Türkiye modeli
Bir ülkeyi çökertmek için her zaman tanklara, toplara, tüfeklere ihtiyaç yoktur.
Bazen bir ülkenin geleceği; okul yolundaki bir çocuğun, üniversite sırasındaki bir gencin, hayata tutunmaya çalışan bir insanın zihninde hedef alınır. Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri budur.
Her gün başka bir yöntemle zehirleme girişimleri devam ediyor. Ne yakalamaların sonu geliyor ne de insan hayatını hiçe sayan suç örgütlerinin geliştirdiği yeni yöntemler tükeniyor.
Bir yanda sınır aşan organize suç ağları, diğer yanda dijital dünyanın sunduğu sınırsız erişim imkanları…Ve tam ortada çocuklarımız, gençlerimiz, ailelerimiz…
26 Haziran, yalnızca bir farkındalık günü değildir.
26 Haziran, geleceğimizi nasıl koruyacağımızı yeniden düşünme günüdür.
Aslında bu cümle her şeyi anlatıyor.Hedef artık sadece madde satmak değil. Hedef, kırılganlığı olan insanları bulmak. Hedef, umutsuzluğu kullanmak. Hedef, yalnızlığı sömürmek. Hedef, aidiyet ihtiyacı duyan gençleri ağına çekmek.
Asıl mücadele madde ile değil riskle !
Yıllardır bağımlılık alanında çalışan bir uzman olarak sahada gördüğüm gerçek şu:
Bağımlılık çoğu zaman bir maddeyle başlamıyor.
Bir boşlukla başlıyor.
Bir eksiklikle başlıyor.
Bir yalnızlık hissiyle başlıyor.
Bir travmayla başlıyor.
Bir değersizlik duygusuyla başlıyor.
Uyuşturucu çoğu zaman sorunun kendisi değil, görünür hale gelmiş sonucudur. Bu nedenle mücadeleyi yalnızca güvenlik perspektifine sıkıştırmak büyük bir hata olur. Elbette güvenlik güçlerinin mücadelesi hayati önemdedir. Elbette arzın azaltılması gereklidir. Elbette kaçakçılıkla kararlı şekilde mücadele edilmelidir.
Ancak sadece arzı azaltmaya odaklanan bir yaklaşım, suyun yüzeyindeki dalgalarla uğraşırken dipteki akıntıyı görmezden gelmek gibidir
Asıl soru şudur:
Bir çocuk neden risk altına girer?
Bir genç neden maddeyi denemeye ihtiyaç duyar?
Bir insan neden bağımlılık geliştirecek kadar yalnızlaşır?
Bu soruların cevabı bulunmadan kalıcı başarı mümkün değildir.
Bağımlılık sadece bireyin problemi değildir.
Bir annenin uykusuz geceleridir.
Bir babanın çaresizliğidir.
Bir kardeşin sessiz gözyaşıdır.
Bir öğretmenin yarım kalan umududur.
Bir toplumun kaybettiği üretim gücüdür.
Bir ülkenin eksilen geleceğidir.
Bu nedenle bağımlılığı yalnızca sağlık sorunu olarak görmek de eksik kalır.
Bağımlılık aynı zamanda;
Bir eğitim sorunudur.
Bir aile sorunudur.
Bir gençlik sorunudur.
Bir sosyal politika sorunudur.
Bir güvenlik sorunudur.
Bir kalkınma sorunudur.
Ve en önemlisi bir gelecek sorunudur.
Artık seminerlerin ötesine geçmeliyiz
Uzun yıllardır yapılan eğitimler, seminerler, paneller ve farkındalık çalışmaları elbette değerlidir. Ancak dürüst olmak gerekir. Sorun büyümeye devam ediyorsa yöntemleri yeniden değerlendirmek zorundayız.
Artık yılda birkaç kez yapılan etkinliklerle sonuç almayı bekleyemeyiz.
Artık sadece zararları anlatmanın yeterli olmadığını kabul etmek zorundayız.
Bugün mücadele yalnızca okul kapısında değil;
Telefon ekranında,
Sosyal medya platformlarında,
Dijital ağlarda,
Sanal arkadaşlık ortamlarında,
Çevrim içi oyunlarda yürütülmektedir.
Dolayısıyla çözüm de yeni dönemin gerçeklerine uygun olmak zorundadır.
Bu nedenle başka ülkelerden alınmış modelleri kopyalamak yerine kendi gerçeklerimizden beslenen bir “Türkiye Modeli” oluşturmak zorundayız.
Burcu Bostancıoğlu




