Memleketin gerçek gündemi
CHP yönetimi için mutlak butlan kararı çıktı. Bir önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu yeniden ‘parti’nin başına geçecek. Eğer bu gerçekleşebilirse Kılıçdaroğlu ve birlikte hareket ettiklerinin yanıt vermesi gereken pek çok soru olacaktır.
Ben birkaç tane sorayım:
Türk’ü de Kürt’ü de Batı’yı da Doğu’yu da zengini de fakiri de aynı noktada buluşturan ‘hukuksuzluk ortamında’, adaletin siyasetçe şekillendiğinin çokça konuşulur olduğu bir zeminde, iktidar hukukuyla partiye geri dönmeyi nasıl içinize sindiriyorsunuz?
CHP’nin belediye başkanlarından parti yöneticilerine, bürokratlarına hatta ailelerine her gün yeni bir soruşturma, gözaltı, tutuklama yapılırken, onlarca isim aylardır tutuklu iken çok fazla yorum yapmadınız. Çoğu sizin döneminizde göreve gelmiş bu isimlerle ilgili siyasi ya da vicdani bir sorumluluk hissetmiyor musunuz? Geri dönerseniz bu isimlerin mücadele zeminine hasar verilmeyecek mi?
Bir kısmı iddialarından vazgeçen ‘etkin pişmanlar’ ya da iddianameye karşı yapılan savunmalarla çürütülen iddiaları izlediniz mi?
AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığı, bu yüzden Demirtaş’tan Kavala’ya Atalay’dan Yüksekdağ’a pek çok ismin özgürlüğe kavuşamadığı bir ortamda, ‘butlan’ ile genel başkanlık, iktidarın size özel, partiyi bölmek,sarsmak merkezli bir adımı olarak düşünmüyor musunuz?
Anketlere göre CHP 2024’teki yerel seçim başarısından sonra 19 Mart’taki büyük dalgaya rağmen hala ilk sırada. Görevi kabul ederseniz bu ivmenin bozulabileceğinin farkında mısınız?
Sorular çoğaltılabilir. Kılıçdaroğlu ve ekibi kendi aralarında da bu sorulara yanıt arıyorlardır umarım.
Bu arada…
Partiler bir tabela, bir genel merkez binası, il, ilçe binaları ya da bir kongre tutanağından ibaret değildir. Partiler parti yapan o ideolojiyi, mücadele hattını, ilkeleri ayakta tutan, hayata geçiren isimlerdir. Çünkü bir parti, hele ki yüz yılı aşan bir tarihten geliyorsa sadece tüzel kişilik değildir. Aynı zamanda bir siyasal hafızadır. CHP’nin tartışıldığı her ortamda, bugünün politik gerilimleri ile geçmişin birikimi iç içe geçer. Bu yüzden “mutlak butlan” gibi teknik bir tartışmayı, yalnızca hukuki bir prosedür olarak görmek eksik kalır. CHP iyisiyle kötüsüyle Türkiye’nin modernleşme serüveninde, çok partili hayata geçişte, krizlerle ve dönüşümlerle örülmüş uzun bir hikâyenin parçasıdır.
Türkiye’de soldan sağa pek çok parti kapatılmış ya da çalışamaz hale getirilmiş ancak bu partilerin ‘dava’ları kişilerin ruhunda, kalbinde sürdüğü için yok olmamışlardır. Mutlak butlan kararıyla CHP’nin mevcut yönetimi görevden uzaklaştırılırsa, iktidar eliyle ana muhalefeti, buradan çıkacak adayı dolaylı da olsa belirleme tarifi öne çıkacaktır. Bu durumun siyasetten ekonomiye memlekete zararı büyük olur.
Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP’ye dönüşü; ‘tarihi birikime değil’, ‘yeni dönemin kodlarına’ dönüş olarak yorumlanabilecektir. Bu ekibin bulacağı binalar, tabela olabilir. Ama CHP ruhu bugün demokrasi, hukuk mücadelesi veren mevcut kadro orada olacaktır.
Bitirirken…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bir grup toplantısında çok öne çıkmayan ama her okuduğumda içimi yakan bir bölümü buraya bırakarak yazıyı bitiriyorum. Memleketin gerçek gündemi; demokrasi, hukuk ve evlatlarının geleceğidir. Bir kantinin veresiye defterinden baktığınızda görünen kişisel kavgaların dışında ağır bir tablo olduğudur. Özel’in anlatımıyla bir okul kantininin veresiye defteri:
“Bu kürsüden daha önce ‘40 ekonomistin anlatamayacağını, bir bakkalın 40 sayfalık veresiye defteri anlatır’ diyerek o veresiye defterini açmıştım. Geçtiğimiz gün arkadaşlar başka bir veresiye defteri getirdiler. Gerçekten okuldaki veresiye defterini, insan 11-A’daki Ziya’nın 75 liralık borcunu, Lara’nın 15 liralık borcunu, 9-B’deki Filiz’in 20 liralık borcunu, 9- A’daki Fethiye’nin 43 liralık borcunu, Servet’in 10-A’daki 60 lirasını, Masal’ın 75 lirasını, Alper’in 35’ini, Ravza’nın 40’ını, 9-B’deki Ecem’in 25 lirasını görünce ne diyeceğini şaşırıyor. Diğer yandan bugün veresiye defterlerinde 15 liralık çayı görüyorsunuz. 25 liralık kahve görüyorsunuz. İki tane poğaça görüyorsunuz, 65 lira. Dayanmak zor ama yarım kaşarlı görüyorsunuz. Bu ülkenin kantinlerinde, bu ülkenin evladına bir kaşarlı tost alamayacak kişiye tostu yarımdan kesip 50 liraya bir çocuğa tost verildiğini, onun da veresiye kaydedildiğini görüyorsunuz. Evlatları 8 yaşından, 10 yaşından, 15 yaşından bu defterle tanıştıranları, evlatlarımızı veresiye defterlerine düşürenleri milletin tercihlerinden kimse kurtaramayacak.”
Murat Sabuncu




