Pahalılık gündemde ama sesler kısık…

İklim krizi dediklerinde kimse inanmıyor ya. Canım sıcaksa herkese sıcak. Susuzluksa herkese..Açlık da öyle.

İklim krizi dediklerinde kimse inanmıyor ya. Canım sıcaksa herkese sıcak.

Susuzluksa herkese..Açlık da öyle.

Ama..Herkes içinde biz de varız.Çoluğumuz – çocuğumuz da.

‘Bize dokunmayan yılan bin yaşasın’ deyip sıyrılamayız ki, işin içinden.

Susuzluk da, iklim krizi de, açlık ve yoksulluk da vuracak can evimizden.

Keşke görebilsek..

Çarşı –Pazar da aynı muhabbet: Domates şu kadar  da, hıyar bu kadar..

Yaşam gidiyor yaşam..Bırak hıyarı, patlıcanı!

Beynimizde de durgunluk.Sıcağın yansıması. Pahalılık gündemde, ama sesler kısık.

Tiratlar güçsüz. Pazarlarda da, kahve sohbetlerinde de Türk Pavarotti Hakan Aysev’in güçlü sesine ihtiyaç var:

 

‘O sole mio..’

Güneşim benim..Güneşim benim, doğar ya ! Doğma bir kaç gün !

 

İstanbul’a gittim – geldim; önümde heybetli Fatih Sultan Mehmet köprüsü. Aklımda onun sözleri:

‘Aklı öldürürsen, ahlak da ölür. Akıl ve ahlak ölürse, millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün, devlet de ölür’.

 

Kaçımız düşündük bunu, defalarca köprüden geçerken..Kaçımız önemsedik İstanbul’un Fatih’inin, bir devri kapatan genç komutanın  bu sözlerini..

 

Yanımda bizim evin hukukçusu; Avukat Fırat Tartan..Ona bunu anlatacak halimiz yok ya! Biliyor, yaşıyor, duyarlı. Ben Fatih’in sözleri ile karışık, sağa- sola yalpa yapınca zaten  o uyarıyor:

‘Baba orta şeride geç’.

Düşüne – düşüne köprüden arabayla uçan ilk Türk olacağız yoksa! Hezarfen Hakan Çelebi! Allahtan ‘köprüyü geçsen de ödüyorsun, geçmesen de..’ ayarında da değil.. Çok dinledik de..Bir şey olduğu yok da..

Geçmiş onları, geçmiş.

İyi ki.. Bizde köprüden geçtik!

Turistik yerlerde fiyatlar bildiğiniz gibi. Bırakınız yesinler, bırakınız içsinler!

Ben olsam kazık yemek için bu kadar ısrarcı olmam!

Bilemem! Tercih sizin beyler!

Bodrum’dan, Çeşme’den faturalar. 4 kişi 15 bin, 20 bin, 56 bin ödeyen de var..

Demek ki batmamışız! Ya da.. Bir batanımız , bir de çıkanımız var!

 

Neriman Abla da, Mehmet Bey Amca da sıcaktan kaçmış anlaşılan..

Ortam tatsız, tatsız! Hani nutuklar, şikayetler! Allah’tan Z kuşağı her yerde ama:

Tane tane dökülüyor: Kötü günler geride kaldı. Daha kötü günler gelecek’.

Bak şuna..

 

Çiçekçilerin önünden geçiyorum; güllerin bile boynu bükük. Bana mı öyle geldi? Çok sıcak ondan mı? Aşklar, sevgiler, hoşgörüler de ‘zamana, yaşananlara daha çok mu yenik?’. Bilemedim.. O kadar çok konuşuldu ki..Her şeyi herkes o kadar çok biliyor ki..

Büyük Usta Hasan Ali Toptaş’ın güzel bir tanımlaması var:

‘Herkesin her şeyi bildiği bir dünyada (bilmiyorum) demek hoşuma gidiyor’.

 

Benim de..Benim de..Kafam kazan.. Zaten sıcak.. Zaten sinirler gergin..

Bak;  memur – emekli  zamları şimdiden ‘delik deşik’.

Düşünüyorum; elde ne var? Hiç..Kocaman hiç..

Kilolarca laf..Kilolarca söz.. Hep unutulmaya mahkum!

Eldeki bildik tavır: Şikayet..

Hep şikayet etmek, hep bir şeylere kılıf uydurmak..

Ama iş tepki koymaya gelince, toplumsal dayanışma gerçeğini göstermek gerekince hep ‘yan çizmek’. Malum alışkanlığımız; bana dokunmayan yılan bin yaşasın.

Bananecilik! Ama hep dolu – dolu laflar.. Hep eleştiri..Hep bir şeyleri beğenmeme.. ‘Gel düzelt’ denince de ayak sürüme..Vazgeçilmezimiz!

Bu duygularla geldim kapının önüne.Sersemlemişim, anahtarı düşürdüm elimden.

Zihnimde Aristo’nun sözleri;

‘Siyasetle ilgilenmeyen aydın insanları bekleyen korkunç bir akıbet vardır: Cahiller tarafından yönetilmek’.

Bu Aristo (Aristoteles)  kim mi ; hani Milattan Önce 300’lü yıllarda yaşamış büyük bilge, filozof ve düşünür. Niye mi böyle demiş ?

Hadi bana eyvallah!

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu