Bir dağ kaç kez ölür?

 
Muğla’nın bazı dağları insanın omzuna elini koyar gibi durur.
Serttir ama merhametlidir. Sessizdir ama konuşur.
Antik adıyla Latmos, bugünkü Beşparmak Dağları… Bir mitoloji kitabının sayfası değil; taşın hafızasıdır.
 
Rivayete göre ay tanrıçası Selene, ölümlü çoban Endymion’a burada âşık oldu. Onu sonsuz bir uykuya bıraktı ki gençliği hiç solmasın. Bu yüzden Latmos’ta ay ışığı biraz daha yakındır yeryüzüne.
 
Masal böyle anlatılır. Ama asıl mesele masal değil.
 
Bu dağın kayalarında 8 bin yıllık resimler var. Av sahnesi değil sadece; el ele tutuşmuş insanlar, aileler, çocuk figürleri… İnsanlığın ilk “birlikte yaşama” tasviri.
 
Bu topraklarda önce sevgi çizilmiş, sonra sınırlar. Datça’da badem çiçeği nasıl bir hafıza ise, Latmos da Muğla’nın taş hafızasıdır. Biri çiçekle anlatır geçmişi, diğeri kayayla.
 
Ve aşağıda, bir zamanlar deniz olan yerde bugün Bafa Gölü uzanır. Antik çağda Latmos’un eteklerindeki liman kentlerinden biri, bugün gölün kıyısında kalmış taş yığınlarıyla nefes alıyor: Herakleia Latmos. Bir zamanlar Ege’nin tuzu bu kıyılara vururdu. Sonra Büyük Menderes’in taşıdığı alüvyon, denizi yuttu. Coğrafya kaderi değiştirdi.
Muğla’da mitoloji hep gerçekle iç içedir.
 
Burada tanrılar bir söylencedir ama taşlar gerçektir. Ve insanın açgözlülüğü de.
Biz taşlardan daha mı geçiciyiz, yoksa hafızamız mı daha zayıf?
 
Bugün Latmos’un eteklerinde maden ruhsatları konuşuluyor. Dinamit patladığında sadece kaya parçalanmıyor; 8 bin yıllık bir sessizlik de yarılıyor. Bir kayanın içindeki tarih, bir kamyon kasasına sığdırılıyor.
Diyorlar ki ;
“Ekonomik kalkınma.”
Peki hangi kalkınma?
8 bin yıllık insanlık mirasını dinamitleyerek mi kalkınacağız?
Ay ışığının altındaki bir kültürü toz bulutuna çevirerek mi büyüyeceğiz?
 
Muğla bir turizm kenti diye konuşuyoruz. Temiz hava, uzun yaşam, doğa, mitoloji…
TÜİK verilerinde “uzun yaşamın sırrı” diye başlık atıyoruz.
Ama uzun yaşam, hafızayı yok ederek mümkün mü?
 
Latmos bir dağdan öte Muğla’nın vicdan testidir.
Bir tarafta Selene’nin ay ışığı, öbür tarafta dinamitin flaşı.
Bir tarafta 8 bin yıl, öbür tarafta 8 dakikalık patlama.
Karar bizim.
 
Ya çocuklarımızı Bafa kıyısına götürüp “Bakın, insanlık burada başlamıştı” diyeceğiz…
Ya da “Burada bir zamanlar kaya resimleri vardı” diye geçmiş zaman kipi kullanacağız.
 
Muğla’nın kaderi hep mitolojiyle anlatılır. Belki de asıl mitoloji şu:
Tanrılar değil, insanlar yıkar.
Ve insan isterse korur.
 
Sedat Kaya

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu