Cennet’ten bir köşe
Selçuk ilçesine bağlı Şirince köyü 19. yüzyılda özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü 1.800 haneli bir Rum kasabasıydı. 1923’te Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla (çoğu Katerini”nin Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala’nın Müştiyan (Moustheni) ve Somokol (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskan edildi. Şirince’de hiçbir ev diğerinin manzarasını kapatmaz. Şahane bir açıkhava müzesi gibi olan bu köye imza atanların başında Müjde Tönbekici geliyor. Nişanyan Evleri ve Oteli sahibesi Tönbekici ile keyifli bir sohbet..

Yurt dışında doğdun sonrası?
Şimdi ben yurt dışında doğmadım; esas köken Bursa. Bursa’nın bir kasabası, MustafaKemalPaşa. Ama 60’larda, sen de bilirsin, böyle “gold rush” denilir ona; hani bir zamanlar nasıl hepsi Amerika’ya gitmişler. Babam da varlıklı ailenin 5. çocuğu olmuş. Herkes Avrupa’ya falan gidiyor. Ondan sonra böyle havalı arabalarla dönüyorlar. Memleketteki yoksulluk ortada. “3 seneliğine gideyim, ondan sonra döneyim” demiş. O zaman ben 1,5 yaşındayım.
Nereye gittiniz?
Babam daha önceden gitmişti. Sonra ailecek İsviçre’ye götürdü bizleri. 15 yaşıma kadar, lise çağına kadar hayatım İsviçre’de geçti. Annem babam çok iyi Almanca bilirdi, çok iyi entegre olmuşlardı.Tatlı insanlardı.
Sen de tabii Türkçe’den önce Almanca öğrendin.
Yok, ailede hep Türkçe konuşulurdu.. Türkiye’ye dönmek istemem diye düşünüyordu bizimkiler. Kendileri dönmek istiyorlardı. “Kızım, sen Türkiye’ye dönmek istiyor musun?” diyorlardı. Ben de “Bayılıyorum” diyordum. Çünkü 2 senede bir Türkiye’ye geliniyor. Türkiye, benim için bir bolluk, bereket, güneş ülkesi. Kardeşim Mutlu benden 7 yaş küçüktür. Onun da çocukluğu orada geçti.. Ben Türkiye’ye geldim. Beni gerçekten bir rahibeler manastırı gibi olan Bursa Kız Lisesi’ne verdiler,yatılı. Ben orayı da çok sevdim. Çok rahat bir ortamdan İsviçre’den gelmişim, ama hayat hep bir laboratuvar.O zamanlar Türkçe’yi tabii iyi biliyorum ama daha bir Almanca kırık şiveyle konuşuyorum. Çabuk adapte oldum. Pencereleri bile yatakhanenin beyaza, yağlı boyayla boyuyorlardı ki sokağı görmeyelim diye. Haftada bir hamama götürülürdük. Yakındaki Erkek Lisesi’nin öğrencileri de böyle yol boyu dizilir ve bize ıslık çalarlardı. Neredeyse 50 yıl oluyor. Benim için çok hoş anılar bunlar. Çünkü hayata hep böyle bakacaksın: “Öf, şu şuyum eksik, buyum eksik” şeklinde değil. Neler getiriyor hayat? Bir de azla yetinmeyi bilmelisin. Ondan sonracığıma İzmir’de akrabalarımız vardı.
Ver elini İzmir..
Evet Bir belirli aralarla İzmir’e akarabaları ziyarete gelirdim. Ve çok sevmiştim ben İzmir’i. Ben dedim: “Ege Üniversitesi’ne gideceğim okumaya.” Buraya geldim. Arkeoloji okumak istedim. Sanat tarihi okumak istedim. “Kızım, para kazanamazsın” dediler. “Sen mühendis ol.” dediler.. “Peki” dedim. Hiç bilmeden kimya mühendisliğini yazdım. Çok iyi oldu. Ama hiç sevmedim mühendisliği. Mühendislik matematik demek, fabrika demek. Boşu boşuna 4-5 yıl orada okumuşum, Ve çok sevdiğim bir arkadaşım vardı, o rehberdi. Tahir ve onunla böyle geziyordum diyar diyar Anadolu’yu. Ve o beni birgün Şirince’ye getirmişti. Hayran kaldım. Trenle geldik Selçuk’a.. Şirinceye sabah bir dolmuş çıkıyordu, akşam iniyordu. Toprak yollar, elektrik yok. Ama insanların güzelliği… Çünkü burası bir mübadele köyü. Hepsi böyle al yanaklı, kocaman böyle pes pembe yüzler, kocaman ela gözler. İnsanlar beni çok etkiledi. Bana bir şeftali vermişlerdi, hayatımın en güzel şeftalisiydi. Düşünsene, 1981-82. ‘Ben buralı olacağım’ dedim. Rehberlik sınavlarına girdim, kazandım, rehber oldum. İlk kazandığım parayla da buradan harabe bir yer aldım.
O zamanlar Şirince bir tarım köyüydü. Ama Şirince’yi Şirince yapanlardan birisin. Neler yaptın ?
Biz güzelliklerimizi, değerlerimizi bilmeyen bir toplumuz. Kahvemize Avrupa’da Greek Coffee denir. Dönerimiz daha yeni yeni Almanya’da Turkish Döner olarak isimlendiriliyor.Ne bize özgü yemeklerimizin kıymetini biliyoruz, ne halılarımızın , ne de köy evlerimizin..Köylümüz “Ah biraz para kazansakta bu viran köyü bırakıp Selçuk’a göçsek” kafalardaydı uzun süre. Ben buraya gelip yerleşince köylü baştan şaşırdı. Tek başınayım. “Bu kadın burada ne arıyor?” diyorlar. İnşaat nasıl yapılır bilmiyorum. O kadar yıkık dökük ev vardı ki burada. O harabelerde inşaatın nasıl yürüdüğünü öğreniyordum. Toprak nedir? Harç nasıl karılır? Çimento nedir? Aldığım harabe evi gelen ustalarla yaşanır hale getirmeye çalıştım. Yahya Usta ve elemanları çalışırdı, sadece onlara el vermez yemek pişirirdim. Sadece ev değil ağaçlar dikerek yeşil bir cennet yaratmalıydık. Kendi evimiz daha sonra yarattığımız Nişanyan Otel için bir model oldu. Evleri yaşanır hale getirdikçe arkadaşlar eş dost gelmeye başladı. Köylü köyünde şehirli şehirinde diye bir şey vardı. İşte bu tersine döndü. Şehirli köye gelmeye başladı. 2000 li yıllarda ve pandemi sonrası yerleşmeler başladı.
Köy evi farklı bir konsept..
Evet köy evinin tevazusu önemlidir. Köy evi zengin villası gibi değildir. Büyük duvarlarla çevrili kameralarla kuşatılmış bir ev değildir. Köy evi doğal yapıya uyumlu yerel malzemeli bir evdir. 3 yerel malzeme kereste, kerpiç ve taştır üzerine kireç badana gelir. Ahşapla çatıyı yaparsın. Gösterişli pencereler değil tek tip pencere yaparsın. İster burada olsun ister Urla’nın ya da Mardin’in bir köyünde yerel malzeme kullanırsın. Pencereler küçük ve cok bölmelidir? Neden biliyor musun cam pahalı bir malzemedir. Cam kırılınca ufak bir parça kırılsın diye.
Sadece evler değil bir köy hayatı
Aynen. Ben şaşırmadım desem yalan olur. O zamanlar daha sonra eşim olacak Sevan ile tanıştım İstanbul’da. “Benim Şirince’de evim var “demiştim. “Seni ziyarete geleyim “dedi ve bayıldı buraya. Yavaş yavaş evler restore edildi bu arada 3 de çocuk sahibi olduk. Geçim sıkıntısını da aşmak üzere Sevan ki çok akıllı bir adamdır.”Bir kitap yazalım” dedi. Küçük oteller kitabı. Türkiye’yi gezdik hep böyle mütevazi otellerde kaldık. Booking.com falan yok. Bir rehber kitap çıkardık. İngilizce Türkçe çıktı, peynir ekmek gibi sattı. 98 de 50-60 otel ile başladık Köyümüzde de birşeyler yapalım dedik önce bir misafir evi oluşturduk. Ali Nesin işin içine girdi. 3 tane evle başladık. Tabi evleri yapınca kahvaltı vermek gerek. Akşamları evde kek pişiririm ,sabah kalkıp boğaçalar pişiririm. Börek pişiririm. Bakkala giderim simit gazete alırım misafirler için. 3 eve bizzat götürürüm. Her evde zaten mutfak var. Çay peynir vs de mutfaktan. Yemek meselesi geldi arkadan. Köylü kadınları örgütledim. Kapılarını çalıyorlardı evlerin “köy usulü kızartma var şu var bu var” diyorlardı. Rahmetli Yıldız teyzem” tarhana ister misiniz yapayım mı?” diye sorardı mesela.
Nişanyan Evleri’ne nihayet gelebildik..
98 de kitabı çıkardık. 99 da bizim de bir yerimiz olsun dedik. Evler oldu, köşk oldu. Köşk ucube bir binaydı, onu satın aldık. 5 odalı bir konak yaptık. Şirince’nin bir tacı oldu burası.
Şirince ne oldu bu arada..
Turizm çok iyi şeyler getiriyor ama mertlik te bozuluyor. Çok hızlı girince turizm bunun üstesinden gelinemiyor. Master planlar vs de yok, anıtlar kurulu da devreye girince olmuyor .Buranın insanı Kavala bölgesinden gelmiş çoğunlukla mübadele ile.Osmanca üzümü yetiştiriyorlar. Satamadıklarını da şarap yapıyorlar. Ev şarabı diye boş rakı şişelerine doldurup satıyorlardı eskiden. Şarap ile bir isim yaptı Şirince. 300 400 bin şarap satılıyor ama nerede bu bağlar? Bir tarım köyünden bir turizm köyüne devşirildi. Dağa bakardım onlarca eşek defne indirirdi köye, şeftalilikler vardı. Hala şeftali tarımı var ama maalesef gittikçe azalıyor. Günde 2-3 bin turist ağırlayan yerin otopark sorunu var. Adam şeftali bahçesini otoparka çeviriyor. Bu otoparklar da yetmiyor herkes bir yere aracını koyuyor. Ne oluyor? Ambulans geçemiyor mesela. İtfaiye geçemiyor.
Önerilerin ne olabilir? Gerek merkezi hükümete gerekse yerel yönetime?
Açık alanlarda daha fazla oturma yerleri sağlanmalı. Yaşlısı var çocuklusu var. Şirince için yürüyüş rotaları belirlenmeli. Otelimiz güney yamacın en tepesinde köye kadar belirlediğimiz rotada misafirlerimiz en önemli yerleri görme imkanı bulabiliyor .
Eskiden bir ev pansiyonculuğu kavramı vardı. Ev pansiyonculuğu mutlaka geliştirilmeli. Ekonomik koşullarda insanlar köyde kalabilirler. Kalitesiz butik otellere mahkum olmazlar. Bu aynı zamanda dünyada da moda olan “experience tourısm/ deneyim turizmi”ni de yaşamış olurlar. Mesela bir pansiyonda kalıyorsunuz oradaki insanlarla zeytin toplamaya gidiyorsunuz.
Sorunlarda ilk dörde gelince. Bir.. otopark olayı çözümlenmeli. Şirince’ye bir kota konulabilir. Otopark kapasitemiz bu kadardır. Bunun dışındaki araçlar köye giremez. Selçuk’ta büyük otopark alanları yaratılır. Oradan da shuttle ile köye gelir misafirler. İki..Su.. Çok yakında bir sorun olarak karşımıza çıkacak. İkinci su kuyusu bakalım ne kadar gidecek.. Üç çöp.. Bizde çöp hizmetleri günde bir kere yapılır. Bu da çöp yığınlarına neden olur. Ve dört..Bilinçli turizm. Son sesle müzik yapan işletmeler çoğalıyor. Taa buralara kadar geliyor ses.. Sakin turizm şart..Misafir de onu istiyor. Şunu da ekleyeyim. Üç çocuğum da köy ilkokulunda okudu. Büyük oğlum . Oxford sonrası Harvard Üniversitesi’nde hoca. Arkhe Projesi isimli yaz akademisi ve kampları var. Şirince’nin kuzey tarafında Arkhe Aziz Nesin Matematik Köyü ve Stoa Tiyatro Okulu ilebir ilim irfan eğitim kampları oluştu.
Şirince Unesco değerlendirmesinde dünyanın en iyi köylerinden biri ilan edildi. Böylesine şerefli böylesine değerli sıfat aldıysak biz buna layık olmalıyız.
Nişanyan Otel’in mutfağı , yemekleri de bir harika. Antik Dönem Mutfağı ile ilgili toplantıların workshopların mekanı. Antik Dönem Mutfağı’na nereden merak saldın?
Zaten mutfaktan çıkmayan biriyim. Aşağı yukarı 25 kişi çalışıyoruz ve büyük çoğunluğu kadın. Ben misafirlerimin çalışanlarımın anasıyım burada. O kadınları yetiştiriyorum ve görüyorum ki boynuz da kulağı geçiyor. Mutfakta kullanılan çoğu malzeme kendimizin. Bu arada insanlardan da bize de öğretin istekleri gelmeye başladı. Yemek atölyelerini başlattık. Derken benim büyük oğlan akademik köyünde çalışmalar yapıyorlar. Birgün” anne ben tarih anlatıyorum Roma dönemini anlatıyorum sen de antik dönem mutfağı yapsana” dedi olay öyle başladı. On sene kadar önce. Ve o konuda hiçbir Türkçe yayın yoktu. Yabancı yayınlardan öğrendiklerimi deneyerek yaparak antik dönem mutfağını anlatmaya başladım. Her yerde ..Üniversitelerde..Festivallerde.. Bu arada bir de değerli bir akademisyen ile tanıştım. Ali Güveloğlu Onunla Antik Roma Dönemi’nden önemli bir eseri Türkçeye kazandırdık.:Apicius’un İzinde. önemli bir kitabı da çevirdik. Kitapta yer alan 500 e yakın tarifden bir çoğunu pişirdik.
Son sözler..
Mezopotamya’yı çok severim. Mardin’de de yıkılmakta olan tarihi bir konağı restore ettik değerli ustalarımla. Fırsat buldukça gidiyoruz.Şirince’nin romanını yazan Rum yazar Dido Sotiriou’nun cümlesi ile bitirelim.
“Yeryüzünde bir cennet var ise onun bir köşesi Şirince olmalı”
Erkan Sevinç




