Kemanı duydular, Buldozeri duymadılar
Bodrum’da Limak Filarmoni Orkestrası konser verdi.
Bugün bazı medya organlarında karşımıza güzel bir Bodrum çıktı.
Işıl ışıl Antik Tiyatro…
Şık giysiler içinde müzisyenler…
Kemanlar, viyolonseller, tenorlar, sopranolar…
Ve bütün bunları özetleyen o başlık:
“Limak Filarmoni Bodrum’da 2 bin 500 yıllık tarihi büyüledi.”
Gerçek miydi?
Elbette.
Orkestra oradaydı.
Müzik vardı.
Alkış vardı.
2 bin 500 yıllık tiyatro da oradaydı.
Ama aynı gece, aynı tiyatronun kapısında başka bir gerçek daha vardı.
Kadınlar ve yaşam savunucuları Limak’ı Akbelen nedeniyle protesto ediyordu.
Ellerinde ise gecenin bütün ışıltısını tek cümlede delen bir pankart vardı:
“Vitrinde filarmoni, sahada buldozer!”
Akbelen’de ise toprakları için direnen köylülerin sessizliği.
İşte gazetecilik tam burada başlıyor.
Çünkü bazen yalan söylemek için yanlış bir şey yazmanız gerekmez.
Gerçeğin yarısını göstermeniz yeterlidir.
Fotoğraf makinesini birkaç metre sağa çevirirsiniz; protestocular kadrajdan çıkar.
Haberi Antik Tiyatro’nun kapısından değil sahnesinden başlatırsınız; itiraz görünmez olur.
Kemanı gösterirsiniz, buldozeri göstermezsiniz.
Alkışı duyurursunuz, protestonun sesini kısarsınız.
Sonra ortaya teknik olarak yanlış olmayan, fakat gerçeğin önemli bir bölümünün eksik bırakıldığı pırıl pırıl bir haber çıkar.
Sorun da tam olarak budur.
Kimse filarmoni orkestrasının sanatını küçümsemiyor.
Kimse sahnedeki müzisyenleri Akbelen’de yaşananların sorumlusu ilan etmiyor.
Üstelik konser gelirinin kadın mühendislik öğrencilerinin eğitimine aktarılacak olması da başlı başına değerli bir girişim.
Bunların hepsi haber.
Ama Antik Tiyatro’nun kapısında yükselen itiraz da haber.
Akbelen de haber.
“Vitrinde filarmoni, sahada buldozer” diyen kadınlar da haber.
Gazetecilik, önüne konulan sahnenin fotoğrafını çekip basın bültenini haberleştirmekten ibaret olamaz.
Gazeteci biraz da dekorun arkasına bakar. Işıkların ulaşmadığı yeri merak eder.
“Bana gösterilen ne?” diye sormakla yetinmez; “Bana gösterilmeyen ne?” diye de sorar.
Çünkü şirketlerin halkla ilişkiler departmanları zaten güzel fotoğrafı seçmek için vardır.
Gazetecinin işi başka.Onun işi, fotoğrafın dışında bırakılanı da kadraja sokmaktır.
Bodrum’daki gece bu nedenle sadece bir konser veya protesto hikayesi değildi.
Aynı zamanda küçük bir medya okuryazarlığı dersi gibiydi.
Bir gazeteye baktığınızda Antik Tiyatro’da tarihin büyülendiğini gördünüz.
Başınızı birkaç metre öteye çevirdiğinizde ise kadınların tuttuğu pankartı:
Vitrinde filarmoni, sahada buldozer.
İkisi de aynı geceydi.
İkisi de aynı yerdi.
İkisi de gerçekti.
Aradaki fark gerçeğin kendisinde değil, kameranın nereye çevrildiğindeydi.
Ve gazeteciliğin en eski sorularından biri yine önümüzde duruyordu:
Biz halka gerçeği mi gösteriyoruz, yoksa gösterilmesi istenen gerçeği mi?
Sedat Kaya



