Dağlar derdime ilaç oldu
Doğayı yaşamak, hissetmek çoğu insana artık yabancı gelen bir yaşam şekli. Dağların temiz havasını soluyarak yürümenin, doğa ortasında başka hiçbir şeyle uğraşamamanın nasıl bir şey olduğunu unutalı çok oldu. “Doğa kelimesini de zaten şehirliler buldu, bizler dağ taş göl, çayır” deriz diyor filmin kahramanlarından Bruno. Sekiz Dağ, İtalya Alplerine yaslanmış Mont Blanc ve Matterhorn arasındaki bölgeye verilen ad. Burada yaşanan bir dostluk ve aşk hikayesine tanık oluyoruz.
80’li yılların başında şehirli bir çocuk olan Pietro’nun küçücük bir dağ köyü olan Grana’ya adım atmasıyla başlıyor öykü. Orada köyün tek çocuğu Bruno ile arkadaşlık kurar. Bu arkadaşlığa ailelerin katılması Pietro ve Bruno arasında kurulan arkadaşlığa zamanla zarar verici bir boyuta taşıyor. Pietro şehirde canı sıkılan bir çocuktur. Grana’ya geldiği zamanlarda maceradan maceraya koşan bir çocuktur. Arkadaşı Bruno ise dağ köyünde yaşayıp orada çalışmak mecburiyetindedir. Hayvan otlatmak, sağmak, ateş yakmak vs… Şehirli olmak için Pietro’nun ailesinin peşine takılmaya heveslense de babası buna engel olur. Onun dağda çalışmasına, çobanlık işlerine ihtiyacı vardır.
Yönetmenliğini Felix Van Groeningen ve Charlotte Vandermeersch’in üstlendiği Sekiz Dağ, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında yaptı ve burada Jüri Ödülü’nü kazandı.
Pietro ve Bruno. Biri şehir faresi diğeri de ‘dağ’ faresi; çocuklukları birlikte geçirdikleri yaz aylarının anılarıyla bezenmiştir. Yıllar sonra tekrar karşılaştıklarında İtalya’nın heybetli dağları boyunca yetişkinliğin patikalarında beraber yürümeye karar veren iki dostun hikayesi. Felix van Groeningen ve Charlotte Vandermeersch’in Paolo Cognetti’nin aynı isimli romanından uyarladığı Sekiz Dağ (Le otto Montagne, 2022), bu yolculuklarında kimi zaman takılıp düşen, kimi zaman da yolunu kaybeden gezgin ruhların hikâyesini anlatıyor. Yavaş yavaş, derin aldığımız, içimizi dolduran ferah bir nefesi anımsatan bir film. Yönetmenler anlattıkları hikayenin kendi kişisel yolculuklarının ve ortak paylaşımlarının bir parçasını yansıttığını da söylüyor.
Dünya hızla değişiyor ve geçmişe ait bir şeyleri tekrar yaşamak artık mümkün değil. İnsanlar bu dünyayla birlikte değişip, gidiyor. Dostluklar da…Sevdiğin bir arkadaşın geçmişin sepya sayfaları arasında bir hayal gibi uzaklaştığı çok oluyor. Bruno ve Pietro yıllar boyu ayrı kalsalar da eski dostluğu tekrar kuruyorlar. Çok sevdikleri dağlar arasında onardıkları bir kulübe onların sığınakları, yaşam alanları oluyor. Dostluğun, sevginin hikayesi bu kadar güzel anlatılır. Baba ilişkileri de öyküde çok ağırlıklı yer alıyor. Pietro ve Bruno’nun babaları çok ön planda işlenmese de yaşamlarına ciddi etkileri oluyor. Çocukların yaşamları onların işaret ettikleri doğrultuda şekilleniyor. Her iki babanın izlerini silmeleri kolay olmuyor.
Filmin süresinin 147 dakika olması ve benzer sahnelerin tekrarı tempoyu düşürse de doğanın güzelliği açıkları kapatıyor. Şarkılarda Daniel Norghi pastoral manzaralara meditatif bir ruh bahşediyor.
Oyunculuklarda Luca Marinelli ve Alessandro Borghi karakterlerin içine nüfüz etmişler, oynamıyorlar, olmuşlar. Pastoral ve trajik bir film.
Emin Yeğinboy




