Askerde ‘bale sanatçısıyım’ dedim, beni topçu yaptılar; şu an tek başıma uçaksavar kurabiliyorum

 

Rotayı İzmir Devlet Opera ve Balesi’ne çevirip, baş dansçılar Cansu Polat ve Çağın Hazar Özideş ile bale sanatını, eğitimini, ilk kez 1877 yılında sahnelenen Kuğu Gölü balesini, antik tiyatroda dans etmenin avantajlarını, Türkiye’de bale sanatçısı olmayı ve 22. Uluslararası Bodrum Bale Festivali’ni sorduk. İşte yanıtları…

Bale nedir?

Cansu Polat: Baleyi kısaca anlatmam gerekirse; uzun yıllar çok sıkı bir eğitim gerektiren hem fiziksel hem duygusal hem de bedensel olarak bir hikâyenin anlatıldığı bir sahne sanatıdır diyebilirim.

Peki, profesyonel olarak bu işi yapacaklar için baleye başlama yaşı kaçtır?

Çağın Hazar Özideş: Ben daha önce, yaklaşık 4-5 yaşlarımda jimnastik yapıyordum. Benim avantajım, anne ve babamın milli sporcu olmalarıydı; bu yüzden beni jimnastiğe çok rahat yönlendirebildiler. Jimnastikle başlayıp sanırım 6-7 yaşlarındayken babam, İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin çocuk balesi sınavını görmüş. Biraz zorlayarak beni o sınava sokmuş. Orada beni yeterli ve yetenekli bulmuşlar. Orada üç sene boyunca çocuk balesine devam edip ardından da konservatuvarın asıl öğrenci sınavına girmişim.

Ben 33 yaşındayım, kilo problemim yok ve esnek biri olduğumu da düşünüyorum. 33 yaşında biri olarak baleye bu yaşta başlayıp profesyonel bir bale sanatçısı olabilir miyim?

Çağın Hazar Özideş: Profesyonel olarak yapamazsınız. Bale, bu açıdan biraz acımasız bir meslek. Belirli bir yeteneğiniz ve yeterliliğiniz olmayınca bu mesleği profesyonel olarak yapamıyorsunuz maalesef. Tabii ki disiplin ve devamlılık bu meslekteki en büyük araçlar ama ne maalesef belirli bir genetik yatkınlık ve fiziksel yeterlilik de mutlaka gerekiyor.

Sosyal medyada bale eğitimine dair bazı videolar görüyoruz. Bazen “yok artık, bu kadar da olmaz” dediğim şeyler oluyor. Gerçekten bu kadar zor mu?

Cansu Polat: Gerçekten o kadar zor. İşin içinde olunca, başlamadan önce aslında neye başlayacağınızı anlamıyorsunuz. Bu yüzden şu an okula başlayacak olan genç arkadaşlarıma verebileceğim tavsiye; çok iyi araştırıp gerçekten mental ve fiziksel olarak buna hazır olup olmadığınızı tartarak başlamanız gerektiğidir diye düşünüyorum.

Bir bale sanatçısının günlük rutini nedir? Sabah uyandığınızdan akşam tekrar evinize dönene kadar neler yapıyorsunuz?

Cansu Polat: Sabah uyanıyorum ,genelde kahve içiyorum, çok fazla bir şeyler yemeyi tercih etmiyorum çünkü bedenimi daha rahat hissediyorum. Sonra derse geliyoruz. Her zaman aynı saatte, bedenimizi ısıtmak için yaptığımız rutin bir bale dersimiz var.  Gün içinde, çalıştığımız eserin provaları oluyor. Provalar yaklaşık 5-6 saat, belki daha fazla ya da daha az sürüyor. Sonra eve gidiyorum, yemek yiyorum, dinleniyorum ve gün genelde bitmiş oluyor. Sabah tekrar aynı rutine devam ediyorum.

Günlük ortalama kaç saat çalışıyorsunuz?

Çağın Hazar Özideş: Şöyle söyleyeyim, yeri geliyor üç eseri aynı anda çalıştığımız olabiliyor. Dolayısıyla öyle zamanlarda çalışmamız 8 saati bulabiliyor. 

8 saat boyunca yüksek eforda, yüksek nabızda bir şeyler yapıyorsunuz. Yani dayanılır gibi olmaması lazım diye düşünüyorum.

Çağın Hazar Özideş: Haklısınız, gerçekten de öyle. Bazen biz de dayanamayacak gibi düşünüyoruz, öyle hissediyoruz. Hatta sabahları, “Dayanamayacağım galiba bugün” diye uyandığım çok oluyor. Ama herhalde bu durum kas hafızasıyla alakalı. Çünkü dediğim gibi, 7-8 yaşından itibaren haftanın altı, bazen yedi günü bu bale dersini yapıyoruz. Vücut artık, “Sen istesen de istemesen de bilinçdışı bir şekilde bu işi yapacaksın, gireceksin” diyor. O disiplin oturduktan sonra, nasıl maraton koşucuları 21-22 kilometreden sonra bilinçsiz bir şekilde koşmaya devam ediyorlarsa, biz de sanırım öyle bir boyutta devam ediyoruz.

Bale sanatının ne kadar zor olduğunu, günlük rutininizin ne kadar ağır geçtiğini anlattınız. İzmir’de yaşıyorsunuz, şahane sahilleriniz vardır; siz hiç eğlenmek için bir şeyler yapmıyor musunuz?

Cansu Polat: Yapıyoruz aslında ama ben genelde yoğun eser zamanları bunları yapmıyorum. Ne zaman yapıyorum? Hafta sonu iki gün ya da başka bir zaman üç gün tatilse ancak o zaman yapabiliyorum. Çünkü içtiğiniz bir bira bile ertesi gün yaptığımız provalarda çok fark ediyor; kasları, bedeni hem fiziksel hem de ruhsal anlamda etkiliyor. O yüzden prova esnasında genelde eğlenmiyorum.

Bir tatiliniz var mı? Şunun için soruyorum: İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin yerleşik eserleri bitti, şu an sezon arasındasınız. Ama sizin temsilleriniz hâlâ devam ediyor. Efes’e gittiniz, Bodrum’a gideceksiniz, ardından Aspendos var, arada da ‘Opera Bale Günleri’ gibi etkinlikler oluyor. Ne ara tatil yapıyorsunuz?

Cansu Polat: Biz çok az tatil yapıyoruz. Genel olarak çalıştığımız eserlerden kaynaklı olarak ben ve partnerim neredeyse hiç tatil yapmıyoruz. Çok uzun yıllardır en fazla bir hafta tatil yapmışızdır. O da zaten dinlenmekle geçiyor. Onun dışında, ne olur ne biter diye hep hazır olmak zorundayız.

Varsayalım ki 20 gün tatile çıktınız. Döndüğünüzde dezavantajları oluyor mu?

Cansu Polat: Tabii ki oluyor. Vücut rahatlamış oluyor ve tekrardan o forma girmek belli bir zaman alıyor.

Tabii avantajları da var; daha rahat, daha sağlam bir kafayla geri geliyorsunuz. Çünkü her gün aynı şeyi yapıyor olmak, belli bir süre sonra insana çok sıkıcı geliyor. O yüzden farklı bir yerde olmak ve sonrasında tekrar salonun, stüdyonun içerisinde olmak büyük avantaj sağlıyor.

Türkiye’de erkek bale sanatçısı olmanın zorlukları ya da avantajları nelerdir?

Çağın Hazar Özideş: Önceden dezavantajları çok fazlaydı. İnsanlar bu mesleği pek bilmiyorlardı, yeteri kadar tanınmıyordu. Ama özellikle son 10-12 yıldır çok güzel reklamlarla… Zaten seyircimiz bizi hiçbir zaman yalnız bırakmıyor. Ben buradan İzmir seyircisine gerçekten çok teşekkür ederim. Bir temsilimizin az kişiyle geçtiğini, salonda boşluklar olduğunu hiç hatırlamıyorum.

Markete, bakkala gittiğinizde sohbet ederken birisi mesleğinizi sorduğunda nasıl tepkiler alıyorsunuz? “Baletim” diyor musunuz yoksa bazen “sanatçıyım” gibi kaçamak cevaplar veriyor musunuz?

Çağın Hazar Özideş: İnanın ben hiç kaçamak cevap vermedim. Hatta askere gittiğimde, atamaları ona göre yapacakları için mesleğimi sorduklarında, “Ben bale sanatçısıyım” dedim. “Bale sanatçısı mısın, baletsin anladım. O zaman seni topçu yapalım” dediler ve beni uçaksavara verdiler. Uçaksavar ile balenin nasıl bir bağlantısını kurdular bilmiyorum ama o sayede tek başıma balet halimle bir uçaksavar kurmayı biliyorum. Nedenini ben de bilmiyorum.

Unutamadığınız ilginç bir anınız var mı?

Çağın Hazar Özideş: Bir asker arkadaşım, “Balerin tamam da balet nedir ya?” demişti. Böyle bir anım var.

– Size “balet”ten ziyade, sık sık “balerin” diyorlar mı?

Çağın Hazar Özideş: “Balerin” diyorlar, “baleci” diyorlar. Tabii bir de “Parmak ucunda yürüyor musun?” gibi sorular da hep sorulur.

Evet, şimdi size belki de bir balerini çileden çıkaran soruyu soruyorum: Gerçekten parmak uçlarınızda mı yürüyorsunuz?

Cansu Polat: Point ile evet, gerçekten parmak uçlarımızda yürüyoruz. Biz pointin içine, kişinin rahatlığına göre tercih ettiği silikon bir uçluk ya da bez giyip tam olarak parmak uçlarımızda duruyoruz.

Bir de “point kırmak” diye bir tabir vardır. Nedir bu?

Cansu Polat: Point kırmak şöyle bir şey: Dansçının kendi ayağına göre, özellikle ayak çizgisinin daha güzel görünmesi için yaptığı bir işlemdir. Bu elimdeki plastik materyale sahip ama genelde tahta olanları kullandıklarında, kendi ayak şekillerine göre gerçekten kırıyorlar. Kırmak denilen şey budur.

Bazen sosyal medyada görüyorum; yerlere vuruyorlar, içinden bir şeyler çıkartıyorlar. Ama bu sadece ayakkabıyı ayağınıza uygun hale getirmek için yapılıyor.

Evet

Yüksek eforda, saatlerce ayaklarınızın üstündesiniz, atlıyorsunuz, zıplıyorsunuz. Ayaklarınız deforme oluyor mu?

Cansu Polat: Evet, çok fena deforme oluyor. Giydiğimiz pointle de alakalı olarak genelde yaralar oluşuyor. Topuklarımızda, parmak uçlarımızda, kısacası her yerde yaralar oluyor. Deri soyulmaları, morarmalar, tırnak düşmeleri gibi sayısız birçok şey yaşanıyor maalesef.

Daha önce konuştuğum bir sanatçı, “Bir dönem yaralarım gözükmesin diye açık ayakkabı giymeye utanıyordum” demişti. Sizde de öyle bir süreç oldu mu?

Cansu Polat: Bende hiç olmadı. Yaptığım işten kaynaklı olduğu için bedenimi saklamak gibi bir derdim pek olmadı.

Erkek bale sanatçıları pointe çıkar mı?

Çağın Hazar Özideş: Erkek bale sanatçıları pointe çıkmazlar ama pointe çıkan partnerlerine yardımcı olurlar. Erkeğin baledeki yeri daha çok sahne üzerinde partnerine yardımcı olmaktır.

Sahnedeki “paytak” gibi olan yürüyüşünüzün özel bir anlamı var mı?

Çağın Hazar Özideş: “Paytak”tan ziyade, bizim bale ekolümüzde teknik ve anatomik olarak kasıklarımızın dışa dönük olması esastır. Yaptığımız her harekette kalçalarımız ne kadar açık olursa, hareket o kadar kaliteli ve nitelikli gözükür. Bu mesleğin böyle bir dinamiği var. Kasıkların ne kadar açıksa, adımlarına ve yürüyüşüne ne kadar dikkat edersen o kadar kaliteli bir dansçı olursun. Ara adımlarına dikkat eden dansçı, kaliteli dansçıdır.

Bale sanatında yükseğe zıplamak, bir Michael Jordan olmak ne kadar önemli?

Çağın Hazar Özideş: Erkek bir bale sanatçısı olarak yükseğe zıplamak önemlidir. Çünkü zıplama gücünüz ne kadar yüksekse çoğu zor sıçrama hareketini o kadar rahat elemine edebilir, dikte edebilir ve analiz edebilirsiniz. Yükseğe zıplayabilenlerin genellikle aşil tendonu daha esnek olduğu için sakatlıklar da daha az olur. Böyle bir avantajı olabiliyor.

Ben İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin Giselle temsiline gittim ve sanırım son perdedeydi, erkek karakter mezar başındayken ve arkadan Giselle gelip solo dans edecekken tam o arada bir alkış koptu. Sahnedeki bir sanatçı olarak siz ara alkışla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Cansu Polat: Ben çok fazla etkilenmiyorum. Hatta hoşuma gidiyor diyebilirim. İnsanların yaptığınız işi beğendiğini hissetmek, beni moral ve motivasyon olarak bozmuyor. Konsantrasyonumu da pek etkilemiyor. Seviyorum diyebilirim.

Diyelim ki birisi fotoğrafınızı çekti ve flaş patladı. Sahnedeyken onu görebiliyor musunuz?

Evet, evet görebiliyoruz. Maalesef o, bazen etkiliyor.

Peki bunun bir riski var mıdır? Bir sakatlanmaya yol açabilir mi?

Cansu Polat: Bence kesinlikle açabilir. Çünkü sahnede çok odaklandığımız bir an oluyor ve genelde seyircinin gözünün içine değil de karanlığa doğru baktığımız noktalar oluyor. Tam o noktaya odaklanmışken patlayan bir flaş, tehlikeli olabilecek şekilde gerçekten çok etkileyebiliyor.

Role fiziksel ya da mental olarak nasıl bir hazırlıktan geçiyorsunuz? Ve sahneye çıkmadan önce ritüelleriniz var mı?

Cansu Polat: Genelde provalarda sürdürdüğümüz şeyleri zaten sahneye taşıyoruz; her gün üzerine bir şeyler ekleyerek.

Benim temsillerden önce şöyle bir ritüelim var: Genel provalar nasıl geçtiyse, hangisi iyi geçtiyse, üzerimde ne varsa ya da sabah uyandıktan sonra ne yaptıysam, ertesi gün temsilde de aynı şeyleri yapmaya çalışıyorum.

Kendimce böyle bir geleneğim var ve bunu bozmamaya çalışıyorum.

Bu biraz zor oluyordur…

Cansu Polat:  Maalesef. Yaptığım şeyleri hiç bozmadan ertesi gün tekrar yapmaya çalışıyorum. O gün bir yere oturduysam, yine orada oturup giyiniyorum. Pointimi nasıl bağladıysam, ertesi gün de o şekilde bağlıyorum ki sanki temsil de aynı şekilde iyi geçecekmiş gibi geliyor. Öyle bir totemim var.

Başak burcu musunuz?

Cansu Polat: Balık burcuyum.

Opera sanatçılarının neredeyse tamamı, birçok önemli temsilin başrollerini (seslerine göre baritonsa bariton, sopranoysa soprano rolünü) ezbere bilir. Siz de dünyaca ünlü klasik balelerden Kuğu Gölü, Giselle gibi eserleri ezbere biliyor musunuz? Yani şu anlamda soruyorum: Almanya’dan bir ekip sizi çağırıp, “Kuğu Gölü yapıyoruz” dese hemen sahneye çıkıp dans edebilir misiniz?

Çağın Hazar Özideş: Evet, yapabiliyoruz. Zaten okulda okurken de her mezuniyette ya da sene sonu temsillerinde bizi bu büyük eserlere hazırlıyorlar. Bu, bizim için çok güzel bir repertuvar ve avantaj oluyor.

Eskiden şimdiki gibi videoları rahatça izleme imkânımız yoktu. O yüzden öyle ya da böyle, okurken bu büyük baleleri; Don Kişot‘u, Giselle‘i, Kuğu Gölü‘nü, Uyuyan Güzel‘i repertuvar derslerimiz sayesinde bir şekilde ezberlemiş oluyoruz. Çalışmıyor olsak bile merak edip araştırmak durumunda kalıyoruz.

Bu, sizi tamamen ele geçiren bir meslek olduğu için ister istemez merak ediyorsunuz. Kendinizi o videoyu izlerken buluyorsunuz. “Aa, bu dansçı nasıl yapmış?” diye farklı yorumları inceliyoruz. Evet, hepsini ezberliyoruz ama aynı eseri farklı ekollerden, farklı dansçılardan da izliyoruz ki teknik olarak her türlü detayı kapabilelim.

Kuğu Gölü ne anlatıyor?

Cansu Polat: Kuğu Gölü‘nü de kısaca anlatayım: Lanetlenen bir prensesin ve ona âşık olan prensin ihanet, tutku ve aşk üçgeninde geçen hikâyesini anlatıyor.

Siz orada hem Beyaz Kuğu’yu hem de Siyah Kuğu’yu canlandırıyorsunuz.

Cansu Polat: Evet, hem Odette hem de Odile rolündeyim.

İkisi taban tabana zıt iki karakter. O duygu geçişini sahne üstünde nasıl yakalıyorsunuz?

Cansu Polat: Biz bunun için provalarda çalışıyoruz. Özellikle şimdi Bodrum için yapacağımız provalarda daha çok bunun üzerine çalışacağımı düşünüyorum. O karaktere bürünmek ve onu yansıtmak zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden Kuğu Gölü benim için çok zor bir eser. Hem teknik açıdan hem de iki farklı karakteri canlandırmak açısından gerçekten çok zor.

Black Swan (Siyah Kuğu) diye bir film var. O film, bir bale sanatçısının hikâyesini ne kadar gerçeği yansıtarak anlatabilmiş? Tabii ki kurgu, bir film ama sizin dünyanızla ne kadar örtüşüyor?

Cansu Polat: Provalar esnasında yaşananlar, ilişkileri arasında yaşanan, arkadaşlık arasında geçen şeyler o kadar abartılı olmasa da o tarz şeyler oluyor. Ama filmin biraz abartı olduğunu söyleyebilirim.

Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği’nde dans edeceksiniz. Böyle tarihî mekânlarda dans etmek size nasıl bir duygu veriyor?

Çağın Hazar Özideş: Şöyle söyleyeyim, ben tarihi yerlerde, açık havada dans edince çok daha fazla motive oluyorum. En son Aspendos Festivali’nde dans ettim ve o benim için kariyerimin zirvelerinden biri oldu. Orada Kuğu Gölü’nü 7 bin kişiye karşı sergiledim. Bu durum insanı ciddi anlamda gaza getiriyor, beni çok yükseltiyor. Açık hava temsilleri ve seyirci beni her zaman çok yükseltir.

Bodrum, festivalin yapıldığı ağustos ayında en sıcak günlerini yaşıyor. İzmir de ondan eksik kalmıyor. O sıcaklıkta dakikalarca, hatta saatlerce yüksek eforda dans etmek nasıl bir his?

Çağın Hazar Özideş: Çok zor bir his, gerçekten öyle. Şöyle anlatayım, temsil bitiyor, ben bitmiş bir halde oturup terlemeye devam ediyorum. Temsil bittikten yarım saat sonra bile terlemem durmuyor. Artı sıcaklıklarda ne kadar zorlandığımızı tahmin bile edemezsiniz. O yüzden ciddi sıvı takviyeleri almak, güzel beslenmek zorundayız.

Tıpkı 5 buçuk saat süren bir tenis maçı gibi hazırlanıyoruz. Muzumuz, kuruyemişimiz yanımızda; ciddi bir maça çıkar gibi hazırlanıyoruz. Bu takviyeler yanımızda olmak zorunda, yoksa dayanamayız. Tansiyon düşmesi, baş dönmesi, her şey olabiliyor.

Ben bir izleyici olarak Efes’teki bir temsili izlerken, sahnedeki dansçıları o sıcakta gördüğümde, “Ay şimdi düşüp bayılacak bu kadın veya bu erkek” diyorum. Gerçekten o his size de bazen geliyor mu?

Cansu Polat: “Düşüp bayılacağım galiba” hissi evet, maalesef geliyor. En son yine Efes’ten örnek vereyim, temsilimizin olduğu günler o kadar sıcaktı ki…

Gerçekten son pozlarda dururken bayılacağımı hissettim. Nemden, sıcaktan, farklı bir atmosfer olduğu için nefes alamıyorsunuz. Ama bir şekilde orada durmaya devam ediyorsunuz.

Sahnede dans ederken partnerinizle konuşuyor musunuz?

Cansu Polat: Evet, biz Çağın’la konuşuyoruz. Aslında sohbetten çok gözlerimizle, mimiklerimizle anlaşıyoruz. Ona bir şey söylemek istediğimde, zaten genelde çok iyi anlaştığımız için konuşmamıza her zaman gerek kalmıyor; beni anlıyor. Ama arkamız dönükken, içeri girip çıkarken konuştuğumuz zamanlar da oluyor.

Sahnelediğiniz Kuğu Gölü, festivale özel olarak küçük bir uyarlamadan geçiyor mu?

Çağın Hazar Özideş: Bir eseri çalışırken sahneye göre çalışıyoruz ve prömiyerini yapıyoruz. Sonra bu eser daha küçük bir sahnede sergileneceği zaman uyarlamalar olabiliyor. Mesela altı çiftin dans ettiği bir bölümde çift sayısı dörde düşürülebiliyor. Bu tarz şeyler olabiliyor.

Ama bu kalitesinden bir şey eksiltmiyor, değil mi?

Çağın Hazar Özideş: Yok, kalitesinden bir şey eksiltmez. Çünkü o kadar küçük bir sahneye altı çift sığdırmaya çalışırsanız seyirci izlerken daha çok yorulur. Dolayısıyla hem seyircinin gözünü rahatlatmak hem de dansçıların daha konforlu dans etmesini sağlamak için yöneticilerimiz böyle kararlar alabiliyor.

Sahneye çıktınız, ilk perdede dans ettiniz. İlk perde kapandıktan sonra ne yapıyorsunuz?

Cansu Polat: İlk yaptığım şey ayaklarımdan pointleri çıkartıp kuliste halının üzerine sırtüstü uzanıp bir nefes almak. Kuğu Gölü‘nün ilk perdesi hem tekniksel hem de mental anlamda benim için çok yoğun ve zorlayıcı geçiyor. Sırtüstü uzanıp birkaç dakika nefes alıyorum, dinleniyorum, sonra su içiyorum ve kimseyle konuşmuyorum.

15 dakikalık aranın nasıl geçtiğini anlamadan tekrar pointlerimi giyip ikinci perdeye hazırlanıyorum.

O arada bir şeyler atıştırıyor musunuz? Temsil öncesi ya da arasında bir şeyler yemek performansınızı etkiler mi?

Cansu Polat: Ben genelde yemiyorum. Temsilden önce çok ağır şeyler yememeyi tercih ediyorum. Çünkü dans ederken, özellikle geriye doğru eğildiğinizde çok rahatsız ediyor. Bu durum hem beni hem de büyük ihtimalle dans ettiğim partnerimi de rahatsız ediyordur.

Sizin Kuğu Gölü‘ndeki karakteriniz nedir?

Çağın Hazar Özideş: Ben Kuğu Gölü‘nde Prens Siegfried karakterini canlandırıyorum; aşkın ve asaletin temsilcisi gibi.

Kuğu Gölü’nün ana karakteri kimdir? Tabii ki bu, sahneye koyanın ya da koreografın yorumuna göre değişebilir ama bir izleyici olarak sizce ana karakter kim?

Çağın Hazar Özideş: Bence kuğu kraliçedir. Yani Odette’tir, Beyaz Kuğu’dur.

Benim cevabım ise Siyah Kuğu olurdu.

Çağın Hazar Özideş: Şöyle haklı olabilirsiniz: Eserin en vurucu yeri hem müzikal hem de dramatik olarak Siyah Kuğu’nun pas de deux‘südür (ikili dansı). Evet, orası seyirciye çok etkiliyor. Haklısınız ama Odette birinci perdede konuyu o kadar güzel işliyor ki, ikinci perdede bu kadar etkilenmemizin sebebi de bana kalırsa o giriştir.

Sahnede bazen aksaklıklar olabiliyor. Şu an sahnenin üstündeyiz ve bana bu sahnenin zemini biraz kötü gibi göründü. Bu zemin bir hazırlıktan geçiyor mu? Sizi sahne üstünde neler etkiliyor?

Cansu Polat: Tabii ki bu zeminde dans etmiyoruz; üzerine dans halısı seriliyor. Genelde aksaklık yaşamamıza sebep olan şeyler, zemindeki pürüzler ya da çıkıntılar olabiliyor. Eğer sis basılıyorsa, sisten sonra zemin kaygan oluyor, özellikle pointle kayıp düşebiliyorsunuz. Bu gibi şeyler rahatsız edebiliyor.

Hiç sahnede dans ederken düştünüz mü?

Cansu Polat: Evet, düştüm.

Ne hissettiniz?

Cansu Polat: O an çok kısa bir süreliğine nerede olduğumu, ne yaptığımı, nasıl düştüğümü hiç fark etmeden, sadece kalkıp devam etme dürtüsüyle hareket ettim. Kalkıp fouetté (dönüş) yapmaya devam ettim.

O sırada “savaş ya da kaç” tepkisi veriyorsunuz ve ben kalıp savaşmayı, o anı atlatmayı seçtim. Ama kulise girdiğimde, “Ben biraz önce ne yaşadım?” diye bir şok yaşıyorsunuz.

Orada motivasyonunuz düşüyor mu?

Cansu Polat: Benim düşmedi. Hatta genel anlamda da düşmüyor. Sanırım o anı unutturabilmek için daha da fazla üzerine bir şeyler katmaya çalışıyorum.

Uluslararası Bodrum Bale Festivali seyircilerine ne söylemek istersiniz?

Cansu Polat: Bodrum için çok heyecanlıyız, çok mutluyuz. Umarım hepimiz için çok güzel bir temsil olacak. Herkesi bekliyoruz.

Çağın Hazar Özideş: Kuğu Gölü gerçekten çok güzel bir eser. Bodrum Kalesi’nde bu eseri izlemek hem seyirci için hem de bizler için ayrı bir keyif.

Dolayısıyla seyircilerimizin çok güzel bir canlı performans izleyeceklerine eminim. Zaten bizi yalnız bırakmayacaklarını, geleceklerini biliyorum. Belki de biletler bitmiştir bile. Biz sıkı ve sağlam bir şekilde hazırlanıyoruz. Umarım elimizden gelenin en iyisini yaparak seyircimize layık olmaya çalışacağız.

Faruk Ekici

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu