Nardugan’dan Noel’e uzanan bir kış hikayesi

Bugün 21 Aralık.
Yılın en uzun gecesi.
Gecenin artık uzayamadığı, karanlığın geri çekilmeye başladığı eşik… Kış gündönümü.
İnsanlık binlerce yıldır bu geceye aynı gökyüzünün altından baktı. Kimi zaman Nardugan dedi, kimi zaman başka bir ad verdi. Ama anlam değişmedi. Işık geri dönüyordu.
Kış gündönümü, insan belleğinde sadece bir astronomi olayı değil.
O, karanlığın sınırına gelindiği an.
Daha fazla uzayamayan gecenin, geri çekilmek zorunda kaldığı eşik.
Bu eşik, farklı coğrafyalarda farklı adlarla anıldı. Ama anlamı hep aynı kaldı:
Işık geri döner.
Orta Asya bozkırlarında yaşayan eski Türk toplulukları, güneşin bu dönüşünü Nardugan adıyla karşıladı.
Nar: ışık, ateş, güneş demekti.
Tugan: doğan, yeniden var olan anlamına geliyordu.
Nardugan, bir inanç bildirisi değildi.
Tanrısal bir özelliği yoktu. Sadece doğayla uyumun felsefesiydi.
Akçam ağacı bu yüzden öne çıktı.
Kökleri yeraltına, dalları göğe uzanan bu ağaç, evrenin kendisi gibi düşünülüyordu.
Hayat Ağacıydı.
Dallarına dilekler bağlandı, altına armağanlar bırakıldı.
Ateş yakıldı. Çünkü ateş, güneşin yeryüzündeki hatırasıydı.
Bu ritüeller, tanrılardan çok yaşam döngüsüne saygıydı.
Kış gündönümü sadece Türklerin değil, pek çok eski kültürün de dikkatle izlediği bir andı.
Anadolu’da, Mezopotamya’da, Roma’da,güneşin “yenilmezliği” kutsandı.
Günlerin yeniden uzaması, insanlara güven verdi.
Zamanla bu ortak kozmik bilgi, farklı inanç sistemleri içinde yeniden anlamlandırıldı.
Roma’nın Sol Invictus’u,
İran’ın Mithra’sı,
Hepsi aynı kozmik gerçeğin farklı adlarıydı.
Hristiyanlık yükselirken bu gerçeği yok etmedi.
Daha zekice bir şey yaptı: Sahiplendi.
Adını değiştirdi. Anlamını tekelleştirdi.
Ve evrensel ilan etti.
Bu noktadan sonra olan şuydu:
Kendi güneşine inananlar “pagan”, yeni anlatıyı benimseyenler “medenî” sayıldı.
Noel, bu anlamda bir kopuş değil, bir devamlılıktır.
Ağaç süsleme, armağan verme, bir araya gelme, umut ve doğuş teması…
Bunların hiçbiri sıfırdan icat edilmedi.
İnsanlığın çok eski bir hafızası, yeni bir anlatıyla yaşamaya devam etti.
Bu durum, bir “taklit” ya da “çalma” meselesi değil.
Kültürler çoğu zaman böyle ilerler. Öncekini silmez, onu dönüştürür.
Nardugan’ın merkezinde doğa vardı.
Noel’in merkezinde ise zamanla insan ve toplum yer aldı.
Ama her ikisinin altında aynı sezgi yatar.
Karanlık sonsuz değildir.
Bugün Noel kutlamak, Nardugan’ı inkâr etmek anlamına gelmez.
Ama Nardugan’ı hatırlamak, Noel’i daha iyi anlamayı sağlar.
Çünkü her ritüel, kendisinden önceki izleri taşır.
Ağaç, bir süs değil, yüzyıllar boyunca göğe uzanan bir semboldü.
Armağan, tüketimden önce paylaşım demekti.
Ve güneş, hangi adla anılırsa anılsın, herkes için aynı yerden doğar.
Nardugan ile Noel arasında bir kavga yok.
Bir zaman yolculuğu var. Biri doğanın dilini konuşuyor. Diğeri insanın hikâyesini anlatıyor.
Ama ikisi de aynı gecede başlıyor.
Yılın en uzun gecesinde. Ve aynı şeyi söylüyorlar.
Işık geri döner.
Ancak, bugün Noel, dini içeriği boşaltılmış, tüketimle doldurulmuş küresel bir ritüel.
Çünkü emperyal sistem, doğayı metaya çevirir.
Ağacı keser, süs eşyası yapar.
Güneşi ölçer, faturaya bağlar.
Nardugan ise hala “Güneş kimsenin mülkü değildir” demeye devam ediyor.
 
Sedat Kaya

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu