Blues’un ojeli tırnakları
Blues denilince akla genelde hep erkek sanatçıların hakim olduğu bir müzik türü akla gelir. Ama devir değişti artık yeni jenerasyon blues müzisyenleri arasında hatırı sayılır sayıda kadın sanatçı var. İşte son zamanlarda onlardan öne çıkanlar.
LARKIN POE
Atlanta’da büyümüş ve Nashville merkezli bir kardeş ikili olan Larkin Poe, kökleriyle beklenildiğinden daha fazla bağlantısı olan blues rock grubudur. Adlarını büyük-büyük büyükbabaları Edgar Allen Poe’nun kuzeni Larkin Poe’nun adını onurlandırmak üzerine alan Rebecca ve Megan Lovell, her seferinde kendilerini dinlemeye gelenleri şaşkına çevirerek ailenin sanat mirasını sürdürüyor.
Güçlü güney armonileri, cesur gitar riffleri ve ritmik vokalleri ile övünen Larkin Poe ikilisi, Elvis Costello’dan Gary Clark Jr.’a, Keith Urban ve hatta Steven Tyler’a kadar önde gelen müzisyenlerle yaptığı sayısız işbirliği sayesinde kişisel blues markalarını geliştirdi … Kariyerlerine 2005 yılında yeni yetme müzisyenler olarak başlayan kızlar, üçüncü kız kardeşleri Jessica ile kendilerine The Lovell Sisters adını veren bir üçlü oluşturmuşlardı. Dört yıl boyunca, kız kardeşler turneye çıktılar, yeni müzikler yazdılar, Bonnaroo gibi festivallerde sahne aldılar ve kendilerine ait iki albüm çıkardılar. Ve tüm bunları yaparken yeteneklerini de geliştirdiler. Üçlü 2009’da dağıldığında, Rebecca ve Megan bir araya gelerek Larkin Poe’yu oluşturdu ve o günden beri eski blues baladlarından ve hard rock seslerinden oluşan ustalıklı bir harmanı sunuyorlar.
JOANNE SHAW TAYLOR
Joanne Shaw Taylor (1986, İngiltere doğumlu), Eurythmics’ten Dave Stewart tarafından 16 yaşında keşfedilen İngiliz blues rock gitaristi ve şarkıcısı.
Taylor, grup üyeleri Dave Stewart (Eurythmics), Candy Dulpher (Prince), Mudbone Cooper (Parliment-Funkadelic) ve Jimmy Cliff ile süper grup DUP ile Avrupa turnesine çıktı. Stevie Ray Vaughan ve Dusty Springfield’ın aşk çocuğunu hayal edebiliyorsanız, Taylor’ın ateşli gitar çalması, ateşli vokalleri ve %100 saf ruhu karışımını hissetmeye başlıyorsunuz demektir. Ancak diğer pek çok genç fenomenin aksine, müziğini destekleyen blues ruhuna uygun bir özgeçmiş hikayesi de var. İngiltere’nin Black Country kömür madenlerinin ortasında doğup büyüdü, eline bir gitar aldı ve çok genç bir gençken blues’a yöneldi.
Dave Stewart, Joanne’i ilk olarak 16 yaşındayken çalışını gördüğünde keşfetti. Tepkisini şu şekilde açıklıyor. “RL Burnside ve Jesse-Mae Hemphill gibi dünyanın her yerinde, her türden blues müzisyeniyle çaldım. Asla duymayacağımı düşündüğüm bir şey duydum, blues gitar çalan İngiliz beyaz bir kız o kadar derin ve tutkulu ki… Bedenimde tüm tüyleri diken diken etti! Sadece tamamen şokta değildim, ona ne kadar süredir böyle çaldığını sordum. “Birkaç yıl,” diye yanıtladı. Şu an kaç yaşındasın? dedim.16 yaşındayım dedi. Şaşkınlığımın geçmesi zaman aldı.”
Taylor, 14 yaşından beri kendi grubuyla Birleşik Krallık turnesine çıktı ve Ronnie Scott’s ve Marquee gibi en iyi kulüplerde çaldı; ayrıca BB King gibi birçok kahramanıyla birlikte çalarak, Avrupa’nın en iyi festivallerinden bir çoğunda performans sergiledi. Bill Wyman’ın kayıt seanslarından birine davet edilen tek genç kızın Taylor olduğu kesin.
Kendi yazıları onu blues’un ötesinde bir şeye, akıldan çıkmayan dumanlı bir sesle söylenen kökler ve pop etkilerinin duygulu bir karışımına götürdü. Taylor, Bruce McCabe (Jonny Lang) ve Grammy ödüllü söz yazarı/yapımcı Kevin Bowe (Jonny Lang, Etta James, Paul Westerberg) ile yazmıştır.
ELLES BAİLEY
Nashville’deki ilk albümünü 2015’de kaydeden Elles Bailey’nin ‘blues yakıtlı’ sesi, çaldığı her yerde tanınmasını sağlıyor. Bu büyüleyici, çalışkan şarkıcı, alamet-i farikası ‘smoky vokal’ sesiyle, köklü blues, country ve duygusal rock’ı sorunsuz bir şekilde örüyor.
İngiltere’nin çok güzel, müzikal bir kasabası olan Bristol’den gelen Bailey, ilk gençlik yıllarında bağımsız bir grubun başında çalar. Grup dağılınca, küçük bir ara verir ve bu arada Psikoloji bölümünden mezun olur. Elles Bailey olarak turneye çıkmaya başlar. Son birkaç yıldır İngiltere ve Avrupa’nın her yerinde şarkı yazıyor, kaydediyor ve çalıyor. “Bristol’deki en iyi müzisyenlerden bazılarıyla çalışma ayrıcalığına sahip oldum ve ilk albümümü kaydederken Nashville’in ‘crème de la crème’ ustalarından bazılarıyla çalışabildiğim için şanslıydım.”diyor.
Ne tür müzik yaptığı sorulduğunda :”Kök blues, country ve soul çağdaş bir rock ritmiyle harmanlıyorum. Çocukluğumda oldukça ciddi geçirdiğim, neredeyse gırtlağımın kapandığı bir hastalık sonrasında sesimde boğuk bir kalite oluştu. Hastaneden çıkıp tekrar konuşmaya başladığımda, ailem şok geçirdi. Sahip olduğum sesim gitti. Onun yerine günde 60 sigara içiyormuş gibi ses çıkaran biri geldi! Tam olarak 3 yaşındaki bir çocuktan beklediğiniz ses gibi değildi! Beni bir uzmana götürdüler, o da sesimi kontrol etti ve neyse ki kalıcı bir hasar bulamamıştı. Ve şöyle dedi, “eğer bir gün şarkı söyleyecekse, blues söylemesi harika olacak!”şeklinde cevap veriyor.
Şarkı yazarken genellikle kendisini etkileyen insanlar ve müzisyenler hakkında yazmaktan hoşlanıyor.”Howlin Wolf şarkım Chess Records hakkında, ‘Perfect Storm’ ise Amerika’nın küçük durgun bir kasabası olan Muscle Shoals hakkında yazılmıştır. Müzisyenlerin bir araya gelip ‘renk körü’ bir müzik yarattığı Alabama – ‘Hayatlar çarpıştı ve bir ses doğdu’”diyor
Çocukluğu sorulduğunda şöyle cevap veriyor; “Babamın topladığı Chess Record’tan çıkan blues & rock & roll plakları ile büyüdüm. Müziğin ruhunu seviyorum ve bu harika müzisyenlerin arkasındaki hikayeler beni büyülüyor. Etta James, Janis Joplin, Dusty Springfield ve Fleetwood Mac, hepsi benim müzikal olarak yetişmemde rol oynadılar ama ben her zaman bir sürü farklı tarz müzik dinledim ve gördüğüm ve duyduğum her şeyden ilham aldım.”
En gurur duyduğu şarkısı The Elberton Sessions’da yer alan ‘Girl who own the Blues’. Çalkantılı ve duygusal yaşam tarzıyla birleşen ham, güçlü sesiyle tanınan rahmetli büyük Janis Joplin hakkında yazmış. “İnanılmaz derecede yaratıcıydı ve nesiller boyu sanatçılara ilham verdi ama yaratıcı bir şekilde hayatının ıstırabından ve acısından doğdu. O gerçekten ‘Blues’un Sahibi Olan Kız’dı.”
Şu anda en çok Chris Stapleton dinlediğini söylüyor ve ekliyor:” Tennessee’de Leipers Fork’ta (şimdiye kadar kaldığım en havalı yerlerden biri) güzel bir evde kalıyordum, güzel bir ormana bakan büyük bir verandası vardı. Stüdyodan eve gelir, bir bira alır ve ondan Traveller albümünü dinlerdim.”
Para sorun olmasaydı, süperstar müzisyenlerin/sanatçıların karışımıyla ve gözden kaçan sanatçılarla ortak bir albüm yapmayı çok istermiş. Bence bu, dahil olmak için oldukça harika bir proje olurdu.
Müzisyen olmakla ilgili pek çok harika şey olduğunu ama seyahat etmeyi ve yeni insanlarla tanışmayı en çok sevdiği yanı olduğunu söylüyor. İngiltere ve Avrupa’da 23 konserlik bir tura başlamak üzere ve yola çıkmak için de sabırsızlanıyor.
Emin Yeğinboy




