseliyor, büyüleyici bir deneyime dönüşüyor. Yaratıcıyı sorgulayan, elini çek üstümden diyen efkarlı sözler dökülüyor dudaklardan. Cave yazdığı sözlere Ellis’le stüdyoda deneysel arayışlarla müzikal bir kimlik giydiriyor. Saatler hatta günler sürebiliyor. Sıkıcı, sinirlendiren bir sürece dönüşebiliyor. Didişip, ayrı köşelere çekildikleri de oluyor. Sonunda yakaladıkları büyüleyici tonları, harmonileri şarkı sözleriyle birleştiriyorlar.

 

2001 yılında, o zamanlar sürekli takip ettiğimiz Roll dergisinde “Havlayan Örümcek” başlığıyla yayınlanan bir röportaj derlemesinde şöyle diyordu: “Mutluluk üzerine yazmayı sevmiyorum. Mutluluk, tatmin ve güvence günlük rutinlerin sonucu. Benim için önemli olan insanın ister hümanist, ister mistik anlamda olsun mükafatlandırılması değil, cezalandırılması. En sevdiği şarkının da Louis Armstrong’un seslendirdiği Wonderful World olduğunu söylüyor ve bu tezat duruma açıklık getiriyordu : “insanlar beni karamsar ve dert küpü sanıyor ama değilim..”

 

Aradan geçen 21 yılın sonunda artık daha farklı bir insana dönüşmüş durumda. Oğlunun acısını daha fazla üreterek unutmaya çalışmış. Acısını, öfkesini, hayal kırıklığını şarkılara dökmüş. Aynı zamanda insanların dertlerini, düşüncelerini, öfkelerini, hayranlıklarını paylaştığı bir internet sitesi kurmuş: Red Hand Files. Bu “Kızıl El Dosyalarına” gelen her mesajı önemsiyor, hepsine teker teker, uzun cevaplar veriyor. Hayatın anlamını arayıp, kutsarken “onun kontrolü hiçbir zaman bizde olmadı” diyor.

 

“Karşımıza çıkan güçlükler talihsizlikler karşısında çökebiliriz, küsebiliriz fakat sonunda alternatif çareler üretebiliriz. Üretmeliyiz de … Ben artık bu aşamaya geçtim.” Üretmek, üretmek uzun yıllar boyu onun yaşama karşı korunması, zırhı olmuş. Her yeni albümünde kendisini daha güçlü bir şekilde ifade etmiş. Hep bir önceki albümünde yaptığı işin yeterince iyi olmadığını düşünmüş. Hiçbir zaman bir albümü bittiğinde onunla gurur duymamış.

 

İkinci oğlu Jethro’nun da kendi isteğiyle yaşamına son vermesi ona bu yıl yeni bir acı tattırdı. Acılardan sonra nasıl yoluna devam edeceğini artık öğrenmiş bir insan Cave.

 

Bugün mutluluğu geçmiştekinden farklı bir şekilde ifade ediyor. “Sen kimsin ? sorusuna, birkaç yıl önce ben bir müzisyenim, yazarım diye yanıt verebiliyordum. Artık böyle düşünmüyorum. Hayatımda, işimden bağımsız bir anlam bulmak beni mutlu ediyor. Dünya anlamlı bir yer ve insanlar anlamlı varlıklar. Kendimi mesleki tanımlamalardan uzak tutan müzik ve daha başka bir şeyler yapan bir eş, bir baba ve arkadaş olarak görüyorum” diyor.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu