Türkiye’de Futbolun Doğuşu
Ülkemizde bugün en çok izlenen ve üzerinden para kazanılan şey sizce nedir? Filmler mi? Diziler mi? Tabii şüphesiz film ve diziler oldukça çok izlenen ve ciddi para kazandıran işler olmakla beraber bu iki işin yanına oturan veya belki üzerine bile çıkan bir şey daha var ki o da futbol.
Bu kadar popüler olmasına rağmen aslında futbol bir Türk sporu değildir. Ülkemizdeki takımların kuruluş tarihlerine baktığınızda da bunun 20. yüzyılın başlarında başladığını görüyoruz. Akıllara şu soru geliyor: “Futbol ülkemize nasıl kazandırıldı?” İşte bunun oldukça ilginç bir tarihi var.
- yüzyılın son 15 yılında Osmanlı Devleti kapılarını Avrupa devletlerine açmak zorunda kalmıştı. Yavaş yavaş ülkedeki İngiliz sayısı artmıştı. Bu o dönem için bir işgal sayılmazdı. Futbol da bir İngiliz sporuydu. Ülkede İngiliz sayısı arttıkça Türkler de İngilizlerin hayat tarzlarını daha yakından görmeye başladı. Bu hayatın içinde elbette futbol da vardı. İngilizler artık buraya yerleşme niyetindeydi. Uzun kalacakları düşüncesiyle de yanlarında hayatlarını getirmişlerdi ve İzmir’de futbol kulübü kurmuşlardı.Bu kulüp tamamen İngilizlerden oluşmaktaydı. Selanik ise aslında futbolun eğlencelik olarak ülkemizde ilk görülüşüydü ve yine İngilizlerin katkısıydı. O dönemde Türklerin futbol oynaması yasaktı ama ülkede de futbol ateşi yayılmıştı.
İlk Futbol Kulübü
Bu futbol ateşi Osmanlı yasaklarını aşacak kadar büyümüştü. Bu nedenle çok geçmeden ilk kulüp Fuad Hüsnü Bey ile Reşat Danyal Bey tarafından otoriteleri atlatıp İngilizce isimle kurulan “Black Stocking (Siyah Çoraplılar)” oldu. Black Stocking de aslında bugünkü Fenerbahçe’dir. Tabii henüz isminin buna dönmesine biraz daha zaman vardır.
Black Stocking’in Rumlarla, Papazın Çayırı’nda 1901’de oynadığı maçla da bir “Türk” kulübünün ilk maçı oldu. Ancak Black Stocking’in ömrü çok uzun olmadı. Aynı yıl içerisinde Türklerin oynadığı anlaşıldı ve kulüp kapatıldı. Bu sırada İngilizler ve Rumlar ortaklaşa Kadıköy Futbol Kulübü’nü kurdu ve bu kulüp resmi olarak İstanbul’un ilk kulübü olma özelliğine de sahipti. Zamanla kurulan takım sayısı da artmıştı
. Galatasaray Tarih Sahasına Çıkıyor
Bunun ardından aynı takımların katılımıyla 1903 yılında İstanbul Futbol Ligi kurulmuştur. İstanbul’da bir futbol liginin kurulması, Türkiye’de futbolun daha da yaygınlaşacağının ilk işareti olmuştur. Bu sırada Türklerin futbol oynaması da 2 sene önceki kadar tabu değildi. Türk gençleri de “Biz niye bir futbol takımı kurmuyoruz?” düşüncesiyle hareket etti. 1905’te Mekteb-i Sultani yani bugünkü Galatasaray Lisesi öğrencileri, Ali Sami Yen’in önderliğinde Galatasaray’ı kurdu. Galatasaray, 1905-1906 sezonunda İstanbul Ligi’ne katılmış, 1907-1908’de ise kazandığı ilk şampiyonlukla Türk futbol tarihi için bir başlangıcı müjdelemiştir. Ardından Fenerbahçe ve Beşiktaş onları takip edince Türk futbolu yeni bir boyuta doğru ilerlemeye başlamıştır.
Sorun şu ki Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş hala birbirleriyle veya başka bir Türk takımı ile karşılaşmıyordu. Devamlı yabancı takımlar ile oynanıyordu ve oyuncularımız hep İngilizce konuşuyordu.
Türk Futbolundaki İlk Maç
O dönemde Fenerbahçe ve Galatasaray birbirine uzak değildi. Ali Sami Yen ve Ziya Bey artık oyuncularının yan yana ve omuz omuza oynamasını istemişti. İki tarafın da ortak temasıyla bu iki kulüp karşı karşıya gelecekti. Önce Fenerbahçe oyuncuları sahaya gelmişti. Ali Sami Yen ve takımı da sahaya gelince o zaman için onlara oldukça özel hissettirecek bir konuşma geçti aralarında.
Ziya Bey’in “Selamun aleyküm Ali Sami Bey” demesiyle Ali Sami Yen’in yüzünde bir gülümsemeyle “Aleyküm selam” demesi de ilk kez bir maç İngilizce’den arınarak tamamen yerel bir maç olarak oynandı ve o gün Galatasaray kazansa da aslında Türk Futbolu kazanmıştı.
İşgal Dönemi Türk Futbolu
1905-1915 arası Türk futbolu hızlansa ve güç kazansa da Osmanlı güç kaybediyordu. Bu sırada Fenerbahçe’nin yönetiminde eski bir İttihat ve Terakki üyesi Mehmet Sabri Bey vardı. Kendisi daha sonra ülkemizde Tarım Bakanlığı da yapacaktı. Galatasaray ise o dönemde biraz daha geri plana düşmüştü. Tabii hatırlatmakta fayda var ki 1915’e kadar bir Galatasaray dominasyonu vardı. Bu sürecin ardından, işgal dönemi Fenerbahçe’nin yükseldiği dönemdi demek daha mümkün görünüyor. 1918’de 1. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle Fenerbahçe’nin daha ilk yıllarında oynamaya başlayan ve gerçekten en önemli figürü olan Galip Bey savaştan dönmüş ve Mehmet Sabri Bey öncülüğünde yeniden futbolla tanıştırılmıştı. Fenerbahçe bu şekilde bir ivme kazanmıştı ancak lig Yunan ve İngiliz takımlarıyla dolup taşıyordu ve İngiliz kulüpler de oldukça başarılıydı.
Tam da o dönemlerde İngilizler İstanbul’a girdi ve yönetime büyük ölçüde el koydu. Mustafa Kemal, direniş hareketine hazırlanırken Türk takımları da futbol ile direnmek istiyordu. Burada Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın yanında Altınordu gibi kulüpleri de unutmamak lazım.
O dönemde elbette İngiliz baskısı futbola bile yansımıştı. Öyle ki Mehmet Sabri Bey tutuklanmıştı. En nihayetinde Mustafa Kemal’in öncülük ettiği kurtuluş hareketinin başarıya ulaşmasıyla artık Türk futbolu Türklerin olmuştu. İşgal kuvvetleri ise gitmeden hem güç gösterisi yapmak hem de olumlu ilişkileri sıcak tutmak adına o dönemde İngiliz generali Harrington’ın adından gelen General Harrington Kupası’nı düzenledi ve bu kupada Coldstream Guards ile Fenerbahçe karşı karşıya geldi. Fenerbahçe bu maçı kazanarak kupayı aldı.
Bu zafer sayesinde artık lig bu takımlardan arındı ve 1921 itibarıyla artık Cuma Ligi tamamen Türklere ait olmuştu.
“Zaferin Rengi” filmi işgal dönemi futbolunun ruhunu ve Fenerbahçe’nin General Harrington Kupası’ndaki zaferini etkileyici bir şekilde ele alan bir film. Türk futbolunun yabancı güçlere karşı mücadelesini ve bu zaferin ardındaki direniş ruhunu gözler önüne seren bu filmi dönemi daha yakından tanımak isteyen herkesin izlemesini tavsiye ederiz.
Tufan Özdemir


