Kişisel Algılama(k)

Gün içinde farklı ortamlarda çok sayıda kişiyle iletişim halindeyiz.

Böyle olunca da söylenen sözlerden bazıları bizleri incitebiliyor, iç dünyamızda şiddetli fırtınalara, depremlere yol açarak yıkımlara sebep olabiliyor. İncinmenin ardından gelen süreçte, öncelikle bizi incittiğini düşündüğümüz kişiye karşı tavrımızı değiştirebiliyor, konuyu kafamıza takıp her düşündüğümüzde daha da sinirlenebiliyor, hatta bazen yakın arkadaşlarımıza anlatırken -ve belki de onlardan aldığımız onayla- öfkemizi daha da artırabiliyoruz. Bu gibi durumlarda sorulması gereken doğru soruyu bulmak son derece önemli. Bu sorunun cevabını da bulduğumuzda belki de verdiğimiz tepkilerin ne kadarını yaşamamızın bize faydalı olduğunu ya da insani açısından normal olduğunu fark edebiliriz.

Peki, sormamız gereken doğru soru nedir?

OLAYI/DURUMU/SÖYLENENİ KİŞİSEL ALGILIYOR OLABİLİR MİYİM?

Bu, kazançlı çıkacağımız bir değerlendirme yapmamız için doğru soru olabilir.

Kişisel algılama durumunu yaşıyor olabileceğinizi fark etmenizi sağlayacak bazı gözlemler yapmak yaklaşımınız konusunda karar vermenizi kolaylaştırabilir.

  1. Konu sizin karakterinizle, yaptıklarınızla değil tamamen anlatıcının ifade ettiği kişi/kurum ya da durumlarla ilgili olabilir. Sizin şahsınıza doğrudan söylendiğinden emin olmadan önce

“Daha geniş bir perspektiften bakarsam burada gerçekten ne söylemek istiyor olabilir?”

sorusu olayları kendi merkezinizden çıkarmamızı sağlayabilir. Bazen sanki hayatın merkezi bizmişiz gibi algılama eğilimimiz olabilir. Yani söylenen her şey bize söyleniyor, yapılan her şey bizim için yapılıyor gibi düşünebiliriz. Bu, kendi kendimize yarattığımız bir yanılsamadır. Ve bazen kendimizi iyi hissetmemizi sağlasa da bazen de bize zarar verebilir. İşte tam o an, bunu yaşıyor olabiliriz. Doğru soru ile de içinde bulunduğumuz sıkıntılı durumdan kurtulma şansını yaratabiliriz.

“Söylenenler kişinin deneyimleriyle ilgili olabilir mi?”

şeklinde bir soru ile durumu ele almak, farklı bakış açılarından değerlendirme yapmamıza yardımcı olabilir. Sizi kırdığını düşündüğünüz kişi gerçekten de sizden bağımsız olarak deneyimlerini sizinle paylaşıyor olabilir. Yani aslında konunun sizinle değil, tamamen kişinin deneyimleriyle ilgisi olabilir.

Karşı taraf bize algınızın hatalı olduğu konusunda bir geri bildirim veriyorsa;

“Gerçekten yanlış algılıyor olabilir miyim?” ya da “Yanılma payım olabilir mi?” diye kendimize sorarak, karşı tarafı yargılama ve eleştiri kıskacına almaktan bir an olsun kurtulabilir ve kendimizi daha objektif değerlendirme şansı bulabiliriz.

“Değer mi?”

Belki de en önemli soru bu olabilir. “Varsayalım ki karşı tarafa öfkelenmekte, kızmakta, tavır koymakta haksızım. Kaybedeceklerim buna değer mi?”

“Ne kaybediyor olabilirim ki?”

Bu sorunun cevabını gerçekçi ve objektif verebilmek bir hatanın eşiğinden dönmekten bizi alıkoyabilir. “Ne kaybediyor olabilirim?” Gerçekten ne kaybediyor olabiliriz? Saygınlığımızı? Öfkelenerek geçirdiğimiz kayıp zamanlarımızı? Sağlığımızı? Paylaşacaklarımızı? Yakınlığımızı? Arkadaşlığımızı? Bir fincan kahvenin hatırını? Peki, değer mi, sorusunun cevabı zihnimizde kuşkuya yer vermeyecek şekilde; evet mi? İçimize siniyor mu?

Kendi, deneyimlerimiz, koruma isteğimiz ya da kabul etmek istemesek de eksiklerimiz değerlerimize ya da bize saldırıldığını düşünmemize yol açabilir. Ya da aslında sadece ve sadece biz karşı tarafa saldırmak istiyor olabilir ve onun davranışını bahane ederek bu durumu yaratıyor olabiliriz.

Yaşadığımız kronik stres durumu da hormon seviyelerimizin değişimine sebep olarak bizi olumsuz duygu durumuna itiyor olabilir (Karar Vermenin Psikolojisi, Alper Küçükay, www.dergipark.org.tr, 2018).

Geniş bir perspektiften baktığımızda, hayatımızda çok şey değişebilir. Yargılamak, vazgeçmek, suçlamak her zaman en kolay yoldur. Zor olan; sahip çıkmak, doğru değerlendirmek, objektif yaklaşmaktır. Aslında yolumuz, insan ilişkileri de olsa, kapı bilimsel düşünme becerilerimizi ne kadar geliştirebildiğimiz ve işler hâle getirebildiğimize çıkıyor. Olay, durum ya da konuları kişisel algılamadan önce doğru analiz etmek bizi birçok yükten kurtarabilir. Kişisel algılamak, kendimizde ve etrafımızda derin yıkımlara yol açacak bir kişi seline dönüşebilir. Öyleyse şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki;

ALGILARIMIZIN KİŞİ SELİNE DÖNÜŞMEMESİ İÇİN

KİŞİSEL ALGILAMAKTAN VAZGEÇMELİYİZ.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu