Kuşkular bitsin, barış gelsin
Öcalan’ın açıklamasında neler var? Meydanı dolduran insanların ortak sorusu buydu. Yorumlar çeşitliydi. Herkes, doğruluğu tartışılır ‘bir yerden’ aldığı duyumu paylaşıyordu. Fakat her yorum aynı kapıya çıkıyordu: Öcalan “silahları bırakın” diyecek. Ardından şu soru geliyordu: Silahlar hangi vaatlere göre bırakılacak?
İşte bu sorunun net bir cevabı yoktu. Hatta ‘bir yerden’ alınan duyumlar bile bu soru karşısında yetersiz, biçare kaldığını hissettiriyordu.
Yine de meydanda bir umut, bir sevinç havası esiyordu. Soğuk kış güneşini meydanda toplanan kadınların ve erkeklerin, gençlerin ve yaşlıların umudu ısıtıyordu.
Umut ise apaçıktı ki Öcalan’a duyulan güvenden kaynaklanıyordu. Meydanda oluşan fikir, özetle, “Öcalan PKK feshedilmeli diyorsa, vardır bir bildiği” cümlesinde şekillenmişti.
Hiç mi kaygı duymuyordu meydanda halay çekerek, slogan atarak açıklamanın yapılmasını bekleyenler de? Elbette vardı ve bu kuşku iyimserlik hali yılların tecrübesine dayanıyordu. Barış, iki taraf arasında yapılan sözleşme ile yürürlüğe girer ve bir taraf sorumluluğu üstlenerek kendisini feshederek dev bir adım atarken diğer tarafın Ekim ayından bu yana istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü ketumluk, kuşkuyu diri tutan yegane unsur olarak Şeyh Said Meydanı’nda duruyordu.
Öcalan serbest kalacak mı? Çocuklarımız dağdan inecek mi? Mahpuslar serbest kalacak, sürgünler geri dönecek mi? Kürtler ve Kürtçe yasal ve anayasal haklarına kavuşacak mı? Belediyelere artık kayyım atanmayacak mı? Sürece destek olmak için meydanda toplanan insanlar, daha ne sorular sordular, bilemezsiniz.
Açıklama görüntülü yapılmadı. Halbuki talep bu yöndeydi. Açıklamanın görüntülü yapılması talebi yeni değil aslında. 2013 Newroz kutlaması sırasında Abdullah Öcalan’ın mesajı okunmuştu, hatırlanabileceği gibi. Bir dahaki Newroz’da Öcalan’ın mesajının görüntülü olması gerektiği yönündeki talep, çözüm süreci boyunca kutlanan bütün Newroz’larda dile getirildi. Sonra işte, süreç bitti ve talep de bugüne kaldı.
Aslında Öcalan’ın mesajı görüntülü olsaydı kıyamet kopmayacaktı ve meydanda ya da televizyonlarının karşısına geçip açıklamayı bekleyenlerin sürece güvenini pekiştirecekti.
Açıklama yapıldı. Meydan çıt çıkarmadan, pür dikkat dinledi. Ahmet Türk açıklamanın Kürtçesini okudu ve son cümleyi duyanların yüzü düşmediyse de düşünceli hallerini, gözlerinde beliren soru işaretlerini görmek mümkün oldu.
Etkinlik bittiğinde tek bir soru vardı meydanda: Bundan sonra ne olacaktı? Şeyh Said Meydanı’nı dolduran Diyarbakırlılar, bu soruyu yanlarına alarak sessizce boşalttılar meydanı.
Bir de Sırrı Süreyya Önder’in Öcalan’dan aktardığı cümle yer etti akıllarda. Önder’ın aktardığına göre Abdullah Öcalan heyete, “Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir” demişti.
Bu uyarının ne anlama geldiği, karşılık bulup bulmayacağı önümüzdeki günlerde çok tartışılacak. Pratik, “demokratik siyaset ve hukuki boyutun” tanınıp tanınmadığını da gösterecektir.
2013’teki çözüm sürecinden deneyimli AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, Öcalan’ın çağrısı üzerine yaptığı açıklamada, “Çağrının özü silahların bırakılması ve terör örgütünün kendisini feshetmesidir. Biz sonuca bakarız.” dedi.
Şeyh Said Meydanı’nı sessizce boşaltanlar da, öyle görünüyor ki, çağrının ardından hükümetin atacağı adımlara bakacak. Mesela belediyelere kayyım atama dönemi bitti mi? İşte bu ve benzeri sorular nedeniyle umuda ve iyimserliğe kuşku da eşlik etti Şeyh Said Meydanı’nda.
Kuşkular bitsin, barış gelsin ölümlerden yorgun düşmüş toprağa.
Vecdi Erbay




