Kırık Araba

Babaannesi böyle lakap takmıştı Kemal Zorlu’ya. Niye kırık araba? Çocukluğunda evden çıktığında bakkal çakkal manav uğramadığı yer kalmazdı da ondan. Hatta bu arada çalışıyordu da. Aydın Bakkaliyesi’ne girer,”siparişleri ben vereyim” der, evlere dağıtırdı. Sonra ödülü de bir çikolata olurdu.

11 yaşında başladı çalışmaya. Babasının inşaat ve plastik sektörünün önemli isimlerinden birisi olması farketmezdi. O ekmeğini taştan çıkaran yapıdaydı. Gazoz kapaklarını toplar, Gazozcu Hüseyin’e götürür, karşılığında gazoz alır, sinemada satardı. Bir de Sütsan Dondurma satardı.

Alsancak Palas apartmanında oturan babaannesi balkondan onu bağıra çağıra gazoz ve dondurma satarken gördüğünde oğluna “Mazhar koş, yine rezil olduk tüm İzmir’e” diye seslenirdi.

Kemal Zorlu yaşamımda o kırık arabalığını hep sürdürdü, o mekan senin bu mekan senin bir sosyal yaşamı vardı . Mücadeleci özelliğini de . Baba Mazhar Zorlu oğlunu yanına aldı daha sonra. Önce büroda ofis boy oldu. Sonra Bergama Restoran’da kasiyerlikten diskjokeyliğe kadar her işi yaptı. Bir ara dayısıyla bir mobilya mağazası açtı. Babasının yanında, şirkette her yerde çalıştı. Ambar, depo, sevkiyat, pazarlama. Bir dönem tekstil işine girdi.

Mazhar Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı’ydı ama Kızı Sibel İzmir’de oğlu Zorlu’nun iş hayatındaki başarı çizgisinde kırılma 20 yıl kadar önce girdiği bir ihaleyle değişti. Basmane’deki eski otobüs terminalini ticaret merkezi yapmak üzere açılan ihaleyi, başkanlığını yaptığı Güçbirliği Holding kazandı. İşadamı, seyyar satıcı, esnaf, avukat, memur yani halk, 3 bine yakın ortak bir araya gelip Güçbirliği Holding’i kurmuştu. Türkiye’de ‘çok ortaklı model’ oluşturuluyor, büyük ile küçük sermaye bir araya getiriliyordu. Zorlu ailesinin Güçbirliği’ndeki payı toplasan yüzde 4-5’i geçmiyordu. Büyükşehir Belediyesi ile protokol yapıld. Güçbirliği, arsa karşılığında nakit para verecek, yanı sıra 1200 kişilik bir opera binası ve otopark yapacaktı. Güçbirliği otoparkı yaptı, kentin tam ortasına bir çukur açtı ve kazıkları çakarken yürütmeyi durdurma kararı çıktı. Bu vefa adamı burada çokça vefasızlık gördü. Basmane çukuru olayında nerdeyse en yakınlarınca vuruldu.

 “Güçbirliği Türkiye’de öncü. Bizden sonra böyle şirketler kuruldu. Biz. iyi niyetliydik, bir takım insanları kullanarak bizim önümüze geçtiler. İzmir yol ayrımındayken yanlış istikamete yönlendirdiler. 1000’in üzerinde adam çalıştı, herkes parasını aldı. Oradaki ufak hisse koyan insanları korumak için kendi kaynaklarımdan 35 milyon dolar para aktardım. Ben plastik işi yapıyorum, plastik ham maddesi alıp satsaydım bu para bugün milyar dolar olurdu. Gerek Güçbirliği olayında gerekse Ege Palas olayında çözdük biz işi. Amaç Zorlu ailesinin önünün kesilmesi. Ticari artı politik düşmanlık” diyordu Kemal Zorlu.

Zorlu 30 yıl önce kapak olduğu bir dergideki röportajında “Türkiye’de namuslu adam olmanın bedeli çok ağır oluyor” demiş sanki ilerisini görür gibi. “Hayatımda geriye hiç bakmadım geçmişten ders almayı seviyorum. İleriye bakmak durumundayım. Biz çok yükseldik oradan aşağı düştük. Şimdi yukarı doğru tırmanmaya başladık” diyecek kadar da gerçekçi.

“İleriyi görebilme rahatlığımız var. Bir kuyunun içinde ne gökyüzünü ne ışığı görüyorduk şimdi görüyoruz” diyordu Mazhar Zorlu Holding’in patronu.

Zorlu ailesinin sanayiciliğinin 50 yılı aşan bir geçmişi var. Ege Pen, Ege Yıldız, Ege Plast, Zorlu ailesinin markaları.. İlk ilaç tüpü, ilk piknik eşyası, ilk yağmur deresi borusu, ilk içme suyu boruları Mazhar Zorlu Holding imzasıyla piyasaya çıktı. Yeni ürünler sepete ekleyerek plastik boru işine devam ediyorlar. Mesela yanmaya dayanaklı bir boru var. Sektörde kalitede 1 numara oldukları aşikar.

Mazhar Zorlu Anadolu Teknik ve Plastik Endüstri Meslek Lisesi adıyla açılan okul Türkiye’de plastik sektörünün ilk eğitim kuruluşu. Bu okuldan yetişen öğrenciler plastik sektörünün ara eleman iş gücünü karşılamakta.

 “Delikanlı kıza iskelede rastlamış bakışmışlar göz göze gören kimse olmamış”. Bak bir varmış bir yokmuş’un sözlerinden. Ne alaka demeyin? Kemal Zorlu evlilik hediyesi olarak üşenmemiş bu şarkıyı yeni sözlerle yeniden yorumlatmış. Alaçatı’da dünürlerinin de olduğu kalabalık bir yemekte eşine sürpriz yapmış. Yeni sözlerde “Delikanlı kıza Viyana’da rastlamış” lafı var. Avusturya’da başlayan ve evlilikle sonlanan bu beraberlik 50 yılı aşmıştı.

Kemal Zorlu’nun Türk sanat müziğine tutkusu da Bergama Restoran yıllarına gidiyor. O yıllar Bergama sadece bir restoran değil bir aile kulübü. Zeki Müren hariç hemen hemen her sanatçı orada sahne alıyor. Baba Mazhar Zorlu’nun ünlü konukları oluyor. Erol Simavi’den Mehmet Üstünkaya’ya, Sadi Gülçelik’ten Vehbi Koç’a. Babasıyla aynı masada. Sadece oğlu değil babasının ve arkadaşlarının kankası. “Benim en büyük tecrübem onlarla olan beraberliklerim ve muhabbetlerdir. O ortamlarda öğrendiklerimi hayatım içerisinde bir yerlere koydum” diyordu Kemal Zorlu.

Ya Altay? Altay’a Zorlu’lar 50 yıl maddi manevi çok şey verdiler ama orada da vefasızlık gördüler. Altay’ı son zamanlarında ağzına bile almıyordu artık Kemal Zorlu, maçlara da gitmiyordu.

“Bir kadını deli gibi seviyordum, aşk bitti” diyordu ve futboldan bahsetmişken bir gerçeği açıklıyordu.

“Resmen Türkiye Futbol Federasyonu başkanı seçildim. Şenez Erzik’i devirdim. Beni oraya oturtmayan Tansu Çiller’dir. Sebep naklen yayın ihalesidir. İhaleyi Erol Aksoy’a söz vermiş. İzmir’de yaşayan bir gazeteci kardeşim şahittir. Cem ve Hakan Uzan’ın bana neler teklif ettiklerini de biliyor. Ben hayatımda ne tehditten yıldım, ne de paraya kandım.”

Kemal Zorlu İzmir aşığı. Defalarca holdingin İstanbul’a taşınması gündeme gelmiş hep karşı çıkmış. İzmir’de halkın ona gösterdiği saygı ve sevgiden besleniyordu. Bu arada işçi dostu olduğundan mutlaka söz etmeliyim. “Esnek çalışma modeli”ni buldu. Çalışanlarını bu modele uydurdu, işçi çıkarmadı. Şirketlerin çoğu ekonomik sıkıntı nedeniyle işçilerini boynu bükük bir şekilde kaderlerine terk ederken, o çalışanlarına hep sahip çıktı.

Kemal Zorlu televizyonda spor tartışma ve ekonomi programları izlerdi.Ve çok sinirli ve gergin olduğunda Esra Erol gibi kadın programlarını seyrederdi. Gurmeydi. Bergama’da mutfakta çalıştığı için yemek yapmayı da bilir ama yapmazdı. Teknik direktörlük yapardı bu konuda. Urla’da yaşadığı için buradaki restoranlar öncelikle yemek yediği yerlerdi. Özellikle balık restoranları. Köftecileri var, esnaf lokantaları var. Öğlenleri Türk mutfağını akşamları ızgarayı tercih ediyordu. Yürüyüş ve doğa onu dinlendiriyordu. Tansiyon ilaçlarını düzenli kullanmasını söylediğimde yanıtı “Kullanıyorum merak etme. Doktor raporum var hem de Mehmet Öz’ün babasından. Benimle uğraşan yanar. Doktor kızdığın an küfür edeceksin diyor. Stres katsayım yüksekmiş. Bunun da bir formülünü buldum. Melodi dram, espri dram yapıyorum” olmuştu.

Bu güzel insanı ne yazık ki tansiyon sorunundan kaybettik.

Mekanı cennet olsun !

Erkan Sevinç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu