Coldplay’den umut dolu bir albüm

 

Gezegendeki herkesin kendisi olmaya hakkı var” – Chris Martin

 Coldplay’in değişen müziği onlara yeni takipçiler kazandırırken, eskilerin de kafasını bir hayli karıştırdı. Bu değişim şöyle soruların ortaya çıkmasına neden oldu: “Bir grubun müzik kimliğini yaptığı en son albüm mü belirler? Yoksa geçmişteki albümler sonuncuya bir hazırlık çalışması mıydı ? “Geçtiğimiz günlerde piyasaya sundukları 10. stüdyo albümleri “Moon Music” onların pop / rock tarzını daha bir elektronik evrene kaydırmış. Afro-beat etkileri oldukça belirginleşmiş. 

Bu grubu eski albümleriyle tanıyıp, çok sevmiştik, değil mi? Coldplay’in en sevilen 10 şarkısından altısı 2011’den önce yayınlandı. Coldplay’in 2011’den önce çıkan albümleri, albüm başına ortalama 17,5 milyon kopya sattı. Ancak 2011’den itibaren albümleri ortalama 8,5 kopyaya ulaştı. Eski melankolik şarkıları mı, yoksa onlara 3 Grammy kazandıran, alternatif müziğe yenilik getiren şarkıları mı daha güzel? Yıllar geçtikçe grup üyeleri aynı kaldı, ancak müzik tarzı yavaş yavaş değişti.  Günümüzde daha popüler, daha renkli olan Coldplay’e karşı geçmişin sessiz ve sakin Coldplay’i karşılaştırmak mümkün.

Son albümleri “Moon Music”‘de günümüzün hızla değişen toplumsal yapısında,  bireyin çıkmazlarına odaklanan şarkılar var. Bilhassa pandemi sonrası bireylerin içine düştükleri izolasyon ve toplumsal kopuşa değinen şarkılar çoğunlukta. Dünyanın sorunlarına umut dolu mesajlar gönderiyorlar. Duygu ve iyilik mesajları insanın içini ısıtıyor.  

2000’den 2008’e kadar Coldplay, “Parachutes”, “A Rush of Blood to the Head”, “X & Y” ve “Viva la Vida and Death and All His Friends” albümlerini çıkardı. Bu albümlerde ağırlıklı olarak “A Rush of Blood to the Head”, “The Scientist”, “Parachutes”, “Viva la Vida”, “Gravity” ve “Trouble” gibi daha kasvetli, daha sakin ve daha hüzünlü şarkılar yer alıyordu. Gitar veya piyano ile çalınan daha sessiz, daha yumuşak ana akorlara sahiptiler. Şarkılara sinen hüzünlü havaya, pişmanlıktan bahseden duygular eşlik ederdi. Ancak 2011’de işler değişmeye başladı. Coldplay, “Mylo Xyloto”yu yayınladı. Üç yıl sonra “Ghost Stories” geldi. Bu albümlerde “A Sky Full of Stars”, “Paradise”, “Charlie Brown” ve “Hymn for the Weekend” gibi daha çoşkulu, pop şarkılar yer alıyordu.

Kadim, artık orta yaş sınırındaki Coldplay hayranları bu değişimden hoşlanmamıştı. Şarkı sözlerini karşılaştırdığınızda, Coldplay’in ilk dönemi çoğunlukla kötüye giden bir ilişkiyle ilgiliydi. Sonrasında geçmiş zamanlar için yine üzgün ve pişmanlık duygusu içeren sözler geldi. Chris Martin’in yeni şarkılarında müzik daha mutlu çalıyor, dünyaya iyilik mesajları saçıyor. Sahne şovları rengarenk. Dünya yeterince hüzünlü değil mi?

Martin, “A Sky Full of Stars”da, “Çünkü sen bir Gökyüzü’sün, yıldızlarla dolu bir Gökyüzü’sün. Kollarında ölmek istiyorum…  Hava karardıkça hafiflersin. Sana kalbimi vereceğim” derken söylediği kişiye olan aşkını ilan eder.

Bir önceki albümlari olan “Music of the Spheres”’de tarz değişti

“Uzak bir galakside yer alan, bizim uydurduğumuz bir dizi şarkı” diyor ve ekliyor Martin. 

“Daha önce yaptıklarımızdan bağımsız ve nasıl ses çıkarmamız baskısından tamamen kurtulabileceğimiz özgür bir yer, burası. Bu özgürlük, insan olmanın ne anlama geldiği hakkında konuşmamıza yardımcı oluyor. Uzaktan fantastik gibi görünse de, içine girince bir sürü aşk şarkısı karşılıyor.”

Martin ve grubun geri kalanının eğilimli olduğu kapsamlı vizyonların tipik bir örneği: “Mylo Xyloto”, sonuçta, “Orwell’ci” bir diktatörlüğün ses ve renk üzerine savaş açtığı bir rock operasıydı.

Coldplay’sen, başta Glastonbury Festivali olmak üzere onca festivalde headliner olmuşsan ve sekiz ardışık albümle İngiltere listelerinde 1 numarayı görmüşsen o zaman dünya gezegenini fethetmiş olursun ve büyük hayaller kurmak ya da en azından öyleymiş gibi görünmek hakkını elde edersin.

Çok sevdiğim “In My Place” şarkısında Martin, “eğer gidersen, gidersen ve beni burada tek başıma bırakırsan, o zaman seni bekleyeceğim” der. Chris’in buradaki mesajı, sevgisinin, onunla birlikte olmakla bitmediği, beklemeye, acı çekmeye dayanacak kadar güçlü olduğudur.

Yavaş yavaş köklerinden uzaklaşıp günümüzün pop kültürüne giren Muse ve diğer birçok grup gibi Coldplay’de değişti, ancak pek çok kişinin inandığı kadar büyük ölçüde değil.

Müziğin farklı tonları olsa da, iletmeye çalıştıkları mesaj aynı, kibar ve umut verici. Coldplay birçok küskün hayranının düşündüğü gibi kimliğini kaybetmedi. 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu