Giderem Van’a doğru

“Giderem Van’a doğru uy aman aman aman
Yolum İran’a doğru yar elinden el aman
Kes başım kanım aksın uy aman aman aman
Kadir bilene doğru yar elinden el aman

Vanlıyam men şanlıyam, Kılıcı kanlıyam
Özüm sözüm hep birdir, Men bu yurda bağlıyam”

Van Türküleri’nden en çok bilineninden birkaç satır. Van Türkiye’nin en kalabalık on dokuzuncu şehri. Kuzeyden Ağrı, batıdan Bitlis, güneybatıdan Siirt, güneyden Hakkari illeriyle, doğudan da İran’la sınırı var. Anadolu’nun en büyük kapalı havzası olan Van Gölü (artık göl mü demek lazım bilmiyorum deniz kadar büyük) kıyısında toprakları verimli, akarsuları bol, iklim koşulları oldukça elverişli bir yerleşim merkezi .Ve dünyanın hala yaşanılan en eski kentlerinden biri.

Butik turlarıyla ünlü Meris Tur ile Van ve çevresini gezdik. Filiz Güleç işini çok iyi yapan biri. Hem konuklarını çok iyi seçiyor, hem de rehberini. Harika ötesi diyebileceğim uyumlu grupla o kadar çok yer gezdik, o kadar değişik mekanda yedik içtik eğlendik ki ancak birkaçından söz edebileceğim.

Van Ferit Melen Havalimanı’na iner inmez aracımız bizi bekliyordu ve daha “bismillah” demeden otele falan yerleşmeden manzarası ve mimarisiyle herkesin gözbebeği olan Akdamar Adası’na gitmek üzere Gevaş’ın yolunu tutmuştuk bile. Ada Van Gölü’nde bulunan 4 tane adadan biri. Ada toprakları yaklaşık 700 bin metre kare civarında ve adada pek çok badem ağacı bulunuyor. İskeledeki lokantada rakı balık (Van’a özel İnci Kefali) yapıp adaya geçen gemilere bindik. Yol boyunca en büyük muhabbet Van Gölü Canavarı’ydı. Kaptan “var bir şey ama nedir bilemiyoruz” diyor. Canavar Destination Truth isimli belgeselin üçüncü sezonunda da vardı hatırlarsanız Yurt içi ve yurt dışından gelen bilimsel ekipler incelemeler üzerine hiçbir şey rastlamadıklarını bildirmişler. Gevaş merkeze bu canavar adına Canovan isimli bir heykel dikilmiş. Gelelim adadaki o güzelim kiliseye. Kutsal Haç adıyla da anılan Akdamar Kilisesi. 915-921 yılları arasında Kral Gagik tarafından yaptırılan ve Ermeniler için bir Orta Çağ başyapıtı. Kilisenin benzersiz kalması amacıyla mimarının kollarının kesildiğine dair rivayetler var. Kilisenin yarattığı tarihi atmosfer kadar duvarlarındaki ilginç rölyefler de ilgimizi çekiyor.Tevrat ve İncil’den Adem ile Havva, Yunus Peygamber, melekler, kuşlar, hayatağacı gibi sahneler ve duvarları süsleyen yabancı yüzler..Kilise Ermenilerin hac yeri olduğu, tarihseverlere de görsel bir şölen sunduğu için çok özel! Bir adada olması da işin içindeki gizem!

Van’a 5 yıldızlı otelimize dönelim. Biraz dinlenip Van gastronomisini test edelim. Keledoş, helise, murtuğa, tırşik, otlu peynir, ayran aşı vb. Keledoş, hayvansal et, bulgur, nohut, tereyağı, yoğurt gibi gıdalardan yapılmakta.  Ayran aşı , buğday, yoğurt ve nohutla yapılan bir diğer yemek. Helise, tavuk eti ve tereyağından yapılıyor. Van Otlu Peyniri’ni zaten biliyoruz buraya gelirken herkes ısmarlamıştı. Yöresel bakkala mal  varlığımızı teslim edeceğiz herhalde gezinin sonunda. 

Gördüğümüz onlarca yerden biri olan Muradiye Şelalesi’nden söz edeyim biraz. Van Gölü kıyısındaki Muradiye ilçesinin hem gözünüzü hem de gönlünüzü çelecek en güzel noktası 20 metre yüksekten gürleyerek akan şelalesi. Şelalenin oluşturduğu dere ise sadece Van’a özgü, gölde yaşayan tek tür olan meşhur inci kefallerinin yumurtlama yeri. Van Gölü’nün sodalı suyundan tatlı suya geçiş yapan inci kefalleriyle dolu dere kenarındaki restoranda çayımızı yudumladık, asma köprüden manzaranın seyrine daldık. Peki, Van deyince göl dışında aklınıza ilk ne geliyor? Evet Van Kedisi.. Bir gözü yeşil bir gözü mavi olması ile ünlü bu beyaz kediler sizi kendilerine aşık edecek. Şehir merkezindeki Kedi Evi’nde bu tatlı yaratıklarla vakit geçirmek mümkün. Aynı zamanda size özel takılardan satın almak ta.

Van’ın komşu illerine Bitlis ve Ağrı’ya da uzanalım mı? Ağrı Dağı’nın o muhteşem görüntüsünü izleyerek Doğu Bayazıt ‘a ulaşıyoruz. Ağrı dağının 15 km yakında, Türkiye- İran transit yolu üzerinde kurulan şehir, nüfus yönünden Ağrı’nın gelişmiş birinci ilçesi. Bunun başlıca nedenleri sınırda oluşu, Gürbulak gümrük kapısına yakınlığı.  İran sadece 35 km uzaklıkta. Kaçak cenneti. Pasajlarda çayın envayi çeşidi, elektronik eşya, saatler, parfümler, içki ne ararsanız var. İshak Paşa Sarayı’nı gezeceğiz şimdi de. Saray’ın görkemli binasının kuzeybatı köşesindeki kapısından içeri girip 21 basamaklı merdivenlerden iner inmez zindan karşıma çıkıyor. Hücre bölümlerinde dolaşırken, taş duvarların buz gibi soğukluğunun etkisiyle bedenimin titrediğini hissediyorum. Gözlerim, duvar seviyesinin üst kısmında bulunan küçük mazgal pencereden içeriye süzülen ışığa takılırken Yaşar Kemal’in satırları düşüyor usuma..

“Ağrı Dağı’nın yamacında, dört bin iki yüz metrede bir göl var, adına Küp gölü derler. Göl bir harman yeri büyüklüğünde. Çok derinlerde. Göl değil bir kuyu. Gölün dört bir yanı, yani kuyunun ağzı, fırdolayı kırmızı, keskin, bıçak ağzı gibi ışıltılı kayalarla çevrili. Sonra gölün mavisi başlar. Bu, bambaşka bir mavidir.. Gülbahar, Ahmed’i Küp Gölü’nde yitirdi. O gün bugündür, Küp Gölü’nün oralardan geçenler, gölün kıyısına oturmuş, kara, ışık gibi akan uzun saçlarını sırtına sermiş, başı iki elleri arasında gözlerini som mavi suya dikmiş Gülbahar’ı görürler. Arada sırada Ahmet, gölün sularında Gülbahar’ın gözüne gözükür, Gülbahar kollarını açıp Ahmed’e yürür ve “Ahmet, Ahmet!” diye bağırır. Sesi bütün dağda yankılanır. Göl kaynar, Ahmet silinir, Gülbahar silinir, küçük ak bir kuş gelip kanadını suyun som mavisine batırır ve sonra da bir atın kapkara gölgesi suyun üstünden gelir geçer.”

Doğubayazıt’a 8 km mesafede, ovaya hâkim dik bir tepe üzerinde bir masal dünyasından fırlamışçasına, tüm heybetiyle görenleri kendine hayran bırakan İshak Paşa Sarayı, içine girdiğim andan itibaren büyüleyici atmosferi ve efsaneleri ile bütün ruhumu sarıp sarmalıyor. Saray, kitabesinden anlaşıldığı üzere 1784 yılında Çıldıroğulları’ndan II. İshak Paşa döneminde yaptırılmış. Osmanlı mimarisinin, Anadolu’da günümüze ulaşabilen tek saray yapısı olarak kabul ediliyor. 7600 m2’lik bir düzlem üzerine oturtulan saray, üç tarafı sarp dik bir tepe üzerinde inşa edilmiş. Sarayın, bazı bölümleri tek, bazı bölümleri iki, bazı bölümleri ise üç katlı ve iki büyük avlu çevresinde oluşturulan bölümlerden meydana getirilmiş. Saray öylesine büyük ki, içinde barındırdığı onlarca odası, cami, kütüphane, divan odası, fırın, harem, mutfak, ahırları ve hamamıyla sanki küçük bir şehir. Sarayı gezerken Cumhurbaşkanlığı Külliyesi geldi aklıma. Buradan mı esinlenildi acaba? İshak Paşa Sarayı konumu, görkemli mimarisi, anıtsal tak kapıları, taşa hayat veren motifleriyle tam bir sanat abidesi. Bu taş yapının her karesinde Selçuklu sanatının karakteristik özellikleri yanısıra  Barok-Rokoko gibi dönemin Batı etkisinin de olduğu aşikar.  Saraya 500 metre uzakta bulunan, büyük İslam âlimlerinden ‘Memu Zin’ adlı eserin sahibi Şeyh Ahmedi Hani’nin türbesi ve yanı başındaki cami de bölgede en çok ziyaret edilen yerlerden.  Otele yorgun argın döndük ama Van gece hayatını da görmeyelim mi yani? Vur patlasın çal oynasın.

Ve Bitlis’in ilçelerinden Tatvan’a yol alıyoruz .Öğle yemeğimizin ardından bir tarafı Süphan Dağı, bir tarafı Nemrut Dağı olan doğal zengin ilçe Ahlat’a ulaşıyoruz. Orta Çağ’da kurulmuş İslam medeniyetlerinin en büyük şehirlerinden biri olan Ahlat’ın en görülesi yeri ise XII. yüzyıldan kalma Selçuklu Mezarlığı. Değişik boylardaki (3,5 metreyi bulanlar var)  üzerinde yazıtlar olan mezar taşları bazı bilimsel çevrelere göre Göktürk Yazıtları’ndan sonraki en önemli bulgular. Bol bol fotoğraf çekeceğiniz ve dünyanın binbir bucağında dolaşıyormuş gibi hissedeceğiniz Ahlat’ın diğer özel noktaları da Selçuklu’dan kalma kümbetler.

Van isminin nereden geldiğine dair belli bir kaynak yok ancak kabul edilen iki ayrı görüş bulunmakta. Bunlardan birincisi şehir kurulduktan sonra Van adında bir valinin gelip şehri bayındır hale getirmesinden dolayı isminin verildiği. İkinci görüş ise Urartular’ın şehir için kullandıkları “Viane” ve “Biane” kelimelerinden türemiş olduğu.  Van’da insan yerleşiminin tarihi MÖ 7000 yıllarına kadar uzanıyor. Van Kalesi’nin 6 km güneyinde bulunan Tilkitepe ve Van Gölü’nün kuzeyindeki Ernis Mezarlıkları’nda yapılan kazılarda Kalkolitik,Tunç,Demir çağlarına ait yerleşimler bulunmuş. Van’da 20. yüzyıla kadar Ermeni,Türk, Kürt , Arap, Zaza nüfus yaşamış. Şehri ilk kuran Asur Kraliçesi Semiramis. Urartular zamanında şehir bir imparatorluk merkezi haline gelmiş ve Urartuların başkenti o zaman Van’a verdikleri isim ile  Tuşpa olmuş. Urartular’dan kalma Van Kalesi, 3000 yıldır hâlâ ayakta.

Filiz Güleç ile “İçindeki Yolculuk”turlarından birinden daha unutulmaz anılarla dönüyoruz. İyi ki varsın !

Erkan Sevinç

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu