Yürüyerek İzmir’den Ankara’ya

Bir gün önceden çalıştığım gazetenin yönetiminin başında patron durumunda olan Aydın Bilgin ile ikili bir görüşme yaptım.
Karar aldık!
Ben de ‘emekçilerle’ birlikte Ankara’ya yürüyecek, her gün yaşadıklarımızı görüntüleyerek anlatacaktım.
Şimdi hiç ama hiç kimsenin anımsamadığı bir olayı anlatarak paylaşmaya çalışıyorum.
İzmir’in belediye başkanı, önceki bakanlarımızdan Yüksel Çakmur idi.
Yüksel Çakmur, ‘Belediyenin parası yok!’ diyerek onlarca toplu taşım aracı şoförlerinin işine son vermişti.
Kış kıyamet günü bu olur muydu?
İzmir halkına göre olmamalıydı…
Ama Başkan Yüksel Çakmur da haklıydı!…
Nasıl mı?
Belediyenin geliri ve gideri açık ve netti…
Torpil ile şuyla buyla bir şekilde işe alınan şoförlere ödenecek para yoktu…
Aksi halde belediye tarihinde belki de ilk kez ‘iflas’ edecekti…
Biz de ‘Madem başkansın, parayı bul!’ diye diretiyorduk, sendika yöneticileriyle birlikte…
Halkın ve Süleyman Demirel Başbakanlığındaki hükümetin yani bakanların da dikkatini çekmek için ‘İzmir’den Ankara’ya yürüyüş!’ için alınan karar uygulanacaktı.
Ve toplanma yeri olarak da Bornova’nın Kemalpaşa çıkışındaki ‘Belkahve’ kararlaştırılmıştı.
Ben de teçhizatım yani fotoğraf makinam ve bir çanta dolusu film ile gün doğuşuyla birlikte orada idim.
Toplanan belediye işçilerinden çok daha fazla polis ve jandarmalardan oluşan emniyet güçleri de vardı.
Talimat gelmişti; ‘Yolu kapatma ve yürüyüş izni yok!…”
Belki de tarihte az görülür bir şekilde tüm sendika yöneticileri, ‘Sen-ben!’ diye ayrılmadan bir araya gelmişti.
Birlik ve beraberlik günü idi…
Güvenlik güçleri ile yapılan konuşmalarda anlaşma sağlanmadı…
‘Biz şartlar ne olursa olsun Ankara’ya, Başbakanlığa kadar yürüyeceğiz!’ denildi.
Yollar kapalı!
Hep beraber, dağınık bir şekilde yolun iki tarafındaki dağlara tırmanmaya başladık…
Sanıyorum 3- 5 kilometre kadar çalıların çırpıların, dikenlerin otların arasında yürüdük.
Sonra yola çıktık…
Nerede yolumuz kesilse yine ova yollarına dağılarak yolumuza devam ettik.
İzmir- Ankara işçi yürüyüşümüz tam bir ay sürdü.
Altımda, Aydın Bilgin’in görevlendirdiği, diğer altı meslektaşım gibi şoförlü araçlarımız olmasına rağmen hiç birimiz binmedik,
Yani bizler de işlerinden atılan ESHOT şoförleri ile aynı şartlarda yürüdük.
Bir hafta kadar sonra, İstanbul gazeteleri de bizim yürüyüşümüze yer vermeye başladı.
Nedense şimdiki zamanda da İzmir ve Ege hep ‘üvey evlat’ durumundadır, bizden bahsetmezler.
İlk kez Manisa Ahmetli de, devlet yani resmi makamlardan ‘Yürüyüşümüze destek’ aldık.
O zaman nahiye olan Ahmetli Nahiye Müdürü İzmir’den yürüyüşe başlayan Belediye çalışanlarını (işten atılanları) çiçeklerle karşıladı.
Bir ihtiyacımız olup olmadığını sordu… Çay ikramında bulundu…
Ahmetli Nahiye Müdürü, daha sonra İzmir’in Çiğli İlçesi ‘Kaymakamlık’ olunca ‘İlk kurucu Kaymakamı’ olarak görevlendirildi.
Bir aylık yürüyüş sırasında yolda hastalananlar oldu.
Doktor kontrolundan sonra bazıları İzmir’e geri gönderildiler.
Her gün halkın desteği arttı, ikramlar gelmeye başladı.
Manisa Ahmetli’den sonra bu kez polis ve jandarma güvenlik çemberi içinde yürüyüşümüz sürdü.
Gündüz sekiz saat yürünüyor, daha sonra arkamızdan gelen otobüslere biniliyor, koltuklarda oturarak uyuluyordu.
Ama kesinlikle hastalar ya da yürüyecek durumda olmayanların haricinde hiç kimse araçlarla bir adım bile gitmiyordu.
Disiplin tamdı…
Biz gazeteciler ise akşam molası verilen yerde bir süre durduktan sonra, akşamları kendi araçlarımızla yakın yerlerde örneğin Salihli’de, Turgutlu da, Kula’da, Uşak’ta, Afyon’da, Polatlı’da otellerde kalmıştık.
Uşak’a 15 günde mi ne ulaştığımızda, ayakkabılarımın altı parçalanmış, ayaklarım şişmişti.
Uşak’ta Sümerbank’tan askeri botlar almıştım.
Özler kardeşler de, Rusya’dan alınmış bir içi kürk kaplı başı ve kulakları, enseye kadar koruyan bir özel şapka hediye etmişlerdi.
Bir ay sonunda Başbakan Süleyman Demirel Ankara’ya ulaşan ekibin içinden bir heyeti kabul etti. Yanımızdan İzmir’i, Belediye Başkanı Yüksel Çakmur’u telefonla aradı.
İşçilere tekrar iş vermesini istedi.
Yüksel Çakmur belediyenin imkanlarını anlattı ve bir kişiye bile iş verme imkanının olmadığını rakamlarla söyledi. Daha sonra işten çıkarılanların tekrar görevlerine verilmesi ve maaşlarının devlet tarafından (Bakanlıklar) ödenmesi konusunda anlaşıldı.
Bir aylık yürüyüş mutlulukla sonuçlanmıştı.
Sonra benim de fotoğraflarımın yer aldığı bir sergi açıldı.
Yaklaşık 40 yıl önceki bu yürüyüşümüze benzer yürüyüşü CHP’nin önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaptı.
Söylemiş ve yazmıştım: ‘Bir ay sürer!’ diye…
Şimdi, polinöropati nedeniyle 10 metre bile zor yürürken, kilometrelerce yolu nasıl yürümüşüm?
Kitap olacak bu İzmir- Ankara yürüyüşünü her gün Aydın Bilgin yönetimindeki Türkiye’nin en büyük İzmir gazetesinde yazmış, anlatmıştım…
Bu arada çoğu ESHOT çalışanının eşleri ve ailelerinin gösterdikleri ilgi ve teşekkürlerini unutamam…

Yaşar Eyice

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu