Devr-i Destan

 

“Yılmanın, durmanın zamansızlığına soyunan Ecdadım!”

“Bitmeyecek sevda-yı ateş…”

 Ebedî değerim, devinimin en kutsalı hürriyetim. Asra sığmayan bağrında nöbete durmuş askerin. Kadınım, erkeğim, ekmeğimle ben tek yüreğim. Harp kızılında bayrağın ateşi, Ata’mızdan asrımıza selam yeni yüzyılın güneşi. Selam sana milletimin inanan bileği, cengi, topu, tüfeği. Ve bir adımsa geleceği yarından başlatan, Seyit Onbaşı’dır geçmişi bugünüm yapan adımlarında. Sancağım salınır ölümsüzlüğün rüzgârında. Mustafa’m Kemal’im, çocuk aklından aydınlığı görenim! Büyüdükçe yol aldı memleket semaya, getirdi korkağı hizaya. Yiğit kuşandı cesareti. Gönül koymadı canan, sildi yaşını süt kokusuna. Beklenen yolların sonunda, zafer oldu gözlenen yokluğun buğusunda.

Evvelim, kimliğime dost sardı geleceği. Bilginin bilgeliği yön oldu, kurdu pususunu cehalete. Kalem kavrayan eller var oldu, pus durdu çağdaş demokrasiye. Birlikten savruldu kuvvet, laiklik meydanında geçti yerin en dibine geri kalmış zürriyet. Cumhuriyet’tir insanı insan yapan tek devlet. Mehmetler’in kanıyla ayakta duran bu millet, ilelebet parlayacak olanın adıdır  Destan-ı Cumhuriyet.

Yılmanın, durmanın zamansızlığına soyunan Ecdadım! Bir adım ayaklarım şimdi, dik başlardan ardı gözleyen bakışlar kollar geçmişini. Susar Ekim’in 29’unda kadın, minnete kalkar yüreği bayramında evladın. Ayım, yıldızım, yorgun karanlığın umudunda yoğurulan bayrağım, göğe yaraştın gurura koşan nesillerde ve şimdi ben bir saygıyım. Sen en çok insanıma yakıştın değer arayan yüzlerde ve ben sevdayım. Sen yakıştın kadınıma, kızıma, kundağıma, hak sözlerde “buradayım!” İstiklâl kokusunda kalpler, buram buram serpildi bağımsız hür asil karakter. Yarım kalmışlığına dönüp sırtını, yükünü aldı omzuna duranın atılgan cevher. 14’ünde Ali’nin cesarete esir korkusunda uyanan nidası yükseldi yer yer. Çağları gülümseten ölümün süsüydü kalbe dokunan imanlı gözler. 100 yıl sonra da heykelinden korkar oldu gül maskesinden şeytan yüzler!

Yüzyıla kopan alkışlarda uyanır şimdi Conkbayır’ım, toprağımdan bitirir umudu şehidimin canı. Batmaz bir daha güneş karanlığa, üşümez Sarıkamış’ımın evladı. Koşar dört nala kağnılarım taşırırcasına destanı. Üfürür inancın sabırla el tutuştuğu yerden kulaklara. “Türk’üm ileri, durma!” Ne karşında durabildi hain, ne hançerini koyabildi şahı kanına. Yorgunluğu gizledin yarına, ettirmedin kusuru şerefine şanına. Gök delindi, hükmünde dehşetin “bir daha yaşatmasın!” söyletti Akif’in sesinden yurduma. Zaferim tahtında, yankısıdır ışık gök kubbemin. Serilsin yere bayrağıma göz koyan, değmesin zift eller hürriyet benim, benim ebedim. Geçmişimden emanet Cumhuriyet’im. Bayrağımın dalgasında yatar özüm, ilkem, bağımsız hüviyetim. Ebedî yanacak özgürlük ateşim, ebedî doğacak hürriyet güneşim. Ve ebedîsinde küllerinden vücut bulacak nesl-i Cumhuriyetim.

Günleri, yılları koştu soluklandı 100’ünde yurdum, toprağım. Kaldır öpülesi başını Mehmet’im! Gördün mü bak? Senin eserin ayakta tutan, şehadetin. Geçse de yüzyılım yeniden başlıyor ömür serili Cumhuriyetim. Küllerinden yakıyor ateşini milletim, zuhur ediyor Ata emanetim. Geçmişten bugüne el ele yürekler, bugünden ve yeniden Cumhuriyet’e merhaba duruşunda on binler.

Bitmeyecek sevda-yı ateş, dinmeyecek şehidimin haklı yası, durmayacak Türk! İnmeyecek bayrağım ve görmeyecek neslimin gözü hürriyetine hıyaneti. Cumhuriyetim’in 100 yıl yolcularından, koca bir asra selam olsun. Selam olsun hürriyetime! Minnet ATAM’a!

Ölümsüz bağımsızlığa sonsuz bağlılıkla. Nice hür Cumhuriyet 100 Yılına. Nice sevgi ATATÜRK’üm. “Bayrağım” ebedî dalgasında!

Gamze Bargın Bulmuş

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu