Kıbrıs’ın doğal zenginliğinden antik dünyanın ihtişamına
Yazılı tabletlerden antik sütunlara, paha biçilemez mozaiklerden gizemli yer altı şehirlerine kadar her köşesinde geçmiş medeniyetlerin izini taşıyan ve adeta dev bir açık hava müzesi konumundaki Türkiye, müzecilikte altın çağını yaşıyor. 2025 yılında 33 milyonu aşan ziyaretçi sayısıyla tüm zamanların rekorunu kıran Türk müzeleri, 18-24 Mayıs Müzeler Haftası’na büyük bir gururla giriyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, yıl boyunca toplam 33 milyon 129 bin 106 kişinin ziyaret ettiği müze ve ören yerleri arasında, UNESCO Dünya Mirası listesindeki gururlarımız zirveye yerleşti. Kültürel turizmin ‘amiral gemisi’ sayılan İzmir’deki Efes Antik Kenti; dünyada eşi benzeri bulunmayan bembeyaz travertenleri ve şifalı sularıyla ünlü Denizli’deki Hierapolis (Pamukkale); peribacaları, kayalara oyulmuş büyüleyici kiliseleri ve mistik bir labirenti andıran kaya oyma yapılarıyla dünyanın en önemli inanç ve doğa merkezlerinden biri olan Kapadokya’daki Göreme Açık Hava Müzesi, ziyaretçi sayılarıyla listenin en başında yer aldı.
Anavatan’daki kültürel rüzgar Yavru Vatan’da da esiyor. Müzeler Haftası kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) de ziyaretçiler müze ve ören yerlerini ücretsiz gezebiliyor. Türkiye turizminde 2025 yılında yaşanan büyüme KKTC’de de benzer bir tablo çiziyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürü Emine Ziba, Müzeler Haftası kapsamında verdiği özel demeçte adadaki müze ve ören yerlerine ilginin her geçen yıl arttığını söyledi.
Ziba, “Bu kapsamda Girne’nin sembolü olan Girne Kalesi ve bünyesindeki dünyaca ünlü Batık Gemi Müzesi, Lefkoşa’nın tarihi dokusunu yansıtan Barbarlık Müzesi, Mevlevi Tekke Müzesi, Derviş Paşa Konağı, Taş Eserler Müzesi ve Milli Mücadele Müzesi ile Nisan 2025’te kapılarını açan yeni Kıbrıs Kapıları ve Sandıkları Müzesi, Gazimağusa bölgesinin arkeolojik zenginliği olan St. Barnabas Arkeoloji ve İkon Müzesi, Canbulat Türbe ve Müzesi, Namık Kemal Zindanı ve İskele Arkeoloji Müzesi, Güzelyurt’taki Arkeoloji ve Doğa Müzesi ile St. Mamas İkon Müzesi ve Girne bölgesindeki Halk Sanatları Müzesi ile Archangelos Mihail İkon Müzesi’ne kadar uzanan bu geniş yelpaze, adanın zengin tarihsel mirasını yerli ve yabancı turistlerle buluşturmaya devam ediyor” diye konuştu.
GÜZELYURT’TA TARİH VE DOĞA AYNI ÇATI ALTINDA
Bu zengin kültürel yelpaze içinde Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesi’nin, hem doğal hem de tarihi mirası aynı çatı altında birleştiren özgün yapısıyla ayrı bir yere sahip olduğunu vurgulayan Ziba, “Aziz Mamas Manastırı ve İkon Müzesi ile aynı yerleşkede bulunan bina, geçmişte Metropolitlik /Piskoposluk binası olarak kullanılıyordu. 1974 sonrasında müze ihtiyacının ortaya çıkmasıyla birlikte restore edilerek, 1979 yılında müze olarak hizmet vermeye başladı. Yıllardır hem mimari dokusunu koruyor hem de Kıbrıs’ın kültürel belleğini yaşatıyor. İki ana bölümden oluşan müzenin, giriş katında adanın doğal yaşamına dair koleksiyon yer alırken, üst katında ise bölgedeki arkeolojik kazılarından çıkarılan tarihi eserler sergileniyor. Kronolojik olarak düzenlenen sergi alanıyla, ziyaretçilerin farklı dönemleri bir bütün içinde değerlendirmesi sağlanıyor” dedi.

Fulya OMAÇ / Güzelyurt – KKTC




