Herşey 1 Lira

Ona Anafartalar Caddes’inde rastladım.Bu cadde ki Basmane Garı’nın oralardan başlar kıvrıla, büküle Mezarlıkbaşı’na varır ve oradan da Kemeraltı’na girer sonra yine kıvrıla büküle taa Atatürk Meydanı Konak’a kadar gider.

Kimbilir kaç tane handan, hamamdan, kaç tane akmaz çeşmesinden, kaç tane gevrek fırınından, kaç tane esnaf lokantasından geçerseniz. Eski Lale Sineması da buradaydı eskinin lüks otelleri de..

Resmi bayramlarda yürüyüşler bile Basmane den başlardı. İşte bu nedenle biz oraya kentin kalbidir diyoruz. Bakmayın şimdinin kenara itilmişliğine. Elbet biri çıkacak bu itilmişliğe ve kakılmışlığa son verecektir. Belki bugün, belki yarın, belki de yarından da yakın.

Nasıl bir belediye başkanı geldi ‘Oteller Sokağı’nı ele aldı ve öyle bir yaptı ki. Kendisine ödül verdiler.O zaman kentin kalbi dediğimiz Basmane’yi görün bir siz.

Hatta o antik çukur da hal yoluna girecek ve bir mini Agora’ya dönecek, belki de daha da büyüyecektir.Bekleyelim ve görelim.

Ha, biz görmezsek mi, olabilir. Bizden evvel olanların görmediğini biz gördük.Bunu da bizden sonra gelecek nesil görür. Biliyorsunuzdur kentlerde devamlılık esastır.

Bizim konumuz; Anafartalar Caddesi’nde bir heybetli kapı ve onun önünde seyyar arabası ile ekmek parası peşinde olan bir düzgün kıyafetli ve güzel bir de kasketi olan vatandaşımız.

Bu kapı, bu caddenin özel kapılarından biridir. Şimdi Basmane’ li arkadaşımız Orhan Beşikçi yanımızda olsaydı hemen kapının arkasını da bize anlatırdı.

Han mı vardı, hamam mı vardı ya da başka bir özel konut mu?

Kapının üstünde sonradan yapıldığı anlaşılan iri kelebekler resmedilmiş. Sanki ressam o kapı zeminini tuval olarak kullanmış. Kapının numarası 636, demek ki işleyen bir kapıydı ki numarası vardı.

Kapının önünü mekan tutmuş olan emekli görünümü veren bu arkadaş, çocuk arabasından bozma arabasının üstüne bir tezgah yapıp içine bir takım öteberiler koymuş ve bir de kartona yazmış.

Ne alırsan bir lira’ fotoğrafım üç beş yıl evveline belki de biraz daha fazlasına aittir, bir liranın dahi işe yaradığı zamandan kalma bir fotoğraf diyebiliriz.

Tezgahta beş liraya saat, bir liraya saat pili de var. Ayrıca, plastik süpürge küreği,kurşun kalem, tükenmez kalem, el süpürgesi, fırça, ayna, boya kalemleri, ayakkabı boyası, tespih gibi malzemeleri doldurmuş, nasibini beklerken de yarım ekmek içine neler koyduysa onu yemekle meşgul.

Yemeğini bozmamak için seslenmedim, dönüşte konuşayım kimdir, nedir emekli midir sorarım dedim.

Ama dönüşte yerinde yoktu, namaza gittiğini söylediler ama benimde vaktim yoktu yapacağım söyleyişimin randevu saati gelmişti, o yüzden kendisiyle görüşemedim.

Kapının üstünde de güzel bir ferforje alınlık göze çarpıyor. Kapının diğer tarafı ve alınlığın bulunduğu ferforjenin de etrafı taştan yapılma.

Özel mi özel bir kapı ama ne yazık ki o da diğer eski kapılar gibi korumasız ve savunmasız.Daha önce buradan geçtiğimde kapının önü üst üste gelişi güzel yığılmış kasalarla doluydu ve kasalar bu muhteşem kapıya yaslanmış durumdaydı.

Sanki bir düşmanlığımız var eski dokumuzla. Bu eski dokuları yapanları sevmeyebilirsiniz, hoşlanmayabilirsiniz de ama, bir şeyi atlamamamız lazım. Onlar bizim yakın tarihimiz bizim…Kimsenin umurunda olmadığı eski doku kapılardan biri konu ettiğimiz, zaten onun ne kadar muhteşem ve korunası bir kapı olduğunu görüyorsunuz.

Sen istediğin kadar yaz çiz. Bazı vatandaşlar için bu eski dokular hiçbir şey ifade etmiyor, ne kapısı ne penceresi, ne bacası ne de merdivenleri…

Ama bizim elimizde yazmaktan başka yapacağımız bir şey yok. Biz bir nevi tarihe not düşüyoruz, cadde ismiyle kapı numarasıyla ve fotoğrafı ile de belgeliyoruz. Bizim gücümüz buna yetiyor. En azından belgelemiş, kayda almış oluyoruz.

Küçük Yannis Sokağı’nı, kapının çok büyük ve ağır olduğunu; kadınların oraya çamaşır astığını, yeni yetme delikanlıların orada merdivenlerde oturup sohbet ettiklerini, çocukların o merdivenlerde oynadıklarını ve son bakımının üstünden epeyce çok zaman geçtiğini, ve bakımının yapılması gerektiği konusunda daha önce bilgi vermiştim.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı geldiği zaman o kapıyı gördü ve inceledi.Tonlarca ağırlığındaki kapının yıkılmasını düşünmek bile istemem. Demek istediğim, bizler kentini seven bir, iki avuç insan gerekeni yaptık ve yapıyoruz…

Gerisi size kalmış…

Gürol Tulunay

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu