Ali Baba

Ali Baba 1986’da ailesi ile Amerika’ya göçüyor. O zaman 21 yaşında zıpkın gibi bir delikanlı. İngilizce yok diyor, gençlik başımda duman, başladım bulaşıkçı olarak çalışmaya.

Dünya kazan ben kepçe… Okuyucum bilir deneyimlemediğimi yazmam, yazamam… Bu kez okyanusu aşıp evimde hissettiğim çok özel bir insanı sizlerle tanıştıracağım. Ali Baba. Benimle birlikte New York’a bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?

Ali Rıza Doğan, Sivaslı. Ankara’da büyümüş.13 yaşlarında Epilepsi hastalığı geçirmiş. “Ortaokul sonlardaydım, aniden bayılıyordum” diyor. “20 yaşıma geldiğinde doktorum GATA’da Başhekim idi. Askerliğim Diyarbakır Şilvan’a çıktı. Çürük çıkartacaklardı hastalığım yüzünden, ben kabul etmedim. Vatan borcudur, diyerek askerliğimi yaptım. Önce Diyarbakır, sonra Ankara.  ”

Amerika macerası nasıl başladı?

Tam askerlik sonrası bize Green Kart çıktı. 20’li yaşların sonlarında. Yepyeni bir hayata başladık. Dayım sayesinde Amerika’ya geldik. O bize yol gösterdi. Bizim gibi onlarca aile Amerika’ya gelebildi dayım sayesinde. 12 Eylül zamanlarıydı. Annem adına müracat ettiler Amerika’ya, babam kötü günler geçiriyordu. Kurunun yanında yaşın da yandığı zamanlardı. Temiz kağıdı olduğu halde babam 1 sene pasaport alamadı. 9 ay sonra pasaportunu aldı babam. Green Kartımız çıkmıştı. Ailecek çıktık geldik Amerika’ya. Beş kardeş. Babamın cebinde 300 Dolar vardı.

Zorlu bir göç hikâyesi. Amerika’ya geldiniz, sonra?

Geldik, ertesi gün ben işe başladım. İngilizce yok. Başta oradan kaybediyorsunuz. Gelen ya benzin sıkacak, ya bulaşık yıkayacak. Kardeşlerim küçüktü biz babamla bulaşık yıkamaya başladık. İlk haftalığımı aldım. O zaman bize bir ev tutmuşlardı. Bozuk bir televizyon hiç unutmuyorum. Birkaç kullanılmış çanak, tabak, çatal kaşık. İlk haftalığımı aldım anneme verdim. “Tabak, çatal, kaşık al, kalanı da biriktir “dedim. Hemen kız kardeşimi okula yazdırdık. Onlar da part time çalıştı ama ben babamla sırt sırta çalıştım daima. Bulaşıkçılıktan komiliğe terfi ettim. Zor oldu ama ayakta kaldık.  Ve şeflik,  1997 de babamla beraber karar verdik, ilk restoranımızı açtık. Küçük bir pizza dükkânını aldık ilk olarak.

Cesaret, azim, çaba.

E tabii. Babama “mekan açıyoruz madem, adını biz koyalım” dedim. . Düşündük üzerine, birkaç gün geçti “buldum “dedim, Ali ve Babası. “Ali Baba” markası , Restoran adımız oradan geliyor.

Ali ve Baba… Babacan kimliğinizden ve burada herkesin size “Baba” diye seslenmesinden bambaşka bir hikâye kurgulamıştım kalbimde. Babanıza saygı ve rahmetle selam edelim o halde. Sonra?

Âmin. O tarihlerde Alibabachines.com yoktu. 2 sene sonra açtı onlar, biz kanunları, haklarımızı bilmediğimiz için isim hakkını ben alamadım. Ama New York’da Ali Baba Restoran diye tescil aldım. Pizza dükkânını Türk mutfağına çevirdim. Sosyal medya yok o yıllarda, bir yemek yazarı bizi duymuş, yemeklerimizi sipariş vermiş, denemiş. New York Magazin’e bizi 2 sayfa haber yaptı. Bir anda işler daha da çoğaldı. Arkasından New York Times yazdı. “Turkish Pizza” diye manşet yaptılar. 1997 den beri lezzetimizden taviz vermedik. Ardından Long İsland Great Neck’de bir yer açtım ama kapattım.2008’de Birleşmiş Milletler binasının karşısında Alibaba Terrace’yi açtık. Kontrat bitti mecbur kapattık. Ardından Amerika’ya geldiğimizde ilk işe başladığım,  bulaşık yıkadığım restoran’ı oğluma satın aldım. Beyti Restoran. Bir ara oğlum orayı çalıştırdı ancak kendisi büyük bir şef, transfer oldu. 53 sokak, 2 ile 3. Cadde arasında Turkish Cusine isimli bir mekân açtık. Sonra, eşim burayı buldu, açtı. Ben de eşime destek oluyorum.

Aile dayanışması harika. Sonra?

Sonra, Allah yüzümüze baktı, çok çalışmanın, dürüst ticaret yapmanın, iyi esnaf olmanın ve en önemlisi paylaşmanın güzelliğini Allah bize hep yaşattı. 1989 yılında New Jersey’in en güzel mahallesinden evimizi aldık. Aile olarak çalışıp tutumlu da olursanız başarırsınız. Burada iş yeri açmakla konu bitmiyor. İşin başında duracaksın. Müşteriyi tanıyacaksın. Dürüst esnaf kalacaksın.

Siz bir marka olmuşsunuz. Manhattan’da, New York, New Jersey, Brooklyn’de sizi tanımayan yok. Polisler bile sizi görünce selam duruyor.

Hangi ülkede bulunduğunun önemi yok. Doğru, ilkeli ve dürüst bir insan olmak yeterli.

Baba, etleriniz, kebaplarınız çok meşhur. Nasıl kuzu- – dana eti temin ediyorsunuz burada?

Eti alacağınız yer önemli. Jersey’de bizim bir mezbahamız var, kasabımız var. Dana, kuzu. Orada kesimlerimiz yapılıyor, etler dinlendiriliyor. Terbiye edilecek olanlar özenle terbiye ediliyor. Hepsi ile bizzat kendim ilgileniyorum. Kuzuyu, koyunu ayırmak lazım.   Koyun etleri kokusu farklı, eti sert olur.  Kuzu eti yumuşaktır, kokusu olmaz, lezzeti fark yaratır. Kuyruk yağı kullanmayız, kaburga ve göğüs eti ile lezzet katarız yemeklerimize.  

Hem lahmacununuzu, hem dönerinizi,  hem de kebaplarınızı deneyimledim. Harika mutfak. Türk yemeklerini özleyenler için tarifsiz bir keyif burası. Sıcak, samimi. Mediterranean cuisine…

Evet, evet. . Mediterranean cuisine… birçok mutfağa hakimiz aslında. Türkiye’de balıkçı ise balıkçı, kebapçı ise kebapçı. Amerika’da karışıktır. Ailesi ile geldi ise seçenek görmek ister.  İşimize, mutfağımıza sevgimizi katıyoruz. Nerden geldiğimizi biliyoruz. Ülkemizi, geleneklerimizi asla unutmadık.

Baba burada etler Türkiye’ye göre daha mı uygun?

Burada et fiyatları makul. Biz de asla ucuza kaçmayız. En iyi eti kullanırız. Türkiye’de bu tadı bulamasınız. İki kişi 50-60 Dolara çıkar bizden. Kendi alışverişimi daima kendim yaparım. Depomu bilirim ne var ne yok.

Baba çok enteresan bir detay var burada.. Caz müzik günleri..

Seviyorum. Kültür sentezi… Neden olmasın? Müşterilerim çok memnun. Kendine güvenip bir yola çıktıysan illaki başarırsın.

Modern Türk Kebapçısı. Harika

E tabii, bizden beklenen değil; lokasyon, kültür, mozaik önemli. Sentezliyoruz.

Türkler mi? Amerikalılar mı daha çok geliyor?

 %80-90 Amerikalı… %20 civarı Türk. Biraz önce anlattım ya, 2008 de Ali Baba Teras’ı açtım, Birleşmiş Milletlerin köşesinde diye. Türkiye’den gelen devlet erkânı, büyüklerimiz, sanatçılar, iş adamları bizleri orada tanıdı. Onları ağırlamaktan şeref duyduk. Amerika’dan Senatörler, Emniyet Genel Müdürleri, Belediye Başkanları, Konsoloslarımız, hepsi gelir yemeğimi yerler. Ali Baba artık bir marka. Günde 17-18 saat çalışıyorum. Ama değer.

Bereketin bol olsun Ali Baba. Birleşmiş Milletlerin tam karşısındasın. Türk Konsolosluğu, Türk Evimizin yanındasın.  46. Caddede 2. Sokaktasın. Ama seni bilmeyen yok. Türk köşesi bile var dükkânda. Atatürk fotoğrafı, Türk Bayrağımız. Yaşa baba.

New York’ta herkes benim dükkânı bilir. Kime sorsan gösterir.

Baba emeklerine sağlık. Herkesin babası olmak çok büyük bir sorumluluk. Benim de içinde yer alma şansı bulduğum harika bir sosyal sorumluluk projesini yürütüyorsun.

Paylaştıkça çoğalır insan.

Müsaade edersen okuyucularım ile “Çarşamba İyilik Takımı”nı paylaşmak istiyorum. “Her Çarşamba Manhattan’da yüzlerce kalbe dokunuyor Ali Baba ve dostları. Ben onlara “İyilik Takımı” diyorum. Her Çarşamba mevsim gözetmeksizin yüzlerce insana çeşit çeşit sıcak yemekler, tatlılar, içecekler, giysiler, ayakkabılar, montlar dağıtıyorsunuz. Bu insanların çoğu evsizler, göçmenler, ve öğrenciler.  En son Ocak ayında New York Başkonsolosumuz, Büyükelçi Sayın Muhittin Ahmet Yazal’ın ve ekibinin de katılımıyla harika bir paylaşım yaşadık. Bu ailenin bir parçası olmak benim için çok değerli teşekkür ederim.” Bir göçmen olarak Amerika’ya gelip işini kuruyor, aileni koruyup kolluyorsun. Şimdi de ihtiyacı olan istisnasız herkese el uzatıyorsun.

İyiliğin, dayanışmanın, paylaşmanın sıcaklığı tarifsiz. Soframız paylaştıkça daha da çoğalıyor. New York Başkonsolosumuz, Büyükelçi Sayın Muhittin Ahmet Yazal beyefendiye, Sevgili Burcu kardeşim sana, Koray’a ve  diğer gönüllü dostlarıma çok teşekkür ediyorum. İyilik paylaşıldıkça büyür. Diyorum ya en büyük hazine dostluktur. Birlikte daha güçlüyüz. Biz her Çarşamba bu paylaşımı büyütmeye devam edeceğiz.

Dilerim dünyada hiç kimse açlıkla, susuzlukla, soğukla, sıcakla sınanmasın.

Yeni yıl herkese şifa, bereket ve rahmet getirsin. Biz gönülden gönüle köprü kuralım, paylaşalım. İnanın hala bu şehirde umut var. Biz o umudun bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz. En büyük hazine dostluktur. Dostluk her kapıyı açar.

Biliyorum yepyeni projelerin var gastronomiye dair. Takip ediyor, deneyimliyor olacağım. Ve illaki okuyucularım, yolu New York’a düşenler için paylaşacağım.

Şimdiye kadar dimdik ayakta durduk, yıkılmadık. Çok şükür. Yine çalışmaya bir olmaya devam edeceğiz. Allah herkesin gönlüne göre versin. Ülkeme özlemim fazla. Benim için de koklayın, nefes alın, yaşayın. Özlüyorum cennet vatanımı. Fırsat buldukça gelmeye çalışıyorum. Memleketimi seviyorum. Ve bir teşekkür. Başarımın iki sırrı var. Bir, arkamda duran eşim. Eşim 33 yıldır arkamda olmasa başaramazdım. Evlatlarıma, aileme, eşime teşekkür ediyorum. İki, kendime olan güvenim, cesaretim, dürüst ve iyi insan kalma çabam.

Dediniz ki, “yemeyeceğim yemeği başkasına yedirmem” ..Kalbinize, yüreğinize, aklınıza sağlık. İnsanlığa umudumu arttıran, iyiliğe inandıran, paylaşmanın çoğalttığına inanan “ Ali Baba ”. Sağ ol, var ol. Bu röportajı kapatırken, geriye dönüp baktığımda hatırlanacak olanın bıraktığı hisler olmasını diliyorum. Çünkü dünya, iyi insanların çoğaldığı bir yer olduğunda gerçekten yaşanabilir oluyor.

 Okuyucuma Not: Hayatın hızlandığı, kelimelerin çoğu zaman anlamını yitirdiği bir çağdayız. Ama ne olursa olsun, insanı insan yapan bazı değerler var ki modası hiç geçmiyor: iyilik, dürüstlük ve paylaşım gibi. İyilik, yalnızca büyük jestlerde değil; bir bakışta, bir sözde, bir durup dinlemede gizli. Dürüstlük, başkalarına olduğu kadar kendimize karşı da cesur olabilmek. Paylaşım ise sahip olduklarımızdan çok, kalbimizde taşıdıklarımızı çoğaltmakla ilgili.  Bugün dünyayı dönüştüren şeylerin çoğu teknoloji, hız ve rekabet gibi görünse de; asıl kalıcı olan, birbirimize nasıl davrandığımız. İyiliğin bulaşıcı olduğuna, dürüstlüğün güveni yeniden inşa ettiğine ve paylaşılan her şeyin çoğalarak geri döndüğüne inanıyorum. Belki de gerçek başarı; iz bırakmak değil, dokunabilmek. Ve belki de en büyük dönüşüm, küçük ama samimi adımlarla başlıyor..

 New York’a yolu düşenler Ali Rıza Doğan’a instagram’dan ulaşabilirler

@alirizababa

@alibabamediterranecusine

Ali Rıza Doğan

Known as Ali Baba

In 1986, he immigrated to the United States with his family. He was only 21 years old then—a strong, energetic young man.

“I didn’t know any English,” he says. “Youth went to my head. I started out as a dishwasher.”

The world in turmoil, me chasing life with a ladle…

My readers know this well: I never write what I haven’t lived or felt. I can’t.

This time, I want to introduce you to someone very special—someone who made me feel at home even after crossing an ocean. Ali Baba.

Are you ready to join me on a journey to New York?

Ali Rıza Doğan is originally from Sivas and grew up in Ankara. At the age of 13, he was diagnosed with epilepsy.

“I was in my last years of middle school,” he says. “I would suddenly faint.”

“When I turned 20, my doctor was the Chief Physician at GATA. My military service was assigned to Silvan, Diyarbakır. They wanted to declare me unfit because of my illness, but I refused. I said it was my duty to the homeland and completed my service. First Diyarbakır, then Ankara.”

B.T. – How did the American journey begin?

Ali Baba – Right after military service, we won the Green Card. I was in my late twenties. We started a brand-new life. We came to America thanks to my uncle—he guided us. Dozens of families like ours were able to come because of him. It was the time of September 12 in Turkey. They applied in my mother’s name. My father was going through very hard times. Innocent people suffered alongside the guilty. Even though his record was clean, my father couldn’t get a passport for a year. After nine months, he finally got it. Our Green Cards had come through. We arrived in America as a family—five siblings. My father had only 300 dollars in his pocket.

B.T. – A very tough immigration story. What happened after you arrived?

Ali Baba – We arrived, and the very next day I started working. No English. That’s your first disadvantage. Immigrants either pump gas or wash dishes. My siblings were young, so my father and I started washing dishes. I got my first weekly paycheck. Someone had rented us a house. I’ll never forget—there was a broken television, a few used plates, forks, and knives. I gave my first paycheck to my mother. I said, “Buy plates and cutlery, save the rest.” We immediately enrolled my sister in school. They all worked part-time later, but my father and I always worked shoulder to shoulder. I was promoted from dishwasher to busboy. It was hard, but we survived. Then came becoming a chef. In 1997, my father and I decided to open our first restaurant. We bought a small pizza shop.

B.T. – Courage, determination, effort.

Ali Baba – Of course. I said to my father, “If we’re opening a place, we should name it ourselves.” We thought for a few days. Then I said, “I’ve got it: Ali and His Father.” That’s where the name Ali Baba comes from.

B.T. – Ali and his father… In my heart, I had imagined a completely different story—rooted in your fatherly spirit and the way everyone here calls you “Baba.” Let us send respect and prayers to your father. What happened next?

Ali Baba – Amen. At that time, AlibabaChinese.com didn’t exist. They opened two years later. We didn’t know the laws or our rights, so I couldn’t secure the name globally. But I registered Ali Baba Restaurant in New York. I turned the pizza shop into Turkish cuisine. There was no social media back then. A food writer discovered us, ordered our food, tried it, and featured us in New York Magazine—two full pages. Suddenly, business exploded. Then The New York Times wrote about us, headlining “Turkish Pizza.” Since 1997, we have never compromised on flavor. I later opened a place in Great Neck, Long Island, but closed it. In 2008, we opened Alibaba Terrace across from the United Nations building. When the lease ended, we had to close. Later, I bought the very restaurant where I had once washed dishes—for my son. Beyti Restaurant. My son ran it for a while, but he’s a great chef and was recruited elsewhere. Then we opened a place called Turkish Cuisine on 53rd Street between 2nd and 3rd Avenue. After that, my wife found and opened this place. I support her.

B.T. – Family solidarity is wonderful.

Ali Baba – God smiled on us. Hard work, honest trade, being a good shopkeeper—and above all, sharing—God always let us experience their beauty. In 1989, we bought our home in one of New Jersey’s nicest neighborhoods. If you work as a family and live frugally, you can succeed. Opening a business isn’t the end. You must be present. You must know your customers. You must remain an honest tradesman.

B.T. – You’ve become a brand. In Manhattan, New York, New Jersey, Brooklyn—everyone knows you. Even the police salute you when they see you.

Ali Baba – The country doesn’t matter. Being a principled, honest person is enough.

B.T. – Your meats and kebabs are legendary. How do you source lamb and beef here?

Ali Baba – Where you buy meat matters. We have our own slaughterhouse and butcher in New Jersey. Beef and lamb. The animals are processed, the meat is rested, marinated carefully if needed. I personally oversee everything. You must know the difference between lamb and mutton. Mutton has a stronger smell and tougher texture. Lamb is tender and clean-tasting. We don’t use tail fat; we use rib and brisket to add flavor.

B.T. – I’ve tried your lahmacun, döner, and kebabs. An amazing kitchen. For those who miss Turkish food, this place is pure joy—warm, sincere. Mediterranean cuisine.

Ali Baba – Yes, Mediterranean cuisine. We actually master many cuisines. In Turkey, a fish restaurant is just fish, a kebab place just kebab. In America, it’s mixed. Families want options. We add love to our work and our kitchen. We know where we come from. We never forget our country or traditions.

B.T. – Is meat more affordable here compared to Turkey?

Ali Baba – Absolutely. Meat prices are reasonable here. But we never cut corners. We use the best meat. You wouldn’t find this taste in Turkey. Two people can dine here for $50–60. I always do my own shopping. I know my inventory.

B.T. – Another interesting detail: you have jazz music nights here.

Ali Baba – I love it. Cultural synthesis—why not? Customers love it. If you trust yourself and set out with confidence, success will come.

B.T. – A modern Turkish kebab house. Wonderful.

Ali Baba – Exactly. Location, culture, mosaic—it all matters. We synthesize.

B.T. – Do more Turks or Americans come?

Ali Baba – 80–90% American, about 20% Turkish. As I mentioned, when we opened Alibaba Terrace near the UN in 2008, Turkish state officials, artists, and business leaders from Turkey discovered us. It was an honor to host them. American senators, police chiefs, mayors, consuls—all come and eat here. Ali Baba is now a brand. I work 17–18 hours a day. But it’s worth it.

B.T. – May your blessings be abundant, Ali Baba. You’re right across from the UN, next to the Turkish Consulate and Turkish House, on 46th Street and 2nd Avenue—yet everyone already knows you. There’s even a Turkish corner inside: Atatürk’s photo, our flag. Long live, Baba.

Ali Baba – Everyone in New York knows my place. Ask anyone—they’ll show you.

B.T. – Thank you for your labor. Being “everyone’s father” is a great responsibility. You also lead an incredible social responsibility project that I’m honored to be part of.

Ali Baba – The more you share, the more you grow.

B.T. – With your permission, I’d like to share the “Wednesday Kindness Team” with my readers.

Every Wednesday in Manhattan, Ali Baba and his friends touch hundreds of hearts. I call them the “Kindness Team.” Regardless of the season, they distribute hot meals, desserts, drinks, clothes, shoes, and coats to hundreds—mostly homeless people, immigrants, and students. This past January, we shared a beautiful moment with the participation of our Consul General, Ambassador Muhittin Ahmet Yazal, and his team. Being part of this family means a lot to me—thank you. You come to America as an immigrant, build your business, protect your family, and now extend a hand to anyone in need, without exception.

Ali Baba – The warmth of kindness, solidarity, and sharing is indescribable. I thank our Consul General Mr. Muhittin Ahmet Yazal, my dear sister Burcu, Koray, and all our volunteer friends. Kindness grows when shared. The greatest treasure is friendship. Together, we are stronger. We will continue to grow this sharing every Wednesday.

B.T. – I wish no one in this world would be tested by hunger, thirst, cold, or heat.

Ali Baba – May the new year bring healing, abundance, and mercy to everyone. Let’s build bridges from heart to heart. Believe me—there is still hope in this city. We are proud to be part of that hope. The greatest treasure is friendship. Friendship opens every door.

B.T. – I know you have brand-new gastronomy projects coming. I’ll be following and experiencing them—and sharing them with my readers, especially those whose path leads to New York.

Ali Baba – We’ve stood strong so far, never fallen. Thank God. We’ll continue working and standing together. May God give everyone what their heart desires. I miss my homeland deeply. Please breathe it in, live it, on my behalf. I try to visit whenever I can. I love my country. And one last thank you—my success has two secrets. First, my wife. Without her standing behind me for 33 years, I couldn’t have succeeded. Thank you to my wife, my children, my family. Second, my self-confidence, courage, and my effort to remain an honest and good person.

B.T. – You said, “I would never serve someone food I wouldn’t eat myself.” Bless your heart, mind, and soul. Ali Baba—who increases my hope in humanity, makes me believe in kindness, and shows that sharing multiplies. Thank you for existing. As I close this interview, I hope what remains is the feeling you leave behind. Because the world becomes truly livable when good people multiply.

Note to My Readers

We live in an age where life moves fast and words often lose their meaning. Yet some values that make us human never go out of style: kindness, honesty, and sharing. Kindness isn’t only in grand gestures—it hides in a glance, a word, a moment of listening. Honesty means being courageous not only with others, but with ourselves. Sharing isn’t about what we own, but about multiplying what we carry in our hearts.

 While technology, speed, and competition seem to drive the world today, what truly lasts is how we treat one another. I believe kindness is contagious, honesty rebuilds trust, and everything shared returns multiplied. Perhaps real success isn’t leaving a mark—but being able to touch a life. And perhaps the greatest transformation begins with small, sincere steps.

 

For those whose path leads to New York, you can reach him on Instagram:

@alirizababa

@alibabamediterranecusine

 

Burcu Tuna

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu