Kazdağları’nın hafızasında sanatın izini sürmek

Doğaya Sanat Programı, Kazdağları’nın ekolojik ve kültürel hafızasını çağdaş sanatla buluşturdu. Bir hafta boyunca üreten 11 sanatçı, doğayı temsil edilen bir manzara olarak değil, araştırma ve üretimin aktif bir parçası olarak ele aldı.

Kazdağları, yalnızca doğal güzellikleriyle değil binlerce yıllık jeolojik oluşumları, zengin ekosistemi, su kaynakları, mitolojik anlatıları ve insanla doğa arasındaki ilişkinin izlerini taşıyan kültürel hafızasıyla da Türkiye’nin en özel köşelerinden biri. Antik çağlardan bugüne farklılıklarıyla zenginleşen coğrafyayı, bugün yalnızca korunması gereken doğal bir alan olarak görmemek gerekiyor. Burası aynı zamanda düşünülen, araştırılan ve yeniden yorumlanan bir hafıza alanı olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada da devreye sanat giriyor ve doğayla yeni bir ilişki kurmanın yollarını araştıran güçlü araca dönüşüyor.

İlki geçen yıl düzenlenen ve bu yıl 10-17 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilen Doğaya Sanat Programı, sanat ile doğa arasındaki ilişkiyi bu çok katmanlı coğrafyanın sunduğu imkânlar ve açtığı yeni dünyalar üzerinden ele aldı. Derya Yücel’in direktörlüğünde gerçekleşen program, doğayı sanatın ‘öznesi’ yapmak yerine, sanat üretiminin doğrudan parçası ve birlikte düşünülen bir alan olarak gündeme getirdi. Araştırma, üretim, karşılaşma ve paylaşım ekseninde şekillenen programa 11 sanatçı; Anıl Önen, Çağla Köseoğulları, Çağrı Saray, Elif Gözde Korkmaz, Evren Erol, İlhan Sayın, Murat Germen, Seniha Ünay, Sümeyye Bıyıklı, Talha Demiral ve Tümay Erman katıldı. Sanatçıların bir bölümü açık çağrı yoluyla yapılan başvurular arasından seçildi. Seçim süreci Fulya Çetin, Öner Kocabeyoğlu, Sibel Horada, Tayfun Erdoğmuş ve Derya Yücel’den oluşan jüri tarafından değerlendirildi.

Edremit Mehmetalan Köyü’nde yer alan Kybele Nature Life ev sahipliğinde gerçekleştirilen program, sanatçı buluşmasının ötesine geçerek bir doğa-sanat laboratuvarı kurdu.

Doğanın geçmişi nasıl okunur?

Coğrafyanın taşıdığı izler, sanatçıların kişisel araştırmaları ve üretim pratikleriyle birleşerek doğaya ilişkin yeni sorular ortaya çıkarıyor: Bir coğrafyanın hafızası nasıl tutulur? Bir ormanın geçmişi nasıl okunabilir? İnsan merkezli olmayan bir dünyayı sanat yoluyla düşünmek mümkün mü? Bu soruların peşinden giden program, sanatçılara yalnızca üretim yapabilecekleri fiziksel bir alan sunmakla kalmıyor; aynı zamanda doğayla birlikte zaman geçirme, gözlemleme, araştırma ve karşılaşma imkânı sağlıyor.

Barış Atağ ve Oğuzhan Taflı tarafından hayata geçirilen Doğaya Sanat, doğa ile kurduğumuz ilişkinin yeniden düşünülmesi gerektiği süreçte, sanatın bu dönüşümde nasıl bir rol üstlenebileceğini araştırıyor. Burada sanatın rolü doğayı romantikleştirmekten ya da yalnızca onun güzelliğini görünür kılmaktan ziyade, doğanın içinde bulunduğu ilişkiler ağını sorgulamak.

Bu yaklaşım, sanatın doğayla kurabileceği ilişkinin sınırlarını da genişletiyor. Çünkü doğaya bakmakla doğanın parçası olmak arasındaki önemli fark da işte bu sınırlarda saklı.

Ekolojik kırılganlıklar 

Sanatçılar burada da bulundukları coğrafyadan bağımsız düşünemezdi elbette… Kazdağları’nın ormanları, su kaynakları, bitki çeşitliliği, kaya ve toprak katmanları, insan yerleşimleri, mitolojik geçmişi ve bugün karşı karşıya olduğu ekolojik kırılganlıklarsanatçılar için birer düşünsel çıkış noktalarına dönüştü. Böylece ortaya çıkan işler, doğanın bir görüntüsünü yeniden üretmekten çok, onun hafızasına kulak veren, malzemesi ve önermesiyle doğayla konuşan bir yaklaşım geliştirdi. 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu