Tek çaremiz var: Eğitimde devrim, sporda devrim!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki güzel sözüyle başlamak istiyorum yazıma:
“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim”
“Bedeni idman, fikri idmanla koşut gitmelidir.”
Cumhuriyetimiz kurulduğundan bu yana spor alanında çok tekrarlanan ama neredeyse hiç uygulanmayan bu sözlerin derinliğini iyi anlayabilmek ve hissedebilmek gerekiyor. Ülkemizin kurucusu her alanda olduğu gibi sporda da başarının formülünü 100 yıl kadar önce vermiş bizlere.
Pekiyi şimdilerde böyle mi? Pek sanmıyorum. Ne yazık ki her konuda olduğu gibi Türk sporu da köşeye sıkışmış vaziyette. Yurtdışındaki vatandaşlarımızla 90 milyonu aşan nüfusumuzun yetenek hinterlandının hak ettiğinin çok altında bir seviyedeyiz. Spor tarihimizde zaman zaman başarılara tanıklık etsek de başarı noktasında dünya ülkeleri içinde çok geri sıralarda yer alıyoruz.
Biraz yıllar öncesine gideyim: Çocukluğumdan beri olimpiyatları merakla izleme alışkanlığı elde ettim. Moskova Olimpiyatları ile başlayan TRT günlerinden Paris’e varıncaya kadar sporu yakından takip eden biri olarak gördüm kendimi. Spor müsabakalarında Halit Kıvanç, Kenan Onuk gibi anlattıkları her spor organizasyonunu birer eğitime dönüştüren ustalar, sadece izleyici olarak kalmamamı, aynı zamanda sporun farklı yönlerini öğrenmemi ve odaklanmamı kolaylaştırdı. Zaten spora olan düşkünlüğüm önce hentbol ve sonrasında futbol yaşantıma sirayet etti, daha sonra da yöneticilik hayatıma. Kısaca sporun her daim içinde oldum, tecrübe kazandım…
DERİNLEŞEN KUTUPLAŞMANIN İLACI SPOR




