Karanlıklar korkuyla emekliyor!

Hatay’da binlerce can alan büyük depremden sonraydı.

Ahaliye ilan etti ki:

“Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı.”

Hataylıların bir kısmı, hatta acılarına rağmen, “Yaşa, bravo, büyüksün” dedi… Ancak ruhunda kardeşlik, dayanışma, çok kültürlülük olan kentin vicdanı, uçsuz bucaksız ülkedeki ortak vicdanla buluştu, cüzdancılara karşı vicdancılar isyanı böyle böyle yol-uştu! Yani oluşup yola çıktı, o zamanın lisanıyla.

Devlet reisi için Wikipedia kitabelerinde “Aşırı savurganlığı, tuhaflığı, acımasızlığı, despotluğuyla tanınır” yazıyordu.

Tabii tartışılır, çünkü alkışlayanlar için o ne güzel insandı; vicdanı da midesi de kaldırmayanlar içinse… öyle tanınıyor olmalıydı, tarihe öyle yazıldığına göre.

Tarih ona Caligula dedi. Milattan hemen sonraydı. Ama 23-24 mü, 2023-2024 mü, reenkarnasyon mümkün mü, kör talih ve kin tarih tekerrür mü, bizim bilgimiz o kadarına yetmez!

Aradan biraz zaman geçti. Nüfus 500 bini bile aşmış, her dilden her dinden ahali kaynaşmıştı ki, tam da Başkan uzaklardan gelip orada konaklamışken yine deprem vurdu Hatay’ı. Başkan da olsa, haliyle o da korktu. On binlerce insan ölmüştü o muhteşem kentte. O acıyı, kaderi ve kederi paylaştı.

Dedi ki “Kim olduğunuzun, kimlerden geldiğinizin, neye inandığınızın inanmadığınızın benim için önemi yok. Ben merkezi yönetim olsam da hepiniz benim insanlarımsınız. Yerel yöneticilerinizle el ele, dayanışma halinde bu şehre her şey gelecek. Bu şehir garip kalmayacak.”

Dediğini de yaptı. Kaç bin konut, kaç köprü, kaç ibadethane, kaç çeşme, kaç yol sözü vermişse hepsi yola çıktı. Kenti hızla hayata döndürmek için el ele müthiş bir seferberlik başlamış, ne kent ne de bir insan “ötekidir” diye ayrıma uğramıştı. Kendinden sonra da kente sahip çıkılacaktı, onun mirası olarak.

O Caligula değildi. Tuhaf olabilirdi Trajan, ama savurgan değildi muhtemelen; “acımasız, despot” da olmadı derler. Fakat neredeyse 2000 yıl sonra onun zihniyeti bir kez daha gömüldü, kentteki en az 25 bin, çevredeki 55 bin resmî ölü yanına. Ki Caligula despotluğuyla şişinip dursun, halkını nefretle, kinle, kibirle ayırarak, bölerek, azarlayarak, tehdit ederek, acılarını onlara reva görerek, kayıp çocuklarının akıbetini değil, oylarının cezasını tebliğ ederek!

İki imparatora isabet eden Hatay depremlerinde, 2000 yıl önce de ölü sayısı tam bilinmiyordu, ama Murat Kurum 260 bin dedi, sonra da ne bilim işte dedi.

Sorun şuydu ki, depremler tekrarlıyordu lakin Caligula da tekrarlıyordu.

2000 sene sonra depremin vurduğu yere bir de o vuruyordu!

Depremin hemen öncesinde bulunduğum, her adımda âşık olduğum Hatay’a, Antakya’ya; sonrasında gözyaşlarımızı, halkına umudumuzu da bıraktık. Gel gör ki Caligula aman vermiyordu, her an bir yerden birilerini, ölü ya da diri, tehdit ediyordu.

Düşünemiyordu, muhakeme edemiyordu bile, “Yahu önceki seçimlerde sana yahut ötekine oy vermiş olanların binlercesi o gece ve devamında öldü, gitti. Şimdi onların da ruhuna hakaret ediyorsun!” diye bir iç sesi bile yoktu.

Canların gitmesi yetmedi, mallarına da göz dikip kamulaştırmaya başladılar. Uzun süre suyu olmayan kentin bir oyu vardı ve onu da ellerinden alıp kasaya atabilmek için “ayağını denk al Hatay” deniyordu. “Vermezsen bize oyunu, görürsün Caligula’nın boyunu” deniyordu.

“20 asır sonra ya da 6’ıncı yüzyıl depremlerini de sayarsak 16 asır sonra, iki katlı tarihi oluşturan geç Helenistik ve erken Roma Antakyaları kalıntıları üzerine, 2023’de, Cumhuriyet’in 100, bağımsızlığının 85, TC’ye katılışının 84’üncü yılı, “modern Hatay” enkazını da paramparça seriyorduk.
Çoluk çocuk, son nefeslerini bir yardım umuduna buharlaştıranları kurban ettiğimiz büyük sunağın şimdilik son perdesinde!
Paramparça kent, paramparça aileler, paramparça umutlar, yüreklerle” yazmışım depremin hemen sonrasında.

Eksik olmuş! Son perde değilmiş.

Caligula’nın nefreti, had bildirmesi, tepeden bakması, azarlaması, tehdit etmesi gibi artçılar sökün etmiş yaralı kentin, acılarıyla sağ kalanların, huzursuz ruhlu ölülerin, yardım için uzattığı eli öylece kalakalmış kayıpların üzerine üzerine.

Bazen hatırlatasım geliyor bu çok inançlı, çok ahlaklı geçinenlere:

“Allah onları da görüyor, biliyor… Sizi de!”

Nefretiniz, kininiz, kibriniz bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor! Görmüyor mu hepsini! Ha?

Hatay Valiliği, yani devletiniz, Dimetokalı bir ailenin Reyhanlı’da doğup Antakya’da yetişen, soldan sağa giden yolculuğunda aklı fikri üretip duran, sorsak size, belki okumadan, hiç anlamadan sevdiğiniz Cemil Meriç‘i şöyle tanıyor:

“Ona göre bir medeniyetin ne kadar mükemmel olduğunu insana verdiği değerle ölçebiliriz. Yunus Emre gibi, Hak’kı gerçek sevene… Cümle âlem kardeş gelir.”

Yunus Emre de Cemil Meriç de Caligula’ya bakıyor, bakıyor, ne diyeceğini bilemiyordur o Romalı despota!

Hatay hükümetini devirmeye teşebbüs ve komünist örgüt suçlamasıyla tutuklanıp idamla yargılan, sonra beraat eden Cemil Meriç mahkemede “Ben Marksistim” demiş, kendi depreminin şu şiirini hapishaneden bırakmıştı, “insanı insan olduğu için sevemeyen, kimini kayıran kimini ayıran ve bir şiir yüzünden hapis yatıp sonra nicelerini bir şiir, bir söz, bir itiraz, bir eleştiri, bir gösteri yüzünden hapse atanlara, Hatay’ın seçtiği milletvekilini onlardan çalıp hapiste tutan Caligulalara” da muhtemelen:

Gölgeler birer birer eriyor sokaklarda
Çınlıyor bir bekçinin düdüğü uzaklarda
Yaşaran gözlerimle dışarı bakıyorum
Bir cigara sönmeden birini yakıyorum
Dışarıda karanlıklar korkuyla emekliyor
Dört duvar, dört azrail başımızda bekliyor
Hastayım, yanan alnım pencereye dayalı
Önümde ailemin dolaşıyor hayali
Yatmak mı? O ne mümkün, sabah gelse diyorum
Titriyor inliyorum, inliyor titriyorum

Caligulaların hor gördüğü kim varsa, unutmayın; karanlıklar korkuyla emekliyor, nihayetinde tarihe Caligula olarak yazılmak üzere!

Umur Talu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu