Şefim Bülend Özveren

Onun sesini ilk kez 1966 yılında TRT İzmir Radyosu’ndaki “HAFTANIN PLAKLARI” adlı Pop müzik programında duymuştum. Hafif batı müziği parçalarının liste programı idi. Her hafta, hangi gün olduğunu anımsamıyorum, yayınlanıyordu programı… Sonra, sizlere de serüvenini anlattığım 1967 yılındaki TRT’ye Hafif Batı Müziği programcısı olarak katıldığım İzmir Radyosu’ndaki sınavda karşıma çıktı. Hiç unutmuyorum, Türkçe, İngilizce ve Fransızca yazdığım 4’er satırlık kompoziyonumu okurken, önce İngilizce okuyuşumda, sonra da Fransızca’da yerinden doğrulduğunu hissetmiştim. Sınav sonuçlarından sonra, iki aylık kursta daha yakından tanıdım onu… Bizden 4-5 yaş büyük, Saint-Benoit orta okulu ve Galatasaray Liseleri sonunda, TRT sınavına giren ve 1964’te birincilikle kazanan Bülend Özveren’di o…

TRT’de önce tiyatro yayınlarında işe başlayan Özveren, daha sonra İzmir’e tayinini istemiş ve Hafif Batı Müziği bölüm şefi olarak burada göreve başlamıştı. Biz işe girdiğimizde, o bölümümüzün Şef’iydi… Bu nedenle de, ben ona soyadından çok, ŞEFİM diye hitap ederdim. Ne kadroydu ama? (FOTO 11) Anısıyla güzel arkadaşlarım Renin Batıgün, Akın Ajlan Aksel, Reşat Nevruzlu ve Bülent Gül’ün yanı sıra, Sebla Özkantarcı (sonra Özveren), Hülya Güngör (sonra Tunçağ), Ali Kocatepe, Ayşe Keresteci, Tülay İlter ve ben, bu görkemli kadronun elemanlarıydık. (FOTO 2) Aynı Ali ve benim gibi, o da hem TRT’de çalıştı, hem de gece bölümüne giderek İktisat Fakültesi’ni bitirdi. O yıllarda yaptığımız en önemli programlardan biri de, “İZMİR RADYOSU DİSKOTEĞİNİZİ KURUYOR” yapımıydı. Hepimiz gerçek anlamıyla, özellikle son günlerde, ölesiye sabahlara kadar çalıştık ve Türkiye’nin dört bir yerinden gelen dinleyici kartlarını değerlendirdik. Sonunda bir çok dinleyicimizin, gerçek anlamda, diskoteğini oluşturduk. Bu bağlamda, o günlerde bizlere parasız 45’lik ve Uzunçalar plaklar yollayan tüm müzik temsilci şirketlerine bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyorum. (FOTO 4)

İşte bu koşuşturmalar arasında Şefim, İstanbul’da o zamanın en önde plak şirketlerinden biri olan DİSKOTÜRK’te prodüktör olarak çalışmaya başladı. 1969 Aralık ayının sonunda Sebla ile Beyoğlu Evlendirme Dairesinde evlendi. (FOTO 9) Bir süre sonra tekrar İzmir’e tayinini istedi ve aramıza katıldı. 1972 Nisan ayında tek oğulları Kunt dünyaya geldi. O yılın sonunda yedek subay askerliğini yapmak üzere piyade üniformasını giydi. Ben ondan bir yıl sonra gittim askere ama, onlar şanssız bir dönem yaşadılar ve Kıbrıs harekatı nedeniyle, askerlikleri bir süre uzadı. Bu arada, o kısmını atlamayayım, 1971’de Akdeniz Oyunları nedeniyle İzmir’de başlayan Televizyon deneme yayınlarında, siyah-beyaz devrinin ilk sunucularından biri oldu. 1972 yılında TRT Haber Dairesinin açtığı spor spikerliği sınav ve kurslarına katıldı ve diplomalı spor spikeri oldu. (Fazla maç anlattığı söylenemez) Ama radyoda asıl büyük olayı, 1974 yılında TRT tarihinde ilk olarak başlatılan canlı sabah programları -ki adı “Sabahtan Sabaha” idi, Ankara Radyosu stüdyolarında Lütfi Oktay Berk, Batu İşmen ve Mete Bilginer ile birlikte hazırlaması ve Şebnem Savaşçı ile sunmasıydı. (FOTO 8)

1977 yılında Şefim’le yollarımız İngitere’nin Londra kentinde kesişti. O televizyondan, ben ise radyodan anlattım Eurovision Şarkı Yarışması’nı… (FOTOLAR 1-3) 18 ülkenin katılıp, bizim katılmadığımız yarışmayı genç bir Fransız şarkıcı Marie Myriam “L’oiseau et l’enfant” adlı parça ile kazanmıştı.   Ama bu görevde Şefimle nerdeyse her günümüz birlikte geçmişti. Otelde aynı odayı paylaşmış, sokaklarda dolaşmış, aynı filmlere gitmiş, meşhur Oxford caddesi’nde birlikte İngiliz kumaşı aramıştık. Buradaki en güzel anımız, kumaş satıcısının özellikle Özveren’in beğenmediği İngiliz kumaşlarının yerine, bir kumaş çıkartıp bize göstermesiydi. “Bunu da beğenmezseniz!” diye sitem etmişti bize. Şefim de, kumaşa bayıldı ve markasına bakınca “ne gördük dersiniz?”… Altınyıldız! İkimiz birden kahkahayı patlatınca satıcı tezgahtar bize bozulmuş, “ne o, bunu da mı beğenmediniz?” diye sitemkar sorunca, biz “yok dostum, biz bu kumaşın ülkesinden, Türkiye’den geliyoruz” diye yanıtlamıştık.

 Özveren’in Türk yayıncılık ve pop müzik yaşamına en önemli katkılarından birisi de, bir program önerisiyle TRT’nin Eurovision şarkı yarışmasına ilk kez katılmasını sağlamasıydı. 1974 açılan yarışma ile, Türkiye’nin ilk kez 1975 yılı Eurovision’a Semiha Yankı’nın seslendirdiği “SENİNLE BİR DAKİKA” katılması gerçekleşti. O tarihten itibaren (bazı yıllar ara vererek) bu yarışmaya katıldı TRT kurumu ve dolayısıyla Türkiye… O nedenle de ona boşuna “BAY ÖROVİZYON” denmiyordu. Ancak kendisi de bu yarışmayı şöyle anlatmıştı TRT mikrofonlarına: “Ben Eurovision’u üçe ayırıyorum: 54 yılı, 56’dan 1974’e kadar olan devre -ki o devrede dört ülkenin, İngiltere, Fransa, Hollanda ve Lüksemburg’un ağır baskısı var. Arada bazen birkaç ülke birinciliği alıyor ve romantik balat şarkılar yayınlanıyor, birinci oluyor. Birdenbire Brighton’da Abba “Waterloo”yla ortalığı toz duman ediyor ve ikinci dönem başlıyor artık. Gruplar da popüler oluyor, ritmik parçalar öne geliyor. Bu 97 yılına kadar geliyor. Çünkü 97 yılında dramatik bir değişiklik daha var Eurovision’da… Maalesef büyük orkestra kalkıyor, çünkü çok büyük mali külfeti var bütün yayıncı kuruluşlara. Üçüncü devreden sonra ben de artık diyorum ki Eurovision şarkı yarışması değil, Eurovision şarkı ve şov yarışması. Şov müthiş ön plana çıkıyor.” (FOTO 6)

Eurovision’lar, TRT televizyonunda yarışma ve eğlence programları, ayrıca İzmir Sanat Merkezi ve Başkent İletişim Merkezinde spiker sunucu bölümlerinde usta öğretici olarak derslere girmesi, etkili ve güzel Türkçe konuşma konularında çeşitli üniversite ve kuruluşlarda da konferanslar vermesi, yaşamının kilometre taşları… 1982 yılında TRT’den istifa etti. 1986 yılından 1998 yılına kadar aralıksız TRT’de dış yapımcı olarak canlı yayınlanan yüzlerce yarışma programını hazırladı ve sundu. Bir ara, İstanbul’da tanınmış reklam şirketlerinde de çalıştı.

Son yıllarında evine kapandı, yalnızca yakın dostları ile birlikte oldu. (FOTO 12) Bol bol yurt dışı yolculukları yaptı (özellikle günü birlik Yunanistan’a) Torunu Can’la birlikte olmaktan, onunla zaman geçirmekten, birlikte video oyunları oynamaktan hoşlanırdı. (FOTO 7) Bu yıl 12 Eylül günü, sevgili meslektaşım, kardeşim Sebla, telefonla aradı ve Özveren’in “böbrek yetmezliği”nden hastaneye yoğun bakıma kaldırıldığını büyük üzüntü ile haber verdi. Bir hafta sonra, bu kez kalp yetmezliğine dönüşen rahatsızlığı, maalesef 18 Ekim günü “çoklu organ yetmezliği” sonucu onu aramızdan aldı. Bülend, adının mutlaka “d” ile yazılmasını isterdi, benim ŞEFİM, ya da ÖZVEREN’im, adını Türkiye yayıncılık tarihine yazarak aramızdan ayrıldı gitti. Işıklar içinde olsun…

 Ümit Tunçağ

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu