Taşradan Çıkış Yok

Taşranın yazılmamış kurallar üzerinden akan bir yaşamı vardır. Daha doğrusu akmaz zaman adeta mühürlenmiştir. Yörenin politik yapısına yön verenler idareyi, sosyal yaşamı mümkün olduğunca kontrol altında tutarlar. Belediye başkanı hatta bir muhtar önce efradını oluşturur. Kolay yönlendirebileceği sıradan insanların üzerine eşraftan birkaç varlıklı insan da eklenince tipik gündelik faşizm, baskı ve dayatma sistemi için uygun ortam kurulmuş olur.
Türk sinemasında okumuş insanın taşra ile sınavı başlı başına bir kategori olabilecek zenginlikte. “Bir Zamanlar Anadolu’da” (2012) Nuri Bilge Ceylan sinemasının en parlak eserlerinden birisi olarak hala hafızalarımızdadır. Buralara doktor, hakim, savcı, bürokrat gibi okumuşların yolu genelde tayinle düşer. Geriye dönecekleri günü iple çekerler. Aidiyet muğlaklığı yanında kişisel problemleri de bu sakin yörelerde daha öne çıkar.
Yönetmen ve senarist Emin Alper taşra çıkmazını sadece diyaloglar üzerinden işlemiyor. Gerilimin finale dek nefesini hissettirdiği karanlık bir atmosfer kuruyor. Artık insanlar geçmişe nazaran daha saldırgan, erkleri daha güçlü. Yanıklar adındaki hayali kasabaya tayin edilmiş genç bir savcının yaşadıklarını, kanuna saygıyı dilinden düşürmeyen, fakat uygulanmasından yana olmayan toplumsal iki yüzlülük içindeki tehditkar bir taşra ahalisi üzerinden anlatıyor. Emre’nin (Selahattin Paşalı) daha ilk görev yeridir ve kanunlarda ne yazılmışsa uygulamak heyecanı içindedir.
Kasabaya daha ilk girişinde yerde sürüklenen öldürülmüş domuzun kan izlerini takip eder ve havaya ateş açarak kutlama yapan kasaba ahalisini uzaktan izler. Bu davranışlar rahatsız edicidir. Makamındaki ilk hoş geldin ziyaretinde duruşunu da belli eder. Baştan sona bir yoklama havası içindeki ziyareti yapanlar, Avukat Şahin, belediye başkanının da oğludur(), ve eczacı Kemal (Erdem Şenocak) savcının çıkışlarından çetin ceviz olduğunu anlarlar. Artık kafalarındaki plan bellidir: savcıyı ne yapıp ne edip, kendi yazılmamış kurallarına uydurmak.
Muhalif gazeteci Murat (Ekin Koç) ile karşılaşması ve davet edildiği rakı sofrasındaki olaylar genç savcının kasabadaki durumunu zorlaştırır. Murat ve hakim Zeynep () onu taşraya karşı uyarırlar. “Düzene uy, fazla kurcalama” şeklindedir alt metinler.
Kasabanın ezelden beri gelen susuzluk problemi kasıtlı olarak çözülmez. Bilirkişi raporlarının mahkemeden gizlendiği, kasabaya nehirden su getirme seçeneğinin ise pahalı denerek belediye başkanı tarafından daha baştan reddedildiği bir politik manzara var karşımızda. Dev obruklar kasabanın birçok yerinde karşımıza çıkar. Obrukların öykü ilerledikçe bölünmüşlüğün bir metaforu olduğu anlaşılıyor. Obruk dışında metaforik anlatımdan, dolaylama ve ima yapmadan, büyük resmi ülkenin durumunuı işaret eden, alegorik bir yapısı var Kurak Günler’in. Hatta bu film için bir alegoriden ziyade bir “yatay kesit” demek gerekir. Tümü yansıtan, onu taklit eden, özetleyen bir parça; yoğunlaştırılmış bir ülke panoraması. Kasabanın damarlarında varolan ve basınç arttıkça çatlaklarından sızan şiddet, ırkçılık, tecavüz, cinsiyetçilik, homofobi… Tüm bunlar filmdeki her bir yan hikâyeye dönüşüyor ve bir çatlaktan sızıntısı şeklinde işliyor. Filmin final sekansı sinema tarihine geçecek güçte. Akıllardan, zihinlerden çıkmayacak bir an…
Oyunculukların birbirinden güçlü olduğu filmde kimi ön plana çıkarırsam haksızlık olur diyorum. Savcı rolüyle çeşitli ödüller kazanan Selahattin Paşalı içinde bulunduğu şüphelendiği ve kararsız durumları mükemmel bir beden diliyle yansıtıyor. Filmde kötü adamların en sivrileni Şahin’de Erol Babaoğlu çok başarılı.
Emin Alper sinemasının en olgun örneğini sergilerken, görüntü yönetiminden müziğine kadar olağanüstü bir filme imza atmış.

Kurak Günler
Yönetmen ve senaryo : Emin Alper.
Oyuncular : Selahattin Paşalı, Ekin Koç, Hatice Aslan, Erol Babaoğlu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu