Röntgen mütehassısı
“Rif’at Osman Bey Üsküdar sahilinde Şemsi Paşa Camii dibinde karşı yakadaki Tophane, Kabataş, Beşiktaş ve Sarayburnu mevkilerine baktı. Deniz üstünde seken yakamozlar, Topkapı Sarayı’nın Marmara’yı öpen surları önünden Beşiktaş’taki Hayrettin İskelesi’ne kadar balıkçıların öbek öbek mesai halinde olduğunu gösteriyordu.18 Zilkade 1339 (24 Temmuz 1921) pazar günü idi.
Ona yakın çevresinde ve kültür muhitlerinde “Tosyavizade” diyorlardı. Baba tarafından soyu Tosya’ya dayanıyordu. Doğma büyüme Üsküdarlı olduğu halde onu tanıyanlar Edirneli bilirlerdi. Mekteb-i İdadi Tıbbiye’ye kaydolan Ri’fat Osman Bey burada ilerde okumayı gaye edindiği Mekteb-i Tıbbiye-yi Şahane’ye ciddi bir hazırlık yaptı.
“Yeni Osmanlılar, Jön Türkler” gibi isimler alan bir takım fikir ve fiil hareketleri idadi (lise) seviyesindeki okullara uzanmış ve taraftar bulmuştu. Ri’fat Osman Bey de hürriyet aşığı bir genç olarak bu yolda hareket etmiş, devletin yasakladığı bazı neşriyatı el altından dağıtmaya, okumaya başlamıştı.Okulda yapılan bir aramada Ri’fat Osman Bey’in şahsi dolabından Sultan Murad’ın resmi ile yasak kitap ve risaleler çıkınca derdest edilerek tevkif edilmiş, kısa bir müddet hapis yatmıştı.
1310 (1892) senesinde girdiği Tıp Fakültesi’nden 1317 (1899) de tabip yüzbaşı olarak mezun olmuş ve hemen Gülhane Seririyat Hastanesi’nde çalışmaya başlamıştı. Bonn Üniversitesi Tıp Fakültesi hocası Prof.Dr.Rieder Paşa Ri’fat Osman Bey’i yanına aldı ve ona ilim ve hünerinden çok şeyi aktardı.
Bugünkü modern tıbbın “Radyoloji” dediği sahayı kendisi için cazip bulan Ri’fat Osman Bey bir müddet sonra Gülhane Serririyat Hastanesi röntgen bölümünün başına getirildi. 1321 (1903) senesinde Edirne Hastanesi’ne tayin edildi. Tosyavizade Ri’fat Osman Bey’in Edirne ile münasebeti bu şekilde başladı. Bu arada Edirne ve çevresindeki hastanelerin röntgen servislerini kurdu.
Ri’fat Osman Bey sıradan bir röntgen mütehassısı değildi. Tam bir mütebahhir (çok bilgili) ve hezarfen (elinden çok iş gelen, sanatçı) di. Sarayiçi’ndeki artık mevcut olmayan sarayın haritasını çıkardığında değme kartograflara meydan okuyan bir kabiliyetini ortaya koymuştu. Resim, peyzaj eserleri bırakan Ri’fat Osman Bey Balkan Harbi’nin ikinci safhasında Rebiülhariri 1333 ( Mart 1915)) senesinde İstanbul Haydarpaşa Hastanesi Röntgen şefliğine Binbaşı Tabip olarak getirildi ve dört sene sonra emekliliğini istedi. Mustafa Kemal Paşa’nin Samsun’a çıktığı günlerde Recep 1337 (Mayıs 1919) emekli oldu”
Bu satırlar Turgut Güler’in Ötüken Yayınları’ndan çıkan “ Taşı Yenen Adam” kitabından..
Röntgen Mütehassısı Ri’fat Bey Mimar Sinan hayranıydı. Edirne Selimiye Camii onun hiç çıkmadığı mekanlardandı. Camii Osmanlı Padişahı II.Selim döneminde yapıldı. Mimar Sinan’ın 80 yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” şeklinde nitelendirdiği Selimiye Camii, gerek Mimar Sinan’ın, gerek Osmanlı mimarisinin en önemli eserleri arasında yer alıyor.
Caminin müezzin mahfilinin mermer ayaklarından birinin altında ters bir lale motifi bulunmaktadır. Rivayete göre, caminin yapılacağı arsa üzerinde bir lale bahçesi vardı. Bu arsanın sahibi, başlarda arsasının satılmasını kabul etmemiş. En sonunda, Minar Sinan’dan camide bir lale motifi olmasını isteyerek arsasını satmış ve Mimar Sinan da lale motifini ters olarak yapmış. Lale motifi bu arsada bir lale bahçesi olduğunu, ters olması ise sahibinin tersliğini temsil etmektedir.
2000’de UNESO tarafından Dünya Mirası listesine dahil edilen Selimiye Camii ve külliyesinin, 2011’de Dünya Mirası olarak tescil edildiği bilgisini de vermiş olalım.
Ve tekrar dönelim Ri’fat Osman Bey’in öyküsüne..
“Ri’fat Osman Bey Milli Mücadele’ye Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti saflarında katıldı. 5 Rebiülahir 1341 (25 Kasım 1922) cumartesi günü Türk Ordusu Edirne’ye girdi ve Edirne kurtarılmış oldu. Ri’fat Osman Bey bu gelişme üzerine Edirne’nin değişik okullarında sağlık ve resim öğretmenlikleri yaptı. 15 Muharrem 1352 ( 10 Mayıs 1933) Çarşamba günü Edirne’de vefat etti. Mezarı Hacılar Ezanı Kabristan’ındadır.
Ri’fat Osman Bey “Fatihler Yuvası” dediği Edirne’ye büyük bir aşkla bağlanmış, bu şehir güzelini sulu boya ve kara kalem resimlerinde, plan ve projelerinde, krokilerinde, mektuplarında, bitmez ve dinmez bir şevkle anlatmıştır.
Bu çalışmalarında Süheyl Ünver, Muallim Cevdet ve Osman Nuri Ergin onun çok candan destekçisi olmuşlardır. Ri’fat Osman Bey ile bu muhterem dostlarının ortak yanı en küçük bir mezar taşından başlayarak karşılaştıkları her eser ve eşya üzerinde Türk izlerini araştırmalarıdır.
Bazı tarihi mekanların planlarını çizen Ri’fat Osman Bey pek mahir bir mimar olduğunu da ispatlamıştır. Edirne’de İttihad ve Terakki Kulübü için inşa edilen ve bugün Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılan binanın bütün proje ve mimarlık işlerini tek başına Ri’fat Osman Bey yapmıştır. Aynı mekanın iç mekan süslemeleri de ona aittir.
Edirne Türk ve İslam Eserleri Müzesi kurucusu olan Ri’fat Osman Bey kendi gayreti ile ortaya çıkardığı pekçok mezar taşını bu müzeye nakletmiştir. Ri’fat Osman Bey’in “Koca Mimar Sinan “ isimli çalışması ise iki nüsha olarak müellifin kendi el yazısı ile eski harflerle yazılmış, bu nüshalardan biri Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Bölümü’ndedir.”
Erkan Sevinç




