Geçmişin hayaletleriyle yaşamak
Tren Düşleri-Train Dreams-2025/Netflix
Yönetmen: Clint Bentley.
Oyuncular: Joel Edgarton, Felicity Jones, William C. Macy, Will Patton.
“Tren Düşleri-Train Dreams” şiirsel diliyle sıradan bir yaşamı etkileyici bir esere dönüştürüyor. Filmlerin baş yapıt olarak etiketlenmesine karşıyım, buna kesinlikle zaman karar verir. Fakat böylesine sade, basit bir hikayeden bu denli etkileyici bir filme dönüştürmek ustalık işi ve başyapıt düzeyini hak ettiğini düşünüyorum.
Münzevi bir yaşamın, toplumsal her türlü gelişmeden uzak kalıp geçen zamana uzaktan tanıklık yapması, bu kadar mı güzel anlatılır? Suçluluk duygularının esaretinde geçen bir yaşam bu kadar mı etkileyici betimlenir?
Denis Johnson’ın 128 sayfalık bir öyküsünden yola çıkan senaryo ayni zamanda yönetmen Clint Bentley ve yazar Greg Kwedar’ın katkılarıyla mükemmel bir sinema deneyimine dönüşmüş. Tren metaforunda bir hayalin hem gerçekleşmesi hem de yıkımı var. İlerlemenin, endüstriyel dönüşümün yaratıcılarını yok edişi, gördükleri ucube karşısında “biz ne yaptık” deyişleri saklı.
Oduncu Robert Granier (Joel Edgarton) demiryolu işçisi olarak da yılın belirli zamanlarında rayları çakarak hayatını kazanır. Hayatını hayranı olduğu ormandan kopmadan yaşayan bir adamdır. Doğayı derin soluyarak, ağaçları uzun uzun seyrederek, hissederek mutlu olan bu adam günün birinde tanıştığı Glady (Felicita Jones) ile kurduğu yuvanın da ağaç bir bungalow olması doğaldır. Öncesinde çayır üzerinde taşları yerleştirerek kurarlar planı. 1917’nin Amerika’sı gelişmeye aç saldırgan zihniyetlerin kurbanı olmak üzeredir, Çinli bir işçinin yanlış çaktığı demiryolu çivisinden dolayı köprüden atılarak katledilmesi gelecek kapitalizmin ilk vahşi adımlarıdır. Bu sahne hayatı boyunca Granier’nin aklından çıkmaz. O işçinin ölümüne neden mani olmamıştır? Çinli kabuslarının parçası olarak zihnini asla terk etmez. Çok sevdiği kızı Kathy ve eşi Glady evden uzakta çalışmaya gittiği bir dönemde çıkan orman yangınında kaybolup giderler. Granier’nin tüm hayalleri, umutları onlarla birlikte kaybolurlar. Onları beklemekle geçecek bir ömrün başlangıcıdır. Ölü bedenleri bulunmadıkça bir gün geri dönecekleri umudu içinde yaşamaya başlar.
Will Patton’ın anlatıcı sesi filme ruhani bir atmosfer veriyor. Terence Mallick ustanın “Tree of Life”() tarzı bir şiirsellik Adolfo Velosa’nın enfes doğa görselliğiyle birleşiyor. The National grubundan Bryce Dessner’in bestesine Nick Cave’in kendi yazdığı sözlerle seslendirdiği “Train Dreams” son zamanlarda dinlediğim en büyüleyici şarkı. Atmosferin hüznüyle bütünleşiyor.
William C. Macy patlayıcı uzmanı Arm Peeples olarak kısa rolüne rağmen unutulmaz bir karakter yaratıyor. Granier’nin hayatında bağlayıcı, uyandırıcı bir karakter.
Joel Edgarton ise kariyerinin en iyi performansını sergiliyor. Konuşmayan bir adamın içindeki duygu fırtınaları bu kadar mı güzel yansıtılır? Oyunculuğun en zor işlerinden birisinin altından olağan üstü kalkıyor.
Ağaçlara çivilenmiş hava koşulları nedeniyle hırpalanmış ve ne zamana ait olduğu belirsiz botların arkasında acaba hangi hikayeler vardır? Kimindiler? Buraya hangi yollardan geldiler? 20 yıl boyunca aynaya bakmamış, hiç telefonla konuşmamış, ormanından çıkmamış bir adamın yaşama ve yaşamının son demlerinde bakışı hüzün dolu.
Emin Yeğinboy




