Bir peluş oyuncak.. Ters yöne yürüyen bir penguen ..
Bazen dünyayı anlamak için insanlara değil, hayvanlara bakmak gerekir.
Japonya’da doğduğu anda annesi tarafından reddedilen küçük bir yavru maymun vardı. Adı Punch. Kendi türünün arasında bile ait olamamanın sessizliğini taşıyordu üzerinde. Ne bir sıcaklık ne bir temas… Sadece boşluk. O boşluğu ise bir peluş oyuncağa sarılarak doldurmaya çalışıyordu. Küçük kollarıyla sıkıca tuttuğu şey bir oyuncak değil, belki de eksik kalan sevgiydi.
Dünyanın dört bir yanında insanlar o görüntüyü izledi ve aynı anda içlerinde eski bir sızı uyandı. Çünkü terk edilmenin dili yoktur; türü, coğrafyası, zamanı yoktur. Yalnızlık bütün canlılarda aynı yere dokunur.
Sonra bir penguen çıktı karşımıza. Kalabalık bir sürü, hiç düşünmeden denize doğru yürürken o durdu. Başını çevirdi. Ve herkesin gittiği yönün tersine doğru adım attı.
Ne bir çağrı vardı arkasında ne de onu bekleyen bir kesinlik. Sadece bilinmeyen.
Yürüdü.Uzaklaştı.Kayboldu.
Kimileri o penguende tükenmişliği gördü; kalabalığın içinde yorulmuş bir ruhu. Kimileri ise cesareti… “Yönünü seç ve korkmadan yürü” diyen sessiz bir çağrıyı.
Belki de bizi asıl etkileyen buydu: O penguenin yalnızlığı bize kendi hayatlarımızı hatırlattı.
Çünkü çağımız, görünmez sürüler çağı. İnsanlar artık birbirlerini takip etmiyor; korkuları takip ediyor. Endişeler yön belirliyor, alışkanlıklar karar veriyor, kalabalıklar güven hissi dağıtıyor. Oysa kalabalık her zaman aidiyet değildir; bazen sadece korkunun düzenli hâlidir. Çocuklarımız bile bunu erken öğreniyor.
Akran zorbalıklarıyla dışarıda yalnızlaşan çocuklar, içeriye ekranların ışığına sığınıyor. Gerçek dünyada duyulmayan sesler, dijital odalarda yankı buluyor. Yeni dostluklar kuruluyor, yeni kimlikler yaratılıyor. Biz ise bu dönüşümü izlerken yavaş yavaş şaşırma yetimizi kaybediyoruz.
Ama garip bir şey oluyor.
Gerçek hayattaki yalnızlıklara alışan insan, bir yavru maymunun peluş oyuncağına sarılışında gözyaşı döküyor. Ters yöne yürüyen bir penguende kendi kalp atışını duyuyor.
Demek ki içimizde bir yer hâlâ uyanık.
Belki vicdan dediğimiz şey kaybolmaz; sadece üzeri gürültüyle örtülür. Belki özgüven dediğimiz şey yok olmaz; sadece başkalarının yön tabelaları arasında görünmez hâle gelir. Ve belki insan olmak, bize sürekli yeniden hatırlatılması gereken bir hâlidir.
Bir penguen yürür ve bize cesareti öğretir.Bir yavru maymun sarılır ve bize merhameti hatırlatır.
Biz ise ekranın karşısında sessizce şunu fark ederiz:
Kalbimiz hâlâ orada.Yönünü hatırlamayı bekliyor.
Belki de bu yüzden, insanı anlamaya çalıştıkça aynı gerçeğe varıyoruz:Herkes kendi görünmeyen zincirleriyle yürür hayatın içinde.
Ne tuhaftır şu insanlar
Kimi zincirler içerisinde hür,
Kimi esir olmaktan bahtiyar,
Kimi de benim gibi bin bir şeyi düşünür…
Ümit Yaşar Oğuzcan
Buket Işıkdoğan Köse




