Homeros’un kaleminden
Sarayın diliyle konuşan yabancı, Troyalıların dinmeyen sızısını ve Akhaların bitmek bilmeyen hilelerini anımsatıyorsun bana. Dinle öyleyse; Bilge Homeros’un nefesiyle, mahkeme salonlarında yankılanan o hikayeyi anlatayım sana.
Gök gürültülerinin efendisi Zeus’un, gümüş yaylı Apollon’un, bilgeliği zırh gibi kuşanan Athena’nın huzurunda yaşandı bu olay.
Anadolu’nun kadim halkının sığındığı bir muhalefet kalesi vardı. Adı CHP’ydi.
Yüksek surları, uzun mücadelelerle örülmüş, kapıları nice fırtınalara direnmişti.
Fakat kaleyi yıkmak isteyenler, onu meydan savaşında yenemeyeceklerini anladılar.
Ne tunç mızraklar işe yaradı, ne demir kılıçlar, ne de orduların bitmek bilmeyen hücumları.Bunun üzerine, çok hile bilen Odysseus’un yolunu seçtiler.
Bir armağan hazırladılar.
Adına Kemal dediler. Dışı sakin denizler kadar dingin, sözleri barış vaatleri kadar yumuşaktı. Halk ona baktı, kurtuluş sandı .Fakat bilmediler ki, onun gövdesinde görünmeyen intikam saklıydı. O bir adam değildi sadece.O, surların önüne bırakılmış dev bir Truva Atı’ydı.
Ve bazıları haykırdı.
“Ey kalenin çocukları! Saraydan gelen armağanlara güvenmeyin! Troya’nın son gecesini hatırlayın!”
Ama kapılar kırıldı.Tahta at içeri sokuldu.Ve kader yürümeye başladı.
Günler geçti.Nehirler aktı.
Zafer vaatleri yenilgilere dönüştü.
İşte o vakit kalenin halkı, acı gerçeği görmeye başladı.
Çünkü onların başındaki kişi, tanrıların kutsadığı bir hükümdar değildi.
Halkın iradesinin ateşinde dövülmüş değildi.
Onun hükmü, sadece bir gölgenin hükmüydü.
Bilgeler buna “Mutlak Butlan” derlerdi.
Doğduğu anda ölmüş bir meşruiye…Yürüyen ama yaşamayan bir suret.
Konuşan ama hakikati olmayan bir yankı.
Mührü vardı, ama mürekkebi saraydaydı.
Tahtı vardı, ama altında irade değil, hükümsüzlük taşı duruyordu.
Mahkeme salonlarının ölümlü yargıçları ona unvanlar verebilirdi.
Fakat Olympos’un doruğundan bakan Zeus için, o sadece bir gölgeydi.
Bir akis.Bir hiçlik.
Sonra o uğursuz gece geldi. Ay, surların üzerine solgun ışığını dökerken, kale halkı zafer uykusundaydı.
İşte o vakit tahta atın gizli kapakları açıldı. İçinden karanlık savaşçılar çıktı.
Düşman dışarıdan gelmemişti. Kale içeriden teslim alınmıştı. Ve Truva’nın son gecesinde olduğu gibi, ateş önce kalbin içine düştü. Şafak söktüğünde, geriye sadece duman kaldı.
Ve Homeros der ki:
“Bir kaleyi dışarıdaki düşman değil, içeride meşru sanılan yabancı yıkar.
Çünkü surları aşmak zordur; fakat geçmişte gönüllere yerleşen bir gölge, en sağlam taşlardan daha güçlüdür.”
İşte mutlak butlanın destanı budur.
Bir kalenin, kılıçla değil bir gölgenin meşruiyet iddiasıyla içeriden fethedilişinin hikayesidir…
Sedat Kaya




