Voleybolumuz elitleşiyor mu?

Son yıllarda sık sık sporcu ailelerinden duyduğumuz bir serzeniş var. Voleybol kulüplerimizin sporcu aylık aidatlarının (çok fazla) artışlarının,maalesef yetenekli kız çocuklarımızın voleyboldan uzaklaşmasına ve ailelerin bu aidatlara ekonomik olarak yetememesi problemine yol açması..

Evet,bu çok önemli bir sorun bence..Şöyle bir gerilere taaa 80 li hatta 70 li yıllara gidersek benimde voleybola ilk başladığım yıllarda sadece spor ayakkabısı ile dizlik ve t-shırt larımızın olması yeterliydi herhangi bir spor kulübünde voleybol öğrenmeye. Okullar o yıllarda amatör spor branşlarını voleybol, basketbol, hentbol, atletizm ,jimnastik ve futbolun yetenek kaynağı , okullarda ki beden eğitimi öğretmenleri de yetenek avcılarıydı adeta ! Durum böyle olunca futbol ağırlıklı kulüplerin amatör branşlarında olması gereken sporcuların sayısı ile orantılı Spor Bakanlığı’ndan ve yerel belediyelerden yıllık belirli bir amatör şube destek yardımı alırlardı. Hatta bildiğim kadarıyla futbol kulüplerinin en az 3 farklı amatör branşta mücadele etmesi koşulu vardı.

Büyükşehirlerde özellikle tarihi kulüplerin varlığı ile amatör branşlar ayakta kalabiliyordu. Ancak  ne yazık ki, fazla sayı olmadığı için kısıtlı sayıda amatör branş sporcuları olabiliyor ve özellikle salon sporlarında uluslararası başarılara sahip olamıyor, en fazla Balkan 2.liği veya Akdeniz Oyunları’nda dereceler alabiliyorduk. Olimpiyat ve Dünya şampiyonalarına katılmak Güreş , Boks ve Atletizm gibi sadece kişisel yeteneklerimiz ile gerçekleşiyordu.

Spor bakanlığımızın (gerçi halen öyle) siyaset ve devlet tekelinde olduğunu biliyoruz ancak 80 li yılların sonlarından itibaren dernekler yasasındaki bir takım yenilemeler sayesinde federasyonların özerkliği konusunda atılımlar yapılarak her federasyonun kendine özgü iç işlerinde kararlar alınmasının önü açıldı. Buna göre Basketbol ve Voleybol Federasyonları altyapılarından gelen doğru eleştirileri göz önüne alarak, yavaş yavaş sporcu sayılarını artırarak oyuncu havuzlarını çoğaltmaya başladılar. Bunun en önemli sebebi ise artık özel kişilerin kurduğu altyapı kulüplerimizin sayılarının artması, girişimci spor adamlarının ve eski milli sporcuların liderliğinde yer aldığı  kulüplerin olması.

90 lı yıllarda artık hemen her ilde, ilçede ve küçük kasabalarda dahi en az 1-2 tane amatör spor kulübünün varlıklarının olduğunu görüyorduk. Milli Eğitim Bakanlığı’nın değişen yıllık ders sistemlerinin yıllar geçtikçe Lise-Özel Okullar ile Üniversite sınavlarına hazırlık niteliğine evrilerek, spor ve resim ile müzik derslerinin seçmeli derse geçmesi eskiden olduğu gibi artık sporcu yetişmemesine zemin oluşturdu. Beden eğitimi ile diğer seçmeli ders öğretmen sayılarının azaltılması ve etkisiz hale gelen yıllık ders programları çocuklarımızın okullardan yeni yeni açılan bu özel spor kulüplerine kaymasına neden oldu.

Spor kulüplerinin ve özellikle Basketbol ve Voleybol öğreten özel kulüplerimizin kaynağı olan çocuklarımızın okul yerine kendilerine yönelmesi ile ciddi bir artış yaşandı. İster istemez bu düzende üniversitelerin spor bölümlerine özellikle antrenörlük kısmına fazla rağbet olduğu gibi, spor yöneticiliği ile ihtisaslaşan (Atletik performans ile İstatistik ve Fizyoterapist) gibi dallar ile profesyonel bir anlayışa sahip olmaya başlandı. Bunlar gerçekten takım sporlarında çok önemliydi ve bu kadroları kuran kulüpler seslerini Türkiye şampiyonalarında duyurmaya, yıllar geçtikçe milli takımlara oyuncu yetiştirmek için tecrübe kazanmaya başladılar.

Kendi tesislerini yapan Eczacıbaşı ve Efes gibi kulüplerin ardından diğer kulüplerde bunlardan örnek alarak (özellikle Bankalar ve Holdingler ile Büyükşehir Belediyeleri) spor salonlarına yatırımlar yaparak eskiden kalma alışkanlıkla (amatör denilen) ama artık profesyonelleşen Basketbol, Voleybol az da olsa Hentbol gibi branşlara uluslararası başarılar kazandırdı, kazandırmaya da devam ediyor. Sistem dünyada da buna benzer işlemekte. Amerika hariç hemen her ülkede özerk federasyonlar kendi yapılarını kurarak kendi bütçeleri ile kendi harcamalarını yapmaktadır. Amerika bu konuda Okul-Burs ilişkisi ile profesyonel lige (NBA hariç) sahip değildir. Voleybolda kolej ve eyaletler arası ligleri ile milli takıma voleybol oyuncuları kazandırmakta. Gerçi son iki yıldır NBA benzeri paralar ve sponsor destekli profesyonel voleybol ligi kurdu ancak orada amaç tamamen duygusal ! Milli takım oyuncularını orada oynatmak amacı yok, oyuncularını dünyanın çeşitli liglerine gönderip orada profesyonel oynatıp milli takım oyuncularına tecrübe kazandırmak ve dünyaya entegre olmak amaç..

Bu kadar satır dolusu (dilim döndüğünce) bildiğim bilgileri yazdıktan sonra gelelim yazımız başlığına..

Son yıllarda özellikle ders uygulamaları ile beden eğitiminin haftada 1 saate hatta seçmeli olup derslerin yapılmaması ile  birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı okullarımızın spor salonları atıl duruma düşmeye başladı. Bu salonların atıl durumda olmaları ile özel spor kulüpleri arasında en büyük eksikliği olan salon problemine çare olundu. Gel gelelim özellkle büyükşehirlerde fazla sayıda kulüp var ama az sayıda spor salonu olunca yavaş yavaş okullar ile kulüpler arasında kişisel ihtiyaçlar devreye girmeye başladı.

Önceleri salonunuzu tadilat yapalım, boyayalım, soyunma odalarınızı tuvaletlerinizi yenileyelim ama bize de haftada şu kadar saat çalışma olanağı tanıyın ile başlayan ikili ilişkiler aylar, yıllar geçtikçe maddi anlaşmalara ( okul aile birliğine bağışlara veya çeşitli yardımlara, kermeslere ) dönünce ,farklı kulüplerinde “bende faydalanmak isterim,bende de para var” söylemleri ile sert rekabetlere hatta kulüpler arası kavgalara çeşitli entrikalara evrilmeye başladı. Böyle bir durumun yaşanılması çok doğaldı neden derseniz? Bu kadar çok altyapı kulübü var özellikle büyükşehirlerde ama çok az sayıda salon var. Eh dışarıda binlerce de çocuk var bu çocuklar Basketbol ve Voleybol kulüplerinin herşeyi.. O zaman ne yapılacaktı? Fırsatlar kazanca dönüşmeli, idealler milli takımlara oyuncu yetiştirmeye veya profesyonel takımlara sporcu vermeliydi..

Bu gelişmelere Spor Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı da sırt çeviremezdi..O halde hemen bir plan yapılmalı, buradan kazanç kapısı sağlanmalıydı..Pandemi döneminin hemen öncesinde bir  örnek ihale şartnamesi ile tüm salonlarda kapalı zarf usulü yıllık ihaleler yapılmaya başlandı. Kulüplerin başka şansı yoktu ve istemeden de olsa bunlara katıldılar, ortada bu kadar sporcu üyeleri varken kulübün  kapısına kilit vuramazlardı. Ancak bu okulların salonları gerçekten bir çoğu bakım isteyen,pis soyunma odaları ile duşlara, wc lere sahipti. Çünkü devlet herhangi bir bakım onarım için maddi yardım yapmıyor, tabiri caizse “her müdür kendi okuluna baktırsın, her müdür kendi okulun ihalesinde ne isterse istesin” di. Böyle olunca uçuk-kaçık yıllık milyon paralar ile salonlar ihalelere girdi, kapanın elinde kaldı ama kapan sadece bir kulüp için çok ağır şartlara sahip olduğundan dolayı alan kulüp birkaç kulübe de farklı kazançlar ile saatlerini kiralatarak, ihalesini kazanç haline getirmeye başladı.

Bu durum son 4-5 yıldan beri salon saat ücretlerini uçurdu gitti..Altyapı kulüplerinin çoğunun özellikle idealist eski sporcuların ve yöneticilerin kurduklarını biliyorum ve bunların maddi kazançlarının zayıf oldukları da biliniyor. Salonlarının olmaması demek sporcu sayılarının düşmesi demek, dolayısı ile kapılarına kilit vurmak demektir. Ne yapsınlar o zaman? En kısa yol sporcu aylıklarına düzenleme yapmaktı. Maliyetler artınca, velilere kendilerini anlatmanın en kısa yolu “ salon kiralarımız arttı bunun sonucunda sizlere mecburen bu artışı yansıtıyoruz” dediler. Aslında sadece salon kiraları artmadı .Malzeme yani top ve diğer yardımcı spor elemanları arttı.. Antrenörlere verdikleri ücretler arttı..Federasyona katılım ücretleri arttı. Seminer ücretleri arttı ve şimdi de yeni bir şey ortaya çıktı..

Federasyon kulüplere denetimler yaparak belli başlı kriterleri değerlendirip, onlara notlar verecek, eksiklerini tamamlamak için süreler verecek bunların sonucunda her yıl (bu sene başlangıç olarak 50.000 TL) yi Spor Bakanlığı hesaplarına yatırtacak. Böylelikle voleybol altyapı kulüplerini belli standartlara çekecek..Kesinlikle çok olumlu bir düşünce olduğunu düşünüyorum ama küçücük bir şey ilave edeyim “Deveye sormuşlar boynun niye eğri diye..Nerem doğru ki “ misali ! Gerçekten standartları oturtmak o kadar absürt olacak ki..İçeriğini okuyunca bunları bir elin sayısı kadar kulüplerin gerçekten yapabileceğini, geriye kalan yüzlerce kulübün bu kriterlere ulaşmasının çok zor olacağını biliyorum..Sonuçta her yıl bu 50.000 Tl olan ücretler artarak devam etmeye ama bir türlü standartlar yakalanmadan Spor Bakanlığı’na yeni bir kazanç kapısı olmaya devam edecektir. Bu kadar kesin konuşmam geçmiş tecrübelerimden kaynaklanmakta maalesef..Aynı deprem vergisi veya tasarruf teşvik fonu gibi kanunların bir zaman sonra unutulup giderek yaptırımlara ulaşamaması gibi..

Peki bu kadar anlatımımdan sonra,” sizce sporcu aidatları niçin artıyor?” sorusunun cevabını alabildiniz mi? Benim kişisel fikrimi hemen söyleyeyim; bu kadar yükün üstüste bindiği bir sistemde aylık aidatlar asgari ücreti bile yakında yakalar !.Şu anda ortalama aylık aidat ücretleri 5.000 Tl den başlıyor 12.000 lere kadar çıkıyor. Ödemeleri ilk başlangıçta en az 3-6 ay peşin isteyenlerden belli bir ödeme karşılığında indirim uygulamaları yapanlarda var. Sadece aidat ile sınırlı kalmıyor tabii ki,bunlara malzeme ve forma paralarını da ilave edin birde ulaşım ve çocuğunuzun su-kahve-meyve suyu ve yiyecek giderlerini de eklerseniz,yukarıdaki asgari ücreti bile geçen aylık gideriniz olacaktır.Üstelik sadece bir çocuğunuz için bu..eğer iki çocuğunuz varsa, eyvah ki..eyvah..

Bu ne demek? Çocuklarımızın spor yapma veya yeteneklerini keşfetmek çok zor koşullar altında ve sınırlı kalmaya devam edecek olup altyapı kulüplerimizin de esas derdi bu mali artışlar ile uğraşmak olacaktır.  Milli takımlara oyuncu yetiştirmek veya bu oyuncuların fakir veya kırsal semtlerden çıkması artık çok zor olacaktır. Bunun önlemini eğer devlet ve belediyelere bırakılırsa zaten oraların ne kadar yeterli eğitim verdiklerini söylemeye utanıyor sadece yazlık spor okulları ile oyuncu keşfetmelerinin ve yetiştirmenin çok kısıtlı olduğunu kabul etmeliyiz.

Yakın zamanda bu problemlerin özellikle voleybolumuzun yükselen başarı grafiğine olumsuz olarak etkileyeceğini bir kehanet olarak söylemek içimden gelmiyor ama “Görünen köy klavuz istemiyor”

Voleybol bu kadar maliyetli olarak yükselmeye başladığı için ” Önümüzdeki yıllar içinde Tenis gibi, Yarış Pilotu gibi elit yani belli bir kesimin sporu olabilir mi?” sorusunu bana sorduruyor..Sizce de öyle olur mu?

Yoksa abartıyormuyum?

Levent Eskiçeri

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu