Bayram Özel Programları

TRT’de çalıştığım yıllarda biz yapımcı ve sunucular için “Bayram Özel Programları” ayrı bir yer tutardı.

TRT’de çalıştığım yıllarda biz yapımcı ve sunucular için “Bayram Özel Programları” ayrı bir yer tutardı. Özellikle radyo için hazırlıklarımız nerdeyse bir ay önce başlar, programımıza konuk edeceğimiz sanatçıları arar, onlarla buluşup ses kayıtlarımızı yapardık. İşte, yine bir “Şeker Bayramı” hazırlıkları için de, o sıralarda konserlerine ara vermiş ve Bodrum’da yaşamakta olan Sanat Güneşi’miz Zeki Müren’le bir söyleşi yapmak istedim. Televizyondaki dostum Kaynak Güntekin’den bulduğum özel telefonundan aradım onu…

Çok içten ve saygıyla karşıladı beni. Konuştuk kendisiyle ve randevulaştık. Bodrum’a yanıma o zamanların ünlü ses kayıt cihazı yaklaşık 10-12 kiloluk Nagra’yı alarak otobüsle gittim. Gider gitmez Zeki beyi aradım ve nerede buluşacağımı sordum. “Hoşgeldiniz Ümit beyciğim… Ben her gün Bardakçı’da güneşleniyorum. Sizi de saat 17.00’de orada bekliyorum”. Bu kadar hazırlıklı olmasına şaşırmamıştım. Çünkü sanatçımızın ne denli titiz biri olduğunu çok yakınlarından ve onunla çalışanlardan duymuştum. Hemen Bodrum mendirek içinde 10 dakikada bir kalkan dolmuş motorlardan birisine binip, 17.00’ye 10 kala Bardakçı’ya vardım.

Sanat Güneşimiz bir masada rıhtıma yakın bir yerde oturuyordu. İlk dikkatimi çeken, masanın üzerindeki örtü ve küçük bir vazo içindeki çiçekti. Beni Nagra teybimle görünce, nazik bir şekilde ayağa kalktı ve beni samimiyetle karşıladı. Yaklaşık 15 dakika, kendimi tanıtmam, program hakkında bilgi vermem ve onun etrafımıza gelen hayranları ile resim çektirmesi ile geçti. Sonra, yine hazırlıklı olarak, “Ümit beyciğim, burada bizi rahat bırakmazlar. Bir de etrafta konuşma ve çocuk sesleri olur. Ben arkamızdaki pansiyonda sessiz bir oda ayarladım. Dilerseniz, birlikte oraya gidip kaydımızı yapalım.” Reddetmek mümkün müydü? Birlikte kalktık.

Pansiyon sahibi yanımıza gelip, “Paşam, sizi odanıza götüreyim” diyerek, ikinci katta ve arka tarafta, gerçekten oldukça sessiz bir odaya girdik. Odada yine bir masa konmuştu ortaya. Ben gülle gibi ses kayıt cihazımı masanın üzerine koydum. Biraz nefes aldık. Birer bardak suyumuzu da yanımıza alarak söyleşiye başladık. Ben dışarıda otururken, onun saz sanatçılarından, Hakkı Derman, Şükrü Tunar ve Selahattin Pınar ile tanışık olduğumu anlatmıştım. Eniştem Macit Uslu, İzmir’in önde gelen üzüm tüccarlarından birisiydi. Abimle benim ikinci babamız olarak gördüğümüz Macit babamızın evinde, nerdeyse haftada iki kez – eski deyimle – müzik alemi olurdu. Ben de bu sözünü ettiğimiz sanatçılar ve ayrıca İzmir Radyosu’ndan Emine Gönülden ve Turhan Yalçın gibi müzisyenlerin de katıldığı bu gecelerde, eğer çalan gelmediyse, darbuka ile eşlik ederdim. Bu anımı onunla önceden paylaştığım için, çok samimi bir konuşma oldu. Zaman zaman ikimizin de dili sürçtü. Zeki bey beni durdurup, “Tekrar alalım Ümit beyciğim. Önemli olan radyo dinleyicimize saygı. Kaydı temiz yapalım” O gün anladım ki, sanatçı olmak, hatta büyük sanatçı olmak kolay olmuyor. Bir saate yakın süren bu birlikteliğimizi bugün bile saygı ve sevgiyle anıyorum.

Gelelim bir başka “Bayram Özel Programı” na… Yıl 1982… TRT İzmir Televizyonunda 4 günlük ve 3’er saatlik bayram programı yapılacak. Sunucular Ankara’dan Canan Kumbasar, İstanbul’dan Mustafa Yolaşan ve İzmir’den de ben… Dört gün boyunca çok çeşitli sanatçıları konuk ettiğimiz programın güldürü bölümünü Mahmet Baler (herkesin bildiği adıyla) Bal Mahmut’la yapacaktık. Dördümüz de beyaz giysiler ve takım elbiseler içinde ay biçiminde oturduk stüdyoda. Soldan sağa, Mustafa, Bal Mahmut, Canan ve ben…

Başladık sunumlara. Sırayla biz sunucular, Mahmut Baler’i bizim de hiç duymadığımız fıkralarını anlatmaya zorluyoruz. Yalnız sunucu olarak bizler  değil, stüdyoda görevli bütün arkadaşlarımız gülmekten kırılıyoruz. Zaman zaman çekimi durdurup, nefes almaya ve gülme krizlerimizi atlatmaya çalışıyoruz. Tabii bu arada stüdyomuza şarkılarını seslendirmek için gelen sanatçılar da bu kahkaha şölenine katılıyor.

Uzun yıllar TRT’de onlarca eğlence ve müzik programları sundum. Bundan tam 40 yıl önce yaşadığımız ve 4 gün boyunca çekimler sırasında bu kadar eğlendiğimiz bir programımı hatırlamıyorum. Bu vesile ile Atatürk’ün sofrasında da yer alan, büyük Ata’nın deyimiyle “ağzından bal akan” Mahmut Baler’i saygı, sevgi ve hasretle anıyorum.

 

http://youtube.com/watch?v=3VTd_4ylSOs&ab_channel=ByaydinYeniden

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu