Bitmeyen bir takıntının sergilenmesi
Masumiyet Müzesi-Netflix-9 Bölüm
Bir adamın sevdiği kişiye ait nesneleri toplayarak bir müzeye dönüştürmesi neyin ifadesidir? Ayni kişinin, Nobel ödüllü bir yazara giderek yaşadığı aşkı yazmasını istemesi de, takıntısının uzantısı değil midir? Orhan Pamuk “Masumiyet Müzesi” adlı romanında böyle bir aşkı anlatır. Kemal ve Füsun arasında yaşananlara aşk tanımlamasından daha çok, patolojik bir takıntının uzantısı olarak bakmak daha doğru olur. Kemal’in bakış açısından ve onun anlatısıyla okuduğumuz eseri temelde Lacan’cı bir yaklaşımla yorumlayacak olursak; arzu bir eksiklikten doğar, erişilemezdir, erişildiği anda da tüm anlamını yitirir. Ve arzu asla masum değildir. Füsun’a ait objeleri sergilemesi dolayısıyla bir masumiyet ifadesi olamaz, sadece Kemal’in bakış açısıdır. Müze Kemal’in narsistik ruh durumunun aynasıdır. Kendisini aklama isteğidir. Sınıfsal üst konumda olarak sahiplenici, denetleyici olmaya alışmış, Füsun’un yaşamında bir özneye dönüşmesine izin vermemiştir. Onu her zaman kontrol alanında tutmuş ve en sonunda nesnelleştirmiştir. Masumiyet sadece kurgudur. Ve burada da romanın ironisi gizlidir. Müzedeki her vitrin şunu fısıldar “bakın ne kadar sevdim.” Bu durum Füsun’un hikayesini değil Kemal’in aşk anlatısını sabitler. Yoksa bir insan sevdiğinin 4213 sigara izmaritini, küpesini, kabını, çatalını ve bunca eşyasını neden toplayıp, biriktirsin ki… İnsan normalde yastan kaçar içine sığınmak istemez. Bu Kemal’in ruhunda acıdan beslenen, tatmin olmayan bir arzu döngüsü yaratır.
Bu özel roman bir belgeselden sonra şimdi de, 9 bölümlük bir Netflix dizisi olarak karşımıza geldi. Yönetmen koltuğunda Zeynep Günay’ın oturduğu dizide öncelikle 70’li yılların Türkiye’sinden özenli dönem canlandırması dikkat çekiyor: 110 farklı mekan tasarımı, 1000 üzerinde kostüm kullanılmış, sokaklar düzenlenmiş. Şüphesiz arada CGI destek de alınmış.
70’li yılların İstanbul’unda, üst sınıf yaşamının önde gelen karakterlerinin batılılaşma sevdası, yer yer parodi havasında. Hikaye 80 darbesini de uzanıyor ve bir ayva rendesi üzerinden askeri mantıksızlığı hicvediyor.
Zengin aile çocuğu Kemal ve kendinden yaşça küçük, alt sınıftan tezgahtar Füsun arasında başlayan aşk, Kemal’i açıklanması kolay olmayan çelişkilere sürükler. Kemal üst sınıftan Sibel ile nişanlanma aşamasındadır. Paris tahsilli Sibel sosyetede tanınmış bir kimliktir, Kemal’in ailesi tarafından da onaylanmış bir partnerdir. Tesadüfen alışveriş için girdiği Şanzelize Butikte karşılaştığı Füsun’a ilk görüşte aşık olur. 18 yaşına yeni girmiş, üniversite sınavlarına hazırlanan, çiçeği burnunda bir genç kızdır. Üstelik anne tarafından da akrabalıkları vardır. Kemal aşkından ne kadar başı dönse de sosyal statüsü gereği Sibel’den ayrılmayı, nişanı bozmayı düşünmez. Öncelikle çok sevdiği babasının desteğini kaybetmek, göze alamayacağı bir risktir. Her öğleden sonra Merhamet Apartmanında annesine ait dairesinde tutkulu sevişmeleri nişan gününe kadar devam eder. Nişandan sonra da ilişkiyi bu şekilde sürdürme düşüncesindedir. Füsun’un aniden ortadan kaybolmasıyla acı çeken depresif bir bireye dönüşür.
Oyunculuklarda Selahattin Paşalı nüanslı oyuncuğuyla çok iyi bir performans sunuyor. Ne romantize edilebilecek bir karakter, ne de tam bir şımarık zengin çocuğudur. Karşısında Füsun’u oynayan Elif Lize Kandemir canlandırdığı karakteri fiziğiyle mükemmel birleştirmiş. Hele son bölümdeki değişken halleri Fransız Béatrice Dalle’ın atarlı karakterlerini anımsattı. Sibel’de avrupai havasıyla dönemin arayışlarına uyan Oya Unustasu çok iyi bir seçim olmuş. Zaten dizi kadrosu şampiyonlar ligi gibi ; Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar, Ercan Kesal, Gülçin Kültür Şahin, Onur Ünsal…
Müziklerde de anı yakalayan sözleriyle seçilmiş şarkılar harika. Neler var dersek: Neco’dan “Seni Bana Katsam”, Kamuran Akkor’dan “Bir Ateşe Attın Beni”,Ajda Pekkan’dan “Bir Günah Gibi”, Zerrin Özer’den” Her Şey Seninle Güzel” …
Son yıllarda Netflix sponsorluğunda çekilen yerli dizilerde gözle görülür bir çıkış var. Bu dizide de tecrübeli yönetmen Zeynep Günay (Öyle Bir Geçer Zaman ki, İstanbullu Gelin, Kulüp,) katkısının büyük olduğu muhakkak. Orhan Pamuk’ta dizide yazar olarak bizzat gözüktüğü kısa sahneler dışında da sete gelerek ve senaryo yazım aşamasında eserin orijinal havasını mümkün olduğunca yansıtmaya çaba göstermiş.
Emin Yeğinboy




