16 dalda Oscar adayı

Sinners-Günahkarlar-2025-HBO Max
Yönetmen: Ryan Coogler.

Oyuncular: Michael B. Jordan (Stack, Smoke), Miles Caton (Sammie Moore), Jack O’Connell (Remmick), Delroy Linda(Delta Slim), Hailee Steinfeld (Mary), Andrene Ward-Hammond (Ruthie).

Şeytanın müziği olarak adlandırıldı Blues 20. yüzyıl ortalarında. Amerika’nın güneyinde filizlenmiş yaşamın zorluklarını, isyan ruhunu, aşkı, şehveti işleyen ve kaçınılmaz bir şekilde muhafazakarlığa karşı çıkan bir müzikti. Daha doğrusu beyaz sınıfın ahlak anlayışı böyle tanımlamayı tercih ediyordu. Irkçılık gereği…

Irkçılığın kanunlarla yazıldığı yıllarda bu müzik Afro-Amerikalıların sığındığı bir mecraydı. Geceleri dökük mekanlarda çalınır, eğlencenin başlaması için zencilerin pamuk tarlalarından dönüş saatleri beklenirdi. Müziğin ruhu ve ritmi herkesi içine alacak kıvrak danslarla, uhrevi gitar sololarıyla, zenci ırkının muhteşem sesleriyle hipnotik bir eğlenceye dönüşürdü. Eğlencenin ırkçılığa karşı bir başkaldırı olması kaçınılmazdı.

Blues müziğin ilk gitar icracılarından Robert Johnson için anlatılan şehir efsanesine göre, müzikte başarı olmak karşılığında bir yol kavşağında ruhunu şeytana satmıştı. Şeytanla iş birliği metaforik anlamda beyaz dindar Amerikalıya da bir meydan okumaydı.

Blues ruhunu yansıtan “Günahkarlar- Sinners” filmi işte böyle bir ruhun yansıması. 89 yaşında olmasına karşın hala konser veren son Blues efsanesi Buddy Guy’ın da küçük bir rol aldığı ve “Travellin’” şarkısını seslendirdiği film, Blues müziğe övgü, Afro Amerikan kökenlerine politik bir bakış niteliği de taşıyor.

İlk çıkışını “Fruitvale Station” ile 2013’de Sundance’da büyük ödülü kazanarak yapan, sonrasında “Creed”, “Black Panther” filmlerini yöneten Ryan Coogler 30’lu yıllarda Mississippi deltasında geçen bir vampir hikayesi anlatıyor. İçten, çoşkulu, zenci ruhuyla sarmalanmış bir anlatımla sunuyor. Jim Crow yasalarının ırkçılığı zorunlu kıldığı, alkol yasağının da sürdüğü yıllardır.

Vampir hikayesi damarını Clarksdale’de ikiz kardeşler Smoke ve Stack tarafından açılan bir bar üzerinden ilerliyor. Michael B. Jordan mükemmel bir oyunculukla canlandırdığı ikiz kardeşler (teknik olarak da hiçbir eklenti hissi yaratmıyor) satın aldıkları eski bir kereste fabrikasında açacakları Juke Joints adlı barda zencilere eğlence yanında kaçak İrlanda birası, İtalyan şarabı satacaklardır. Bu iş için ceplerinde deste deste parayla gelen ikizlerin servetlerini Chicago’daki yer altı faaliyetleriyle kazandıkları bilinir. Hatta Al Capone’la ortak iş yaptıkları söylentisi bile vardır.

Yetenekli Blues gitaristi kuzen Sammie (Miles Caton) ilk açılış gecesinde sahne alacaklar arasındadır. Babasının papaz olması ona vaftiz oğlan lakabını kazandırmış olsa da kendi müzisyen kimliğini kazanmanın peşindedir. İnanışa göre esaslı bir müzik yeteneğine sahip ustalar yaşamla ölüm arasındaki ince tülü yırtabilir, geçmişin ve geleceğin ruhlarını çağırabilirlermiş…

İkizlerin geçmişteki kadınları Mary (Hailee Stainsfeld) ve Ruthie barın açılışında her ne kadar erkeklerine kızgın olsalar da ellerini taşın altına koyarlar. Açılış muhteşem başlar, dans, müzik her şey blues damarından akar gider. Kıvrak danslar ve Sammie’nin uhrevi gitar tınıları ahaliyi kopartır.

Kapıya gelen 3 beyaz, müzisyenin içeriye girmek için “davet” istemesi havayı bir anda bozar. Kimdir bu adamlar? Zenci barında insani eşitlikten, müzik çalmaktan bahsederler. 30’lu yıllar için aykırı bir durum. Tabi ki içeri alınmazlar. Lider konumundaki Remmick (Jack O’Connell) ve saz arkadaşları kapı önünde İrlanda ezgileri çalıp söylemeye başlar. Vampir iç güdülerinin harekete geçmesiyle film bambaşka bir türe geçer. Tarantino’nun “Günbatımından Şafağa” filmini sollayan bir kan banyosu başlar.

Cogler türler arasında dolaşırken filmin duygusal yapısını asla ihmal etmiyor. Juke Joint’a girmeden önce karakterlerinin yaşamlarında bizi uzunca süre dolaştırıyor. Onlarla tanışıp, seviyoruz hele Delta Slim’de Del Roy Lindo’un veya Perline’da Jayme Lawson’un hastası oluyoruz. Zenci ruhu ve blues birleşimi beyaz vampirlerin ortaya çıkmasıyla farklı bir türe zıplıyor. “Kapan-Get Out”’da benzer bir formülü başarıyla harmanlamıştı. Cogler’da türleri birleştirmede, siyasi duruşunu yansıtmakta çok başarılı. Ayni başarıyı oyuncu seçiminde ve kurguda tekrarlıyor. 16 mm IMAX teknolojisi kullanan görüntü yönetmeni Automn Durald Arkapaw göz alabildiğine uzanan pamuk tarlalarından, karanlık iç mekanlar arasında mekik dokurken, harika resimler sunuyor.

Ludwig Göransson’un müzik seçkileri her türlü övgüyü hak ediyor. Ruhunu yakalayan filmin, Buddy Guy’ın kendi barında yaptığı final sekansı unutulmaz. 89 yaşındaki efsane yaşamında ikinci kez bir filmde çalmış. Çok da heyecanlanmış.

Jack O’Connell’ın yer aldığı İrlanda folk şarkısı “Rocky Road to Dublin” eşliğindeki vampir dansı Michael Jackson’ın “Thriller” klibinden sonra izlediğim en yaratıcı işlerden birisi.

Emin Yeğinboy

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu