Kalpten

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl “Kalpten” mottosuyla sinemaseverlerle buluştu. Bu seneki motto aynı zamanda festivalin bu yıla ait yaklaşımını da yansıtmış oldu. Geçmişle bağ kuran, bugünün ruhuna açık ve yeni seslere alan açan bir anlayışla şekillendi festival.. Ve her hikayede , her sahnede ortak bir duygudan, kalpten yola çıkıldı. Festivalin bu yılki afişi de harikaydı diyebilirim. Hem Altın Portakal’ın ihtişamını hem de Antalya’nın tarihi ve kültürel zenginliğini yansıtan özel öğeler bir araya getirilmiş. Altın tonlarında kalp formunda tasarlanan retro sinema makinesi üzerine, Venüs heykelinden detay eklenmiş. Görselde ayrıca Antalya’nın önemli tarihi ve mimari unsurlarından biri olan tapınak da yer alıyor. Tipografik açıdan ise “condensed” yani uzun hatlara sahip bir font, el yazısı fontu ile birleştirilerek kullanılmış. “Kalpten” söyleminin üzerinde yer alan yazı tipi ise Atatürk’ün kendi el yazısından esinlenerek afişe özel olarak uygulanmış. Festivalde yalnızca filmleri değil, emeği, inancı ve kalpten gelen dayanışmayı da izledik.

Festivale Seyfettin Tokmak’ın yönettiği “Tavşan İmparatorluğu” damga vurdu. En iyi film ve en iyi yönetmen dahil film 7 ödül kazandı. Gelemeyenlerin arkadaşlarının da ödüllerini iletmek üzere 7 kez sahneye çıkan yönetmen Seyfettin Tokmak “Bir mucize gibi. Ölecek miyim ben? Son günüm gibi. Çok emek verdim, şikayetlerden ve ekonomik zorluklardan öldüm gerçekten. Emeğin karşılığını almak kadar güzel bir şey yok. Dünyanın birçok yerinde bu film gösterildi. Filmin ürettiği ülkede gösterilmesi çok güzel. Bu geceyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Burada olmayan o kadar çok insan var ki bu filmde. Herkes çok büyük emek koydu bu filme. Filmdeki engelli çocukların filmi görmesini çok istiyorum. Daha büyük bir ödül olamaz hayatta” derken gözyaşlarını zor tuttu.

Seyfettin Tomak 1978 Elazığ doğumlu. Yeditepe Üniversitesi Sinema-Tv Bölümünde burslu lisans eğitimini tamamladı. Bilgi Üniversitesi Sinema Tv Yüksek Lisans bölümünde “Sinemada Basit Anlatı” adlı tezini Derviş Zaim danışmanlığında yaptı. Ödüllü kısa metrajlı filmlere imza attı. Çeşitli sinema dergilerinde sinema makaleleri yazmanın yanı sıra birçok yerli ve yabancı yönetmenin uzun metraj film projesinde de yönetmen yardımcılığı, editörlük, yapım sorumlusu ve görüntü yönetmenliği gibi görevler aldı. İlk uzun metrajlı filmi “Kırık Midyeler”di. Tavşan İmparatorluğu, babası Beko ile çok depresif bir ev ortamında yaşayan 12 yaşındaki Musa’nın hikayesini konu ediyor.

 “Babam ve Oğlum” filminden beri çok değer verdiğim Yetkin Dikinciler’in “Parçalı Yıllar” filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu seçilmesinden ayrıca büyük mutluluk duydum.

62.Altın Portakal Film Festivali’nden önce zeytinin başkenti Akhisar’daydık. Zeytin hasadında. Akhisar’daki hasadın da mottosu kalple ilgili. Başka kentlerde de festival adı altında hasad yapılıyor ama hiçbiri Akhisar’dakinin yerini tutmuyor. Çünkü Akhisar’da Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Alper Alhat var. Göstermelik ya da popüler isimlerin  çağrıldığı bir hasad gerçekleştirilmiyor burada gerçekten konuklar da ter döküyorlar. Zeytin toplamada, kırmada..

Ve de “aman bunları defalarca dinledik” demiyorsunuz. Alhat öyle güncel konularda bilgiler veriyor ki..

Akhisar Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Alper Alhat, üretimin özünde emek, sevgi ve paylaşım olduğunu vurgulayarak  “Nem kontrollü yeraltı sulamalarından gübreleme teknolojilerine, budamasından modern hasat yöntemlerine kadar ülkemizin en gelişmiş bilgi birikimi ve üretim altyapısına sahibiz. Ayrıca sofralık zeytin ve zeytinyağı işleme ve paketleme konusunda da lider konumdayız. Bugün Türkiye raflarındaki zeytin ve zeytinyağının yüzde 70’inin arkasında Akhisar imzası bulunuyor Bu yıl ürün az ama kalite yüksek. Sofralıkta kalibreler iri, yağların ise aromatik ve kaliteli çıkacağını umuyoruz. Rekoltenin 170–180 bin ton civarında olacağını tahmin ediyoruz. Yıllarca İtalya ve İspanya’ya tedarik sağlamayı ihracat zannettik. Oysa onlar bizden aldıkları yağı, iç tüketimlerinde kullanmıyor. DİR kapsamında bizden alıp şişeleyip başka ülkelere satıyor. Tedarikçilik kolaylığından dünya pazarlarında onlarla dişe diş mücadele safhasına geçtiğimizi görmekten çok mutluyum. Fakat devletimizin desteğine de ihtiyacımız var. Eskiden ambalajlı ihracat desteklerimiz vardı. Birkaç yıl önce kaldırıldı. Tekrar geri gelmesini talep ediyoruz. İç pazarda ise özellikle internet ve pazar yerlerindeki kaosun önlenmesini bekliyoruz. Tüketicinin kafası karışık. Geçmişte çiftçiden 5 liraya alınan zeytinyağı markette 15’e satılırdı. Bunu gören çiftçi ya da toptan fiyatını duyan tüketici, sömürüldüğünü hissederdi. Artık sadece discount marketlerinde değil tüm marketler ve markalar makul fiyata zeytinyağı satıyor. Demek ki istenince oluyormuş. Zeytin ve zeytinyağı Akhisar için sadece tarım ürünü veya gıda değil; doğaya, emeğe ve insana duyulan saygının sembolüdür. “

O zaman ne diyoruz?

 “Kıracaksan zeytin kır, kalp kırma”

Kalpten yapılan işlerin başarısız olması mümkün değil !

Erkan Sevinç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu