Kadın nasıl bir insandır?

Belki de insanlığın en eski sorularından biridir bu. Ve hâlâ tek bir cevabı yoktur.

Çünkü kadın, yalnızca sevilen değil; sevinen, kırılan, direnen, susan, özleyen, affeden, vazgeçen ve yeniden başlayan bir insandır.

Bazen dünyanın karşısında dimdik durur.

Kimse bilmez, o dik duruşun ardında kaç gece saklıdır.

Güçlüdür kadın.

Ama güçlü olmak, hiç yorulmadığı anlamına gelmez.

Bazen onun da bir omza, bir cümleye, sessiz bir sarılmaya ihtiyacı vardır. “Ben buradayım” diyen birinin varlığına…

Kadın çoğu zaman büyük şeyler istemez.

Hatırlanmak ister.

Sıradan bir günde akla gelmek, gözlerinin içine bakılarak dinlenmek, söylediği küçük bir ayrıntının aylar sonra hatırlanmasına şaşırmak ister.

Çünkü kadın için sevgi, çoğu zaman sözden önce özen demektir.

Bir çiçekten çok, neden alındığını önemser.

Bir hediyeden çok, düşünülmüş olmayı…

Bir “seni seviyorum”dan çok, o sevginin davranışa dönüşmesini…

Kadın anlaşılmak ister.

Her konuştuğunda çözüm arayan bir akıl değil, bazen sadece yanında duran bir yürek ister.

Çünkü bazı yaraların ilacı tavsiye değildir.

Anlaşılmaktır.

Kadın kırıldığında hemen bağırmayabilir.

Bazen susar.

Ve onun susması, çoğu zaman söylenecek söz kalmadığı için değil; söyleyeceklerinin artık bir şeyi değiştirmeyeceğini düşündüğü içindir.

İşte o sessizlik iyi okunmalıdır. Çünkü kadın bir anda gitmez. Önce içinde uzaklaşır.

Sonra susar. Sonra alışır.

Ve bir gün, gerçekten gider.

Kadın sevdiğinde ise kolay sevmez.

Sevdiği insanın hayatına yalnızca kalbiyle değil, emeğiyle girer.

Hatırlar, düşünür, korur, bekler, paylaşır.

Ama karşılığında kendini kaybetmek istemez.

Çünkü sevgi, insanın kendisinden vazgeçmesi değildir.

İki insanın birbirini eksiltmeden çoğaltabilmesidir.

Kadın kusursuz değildir. Zaten kusursuzluk hayatta yoktur.

Onun da korkuları, çelişkileri, öfkeleri, geçmişi, yaraları vardır.

Ama onu gerçekten tanımak isteyen biri, bütün bunların ardındaki insanı görür.

Ve belki asıl mesele de budur:

Kadını çözmeye çalışmak yerine, onu tanımaya çalışmak.

Çünkü kadın bir bilmece değildir.

Bir eşya hiç değildir.

Bir erkeğin hayatındaki boşluğu doldurmak için var olmuş bir figür de değildir.

Kadın, kendi hikâyesi olan bir insandır.

Kendi hayalleri, kendi kararları, kendi sessizlikleri, kendi dünyası vardır.

Onu sevmek istiyorsanız önce o dünyaya saygı duymayı öğrenmelisiniz.

Çünkü kadın, kendisini özgür hissettiği yerde güzelleşir.

Güvendiği yerde açılır. Değer gördüğü yerde çoğalır.

Ve sevildiğini gerçekten hissettiğinde, hayatınıza yalnızca bir sevgili olarak değil, bir yol arkadaşı olarak girer.

Sonunda şunu anlıyorsunuz:

Kadın nasıl bir insandır?

Kadın, bazen hepimizi kendimizden daha iyi anlayan…Bazen kendi acısını bile içine gömen…Bazen bir çocuğun masumiyetiyle gülen…Bazen bir ömrü tek başına taşıyacak kadar güçlü olan…

Ama her şeyden önce;sevilmekten önce insan yerine konulmak isteyen bir insandır.

Ve belki kadın hakkında yazılabilecek en doğru cümle şudur:

Onu anlamak için kadın olmanız gerekmez.

İnsan olmanız yeterlidir.

Bektaş Türk

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu