Çalışamayan gazeteciler

“21. yüzyılın insanının en büyük yanılgısı, faşizmin tekrar Nazi üniformasıyla geleceğini sanmasıdır” der, bir söyleminde Umberto Eco. Oysa faşizm, çok farklı kılık ve kıyafetle de karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, medyanın tekelleştirilmesi ve siyasallaştırılması da faşizmin gardırobundaki giysilerinden bir tanesidir!

Gazetecilik mesleği ilkeleri gereği ahlak kuralları ve tarafsızlık üzerine kurulmuştur. Gazeteler, tarafsızlık temelinden hareketle, eleştiri yoluyla toplumun denetim işlevini yerine getiren organlardır.

Durum böyleyken bu alanda yaşanan tekelleşme ve sermayenin siyasetle olan bağları, temel meslek ilkelerinden ödünler verilmesine yol açmaktadır. Mali oligarşi bu yolla küçük ve bağımsız birçok medya kuruluşunun önünü tıkarken toplumu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilme gücünü de elde etmektedir. Bu durum, burjuvazinin, bugüne kadar el üstünde tutulan mesleklerin tüm saygınlığını çekip aldığını ve onları kendi ücretli emekçisi yaptığını söyleyen Marx’ı doğrulamaktadır.

Gazetecilerin iş güvencelerini medya patronlarının insafına terk etmenin, ilkeli yayıncılığa vurulabilecek en büyük darbe olacağı asla unutulmamalıdır! Bu güç, çalışan gazetecilerin yaşamsal haklarını baskı altına almaktadır. Sosyal güvenlikten yoksun bırakılan, sendikasız çalışma şartları altında ezilen basın emekçilerinin, onlarca yıl sürdürdüğü mücadele sonucunda elde edilen kazanımların kaybedilmesine yol açmaktadır.

Bu girişimlerden en çarpıcı olanı kuşkusuz; gazetecilerin sermayeye bağlı kalmadan, özgürce, toplum yararını gözeterek mesleklerini yapmalarına olanak sağlayan 212 sayılı yasanın, dönemin gazete patronları tarafından boykot edilmesiydi… Bu yasa, gazetecilerin ücretlerinin peşin ödenmesini, kıdem hakkının mesleğe girişle beraber başlamasını, istifa etmesi halinde de kıdem tazminatı alabilmesini, kâr eden gazetelerin çalışanlarına 1 maaş ikramiye vermesini, ölüm ödeneği gibi hakları kapsamaktaydı…

Ancak patronların yasaya karşı üç gün boykot ilan ederek, gazetelerini çıkarmamalarına karşı harekete geçen gazeteciler, halkın haber alma hakkını gözeterek, aynı süre içinde “BASIN” adlı gazeteyi çıkarmayı başardılar. Kamuoyu desteğini de arkalarına alarak kazandılar. Patronları geri adım atmak zorunda bıraktılar.

O gün takvimler 10 Ocak 1961’i gösteriyordu. 1962 yılından 1971 askeri müdahalesine kadar “Bayram” olarak kutlanan “Çalışan Gazeteciler Günü” son yıllarda gerek medya ve gerekse çalışanları üzerinde kurulan baskılardan dolayı artık oldukça buruk, sessiz sedasız kutlanıyor.

Geçen zaman içinde yasanın işlevsiz hale getirilmiş olması bir yana, zorlu koşullar altında görevini yapmaya çalışan basın mensupları, gerek siyasiler ve gerekse kolluk güçleri tarafından her fırsatta horlanıp, tartaklanmış, çoğu kez çalışamaz duruma getirilmiştir.

Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin ayrılmaz bir parçası olan basına, tarih boyunca, başta sansür olmak üzere uygulanan antidemokratik baskılar sonucu, gazeteciler hapse atılmış, fiziksel işkenceye uğramış ve hatta terör saldırılarında yaşamlarını yitirmiştir!

“Çalışan Gazeteciler Günü” bir anlamda mücadele gününe dönüşmüştür artık. Bu özel gününde çalışamayan, çalıştırılmayan, tutsak olan tüm basın emekçilerine selam olsun!

Mesleğini yaparken ağır bedeller ödeyen ve hatta katledilen basın şehitlerimizin, emekçilerinin anısına, saygıyla…

Aydın Öncel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu