Bir Yörük Evi… Bir Kayıp… Bir Direniş…

Başarı yalnızca bir fikre sahip olmak değildir; o fikre sadık kalabilmektir.
Bazen bir hayal, sahibini kaybetse bile yaşamaya devam eder. Yörük Evi işte tam da böyle bir yer.

Hafize Bağarkası için burası yalnızca bir işletme değil. Eşi Yılmaz Bağarkası’nın hayalini, kültüre dönüşmüş bir hatıraya emanet ettiği bir yaşam alanı. Eşini 2013 yılında kalp krizi sonucu kaybettikten sonra, bu yük omuzlarına kalmış. Kapatmak yerine, sahip çıkmayı seçmiş.

Onun deyimiyle:“Eşim burayı hayalleriyle kurdu, ben de bu hayalleri yaşatmak için buradayım.”

Hafize Hanım, Yılmaz Bağarkası’nı anlatırken sesi yavaşlıyor, gözleri doluyor.
“Eşim yirmi yıl Bornova Büyük Çarşı’da marangozluk yaptı,” diyor. “Sonra inşaat malzemeleri satan bir iş kurdu ama asıl hayali, Kayadibi Köyü’nde babasından kalan evi Yörük kültürünü yaşatan bir mekâna dönüştürmekti.”

Çocukluğunu Kayadibi Köyü’nde geçiren Yılmaz Bağarkası, annesinin ve köydeki Yörük kadınlarının yaşam biçiminden derinden etkilenmiş. Hafize Hanım, eşinin bu günleri anlatırken gözlerindeki ışıltının kendisini hep etkilediğini söylüyor.

“O heyecan, bu kültürün yaşatılmasının ne kadar önemli olduğunu anlatıyordu.”

Aslen İzmir’in Çandarlı ilçesinde doğup büyüyen Hafize Bağarkası için bu coğrafyada yaşamak ilk başta herkesi şaşırtmış. “Deniz kenarında büyümüş birinin dağ köyünü seçmesi garip geliyor insanlara,” diyor.Sonra ekliyor:
“Ben buna hep şöyle bakıyorum: Üstlendiğimiz misyonlar, bizi ait olduğumuz yere götürüyor.”

Eşinin vefatından sonra hayatında büyük bir boşluk oluşmuş. Ancak Yörük Evi, bu boşluğun içinde bir tutunma dalı olmuş.
“Hayatım boyunca çalışmamıştım,” diyor. “2010’da burayı açtığımızda eşime yardım etmeye başladım. Sanki gideceğini biliyormuş gibi, bana buranın nasıl işletileceğini tek tek öğretti.”

Üç yıl içinde birlikte bu mekânı adeta bir cennete dönüştürmüşler.

“Yaşasaydı, hayali olan Yörük öğretisi projesini çok daha ileriye taşırdık,” diyor sessizce.

Yörük Evi’nin kapısından içeri adım attığınız anda zaman yavaşlıyor. El halıları, keçe örtüler, duvarda asılı eski bir kalpak, köşede duran yayık… Her obje geçmişten bir hikâye fısıldıyor.Burası yalnızca bir mekân değil; bir hafıza alanı.

Hafize Bağarkası’nın hayali, Yörük Evi’ni aynı zamanda bir öğrenme alanına dönüştürmek. Bu amaçla üst kat “çocuk evi” olarak düzenleniyor. Burada çocukların Yörük el sanatlarını öğrenebileceği, resim yapabileceği ve kişisel gelişimlerini destekleyen etkinliklerin yapılması planlanıyor.Bahçede dolaşan kuzular, tavşanlar ve ördekler ise çocukların doğayla bağ kurmasını sağlıyor.

“Çocuklar artık her şeye şişe ve ambalaj içinde ulaşıyor,” diyor Hafize Hanım.
“Ben bunun bir hastalık nedeni olduğunu düşünüyorum. Çocuklar meyveyi dalından koparsın, toprağa dokunsun, hayvanlarla tanışsın istiyorum. Bu yüzden buranın doğallığını hiç bozmuyorum.”

Söyleşimiz boyunca misafirperverliğini de esirgemiyor. Odun ateşinde pişen el açması gözleme, ev yapımı yoğurttan ayran ve semaverde demlenen çay… Tatlar, sohbet kadar kalıcı izler bırakıyor.Burası bir işletmeden çok, sıcak bir aile ortamı hissi veriyor.

Hafize Hanım sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Hayat bize birçok zorluk sunar. Ama önemli olan, sevdiklerimizin hayallerinin aslında bizim ortak hayallerimiz olduğunu fark etmek. Yörük çadırı, eşimin benimle paylaştığı hayallerin bir parçası olmaya devam edecek.”

Unutmayalım; hayaller, onları kuranlarla sınırlı kalmaz.
Onlara sahip çıkanlar olduğu sürece yaşamaya devam eder.
Yörük Evi, her yeni güne geçmişin izleri ve umutla merhaba diyor.

Buket Işıkdoğan Köse

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu