Trump NATO Zirvesi için Ankara’ya geliyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump’ın Ankara’daki zirveye bizzat katılacağını Kongre’de açıkladı.
 
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, Erdoğan’ın son haftalarda Trump’la birkaç kez telefonla görüştüğünü ve Trump’ın her defasında zirveye katılma niyetini yinelediğini söyledi.
 

7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Liderler Zirvesi’ne katılacağı Washington ve Ankara tarafından teyit edildi.

NATO 2026 Zirvesi Ankara’da Beştepe Cumhurbaşkanlığı Merkezi’nde yapılacak.

Genel Sekreter Mark Rutte, zirvenin Türkiye’de düzenleneceğini geçtiğimiz yıl duyurmuş, Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir ittifaka katkı veren “güçlü bir müttefik” olduğunu dile getirmişti. Ankara, 2004 İstanbul Zirvesi’nden sonra Türkiye’de ikinci NATO liderler toplantısına ev sahipliği yapacak.

Zirve, yalnızca NATO’nun savunma harcamaları, Avrupa güvenliği ve Rusya-Ukrayna çatışması başlıklarını değil, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ittifak içinde yarattığı çatlağı da masaya getirecek. Reuters’ın haberine göre, Trump, İran savaşı sırasında kimi NATO üyelerinin ABD uçaklarına üs ve hava sahası kolaylığı sağlamamasından, kimi Avrupa ülkelerinin de Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için deniz gücü göndermemesinden rahatsız. Rubio da bu nedenle Ankara toplantısını “NATO tarihinin muhtemelen en önemli toplantısı” diye niteledi.

Trump’ın Ankara’ya gelişinin ilk nedeni bu: NATO’yu yeniden disipline etmek. Washington, Avrupa’dan daha yüksek savunma harcaması, daha fazla operasyonel yük paylaşımı ve İran savaşında daha açık siyasal destek istiyor. Fidan da ABD’nin müttefiklere savunma bütçelerini artırma ve kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk alma baskısı yaptığını, Avrupalıların da bu mesajı aldığını söyledi.

Trump’ın Zirve’de bulunmak istemesinin ikinci nedeni, İran savaşının denetlenebilir bir ateşkes ya da geçici anlaşma çizgisine sokulması ihtiyacı. Ankara, savaşı bitirecek ana arabulucu olmasa da , Hürmüz Boğazı, enerji maliyetleri, enflasyon ve bölgesel güvenlik açısından krizin doğrudan etkilediği aktörler arasında. Fidan, ABD ile İran’ın ateşkesi sürdürmek ve Hürmüz’ü açık tutmak konusunda “samimi” olduklarını düşündüğünü, ancak İsrail’in niyetlerinden emin olmadığını söyledi. Fidan İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının, ABD-İran müzakerelerini “son derece zorlaştırabil[eceği]” kanısında. 

Ankara zirvesi, Trump-Erdoğan görüşmesi bakımından yalnızca NATO içi bir pazarlık değil; İran savaşının taşmasını önleme konusunda da bir görüşme olacak. Türkiye açısından savaşın uzaması, enerji maliyetleri, mülteci hareketleri, sınır güvenliği, Irak-Suriye eksenindeki askeri denge ve İsrail’le doğrudan-dolaylı gerilim risklerini büyütüyor.

Stimson Center’ın değerlendirmesine göre Türkiye, İran savaşını sona erdirmeye yönelik  arabuluculuk imkânı arasa da ABD ile savunma sistemleri ve F-35 alımları, Suriye politikası ve Gazze konularındaki uzun süreli anlaşmazlıklar bu rolü sınırlıyor.

Erdoğan yönetimi, Gazze savaşı boyunca İsrail’e yönelik yüksek perdeden bir siyasal söylem tutturmuş olsa da Türkiye-ABD ekseninde asıl konu, bu söylemin Washington nezdinde somut bir baskı mekanizmasına dönüşüp dönüşmeyeceği. Ankara, Gazze’de ateşkes, insani erişim ve savaş sonrası düzen tartışmalarında dışarıda bırakılmak istemiyor. Ancak İsrail’le ilişkilerin oldukça harap olmuşluğu Türkiye’nin Tel Aviv üzerinde etkili bir arabulucu olarak görülmesini zorlaştırıyor.

Suriye zirvenin görünmeyen ama en kritik başlıklarından biri olacak. Ankara, Esad sonrası Suriye denkleminde iki şeyi birlikte istiyor: Şam üzerindeki nüfuzunu korumak ve kuzeydoğu Suriye’de Kürt özerkliğinin kalıcı statüye dönüşmesini engellemek. Barselona Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin (CIDOB) değerlendirmesine göre Ankara, Suriye Demokratik Güçleri/YPG’yi PKK bağlantılı yapılar olarak görmesine karşın ABD’nin IŞİD’le mücadele kapsamında bu kuruluşlara verdiği desteğin Türkiye-ABD ilişkilerinin en sert gerilim başlıklarından biri olduğunu hatırlatıyor. 

Ankara’nın NATO zirvesindeki örtük hedeflerinden biri, Trump yönetimiyle Suriye dosyasında “SDG’nin entegrasyonu, silahsızlandırılması ya da etkisizleştirilmesi” başlıklarında daha uyumlu bir çerçeve kurmak olacak. Middle East Institute’un  (MEI) değerlendirmesinde Ankara açısından Esad sonrası dönemde Suriye’nin iki temel sorunu “Türkiye sınırında Kürt özerkliği” ve İsrail’in Suriye sahasındaki hamleleri olarak tarif ediiliyor. MEI, Tom Barrack’ın Ankara büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi olarak rolünün, dengeyi Türkiye lehine çevirdiği yorumunu yapıyor.

Erdoğan Zirve dolayısıyla bir yandan Trump’ı Ankara’da ağırlayarak Türkiye’nin ittifak içindeki vazgeçilmezliğini göstermek isteyecek; öte yandan İran savaşının yayılmasını önleme, Gazze’de diplomatik rol alma, Suriye’de Kürt özerkliği olasılığını daraltma ve ABD ile savunma-sanayi pazarlıklarını ilerletme hesabı yapacak.

Trump ise Ankara’ya NATO’ya bağlılığını sergilemeye değil, müttefiklere İran dolayısıyla patlayan savaş maliyetini paylaşma gündemini dayatmak üzere geliyor. 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu