Seçim teknolojileri

Teknolojinin seçimlere dahil olmasıyla 19’uncu yüzyılın sonlarında karşılaşılır. Bunlar, daha ziyade oylama süreçlerini ve değerlendirme süreçlerini kolaylaştırmak ve hızlandırmak için geliştirilmiş araçlardır. 1890’lı yıllarda iki teknik araç oylama sürecine dahil olur: Kollu oy makinesi ve delikli kart sistemi.

Kollu oylama makineleri seçmenlerin tercih ettikleri adayın isminin yanındaki küçük kolu çevirdikleri bir makinedir. Bu makineler seçimin sonunda kullanılan oyun dağılımını ve genel toplamını anında vermektedirler. Ancak oyların yeniden sayımına uygun değildir. “Delikli kart sistemi” ise özel olarak hazırlanmış oy pusulası üzerinde, tercih edilen adayın isminin yanına delik delinmesi ile oy verme işleminin gerçekleşmesini sağlar. Bu delinmiş kartlar Hollerith makinesi denilen özel bir okuyucuyla hızlı bir biçimde değerlendirilebilir. Bu sistemin mucidi olan Herman Hollerith 1860 – 1929 yılları arasında yaşayan Alman asıllı ABD’li istatistikçidir ve o dönemde kurduğu şirket daha sonra IBM’i oluşturacak olan dört şirketten birisidir. Delikli kart sistemi oyların yeniden sayımını mümkün kılsa da, sorunlu yanı yeniden sayım esnasında kısmen açılmış deliklerle karşılaşıldığında seçmen niyetinin anlaşılamaz oluşudur. Bu sorunlarına rağmen her iki makine de uzun yıllar ABD’de seçim süreçlerinde kullanılmıştır.

MODERN SEÇİM TEKNOLOJİLERİ 

1960’larda optik oy pusulaları ve optik okuyucular seçimlere dahil olur. Bu yöntemde seçmenlerin optik oy pusulalarına işaretlediği tercihleri, oylama yapıldıktan sonra oylama yerinde ya da toplandıkları merkezde tarayıcılar ile okunarak hızla otomatik olarak değerlendirilebilmekte, ayrıca oyların yeniden elle sayımı mümkün olmaktadır.

Son yıllarda ise DRE (Direct-Recording Electronic Voting Machine – Doğrudan-Kayıt Elektronik Oylama Makinesi) denilen, dokunmatik ekrana sahip oy makineleri kullanılmaya başlanmıştır. Bu sistemde, gizlilik için bir kabine konmuş, dokunmatik ekrana sahip bir kişisel bilgisayara seçmenler kendilerine önceden verilmiş kodlar ya da bir akıllı kart ile girerek oylarını kullanabilir. Oylar sisteme kaydedilir ve daha sonra bir seçim yönetim sistemine yüklenir. Böylece oy verme işleminin de tek bir gün içinde yapılması gerekmez. Oy verme işlemi daha uzun bir sürece yayılabilir. Ancak oylar belirlenmiş olan seçim gününün sonunda sayılır. Böylece hangi adayın önde veya geride olduğu sayıma kadar belli değildir.

DRE sisteminde oyların sağlamasını yapmanın, tıpkı kollu oy makinesinde olduğu gibi olanaksız oluşu, sisteme daha sonra oy kullanan kişinin oyunun ispatı için alacağı onaylı bir kağıt çıktının eklenmesini beraberinde getirmiştir. Bu kağıt çıktı bazı ülkelerde seçmen tarafından saklanmakta, bazılarında ise daha sonra oyların sağlamasının yapılabilmesi için başka bir makineye okutulmakta ya da sandığa atılmaktadır. Bu yöntemin yani oyların sağlamasını yapabilmek için kağıt çıktı alınmasının, aynı zamanda oy verme makinelerinin ya da ağın şifresinin kırılması ve oyların değiştirilmesi gibi bir takım sorunları da ortadan kaldıracağı düşünülmektedir.

Bu yöntemlerin biri ya da birkaçı pek çok ülkede seçim süreçlerinde hâlâ kullanılır durumda. Kağıda ve elle saymaya dayalı karmaşık süreçleri basitleştirmesi, maliyetinin uzun dönemde daha az olması, hızlı sonuç elde edilmesi, insan hatalarını en aza indirmesi gibi avantajları olduğu savlanan bu yöntemler, kullanıldıkları tüm ülkelerde ciddi tartışmaların da konusu durumunda.

Yazılım ve donanım maliyetlerinin yüksekliği, bu sistemlerin özel şirketler tarafından tasarlanıyor olması, mevcut yasalarla uyum sorunları yanında, sistemin yönetenler tarafından manipüle edilmesi riski ve güvenlik en önemli tartışma konuları. Elektronik seçim sistemlerinin güvenlik standartları, elektronik kumar sistemlerinin yüksek güvenliğinin yanına bile yaklaşamıyor. Ayrıca bu teknolojilerin kapalı sistemler olması da hem genel olarak güvenlik riskini arttırıyor, hem de yazılımı sistemi tasarlayan şirket ve sistemi yönetenlerin sonuçları manipüle etmesi ihtimalini ve bunun kontrolünün olanaksızlığını gündeme getiriyor.

Bu tartışmalar sonucunda Hollanda 20 yıl kullandıktan sonra DRE sisteminden vazgeçmiş durumda. İrlanda 2008 yılında alınan sistemleri kullanılmadan askıya almış. ABD’de ise bazı eyaletlerde yeniden kağıt oylara ve elle sayıma dönüldü.

GÜVENLİK AMA KİME KARŞI?

Genel olarak 1890’lardan bu yana geliştirilen seçim teknolojilerine bakıldığında tamamının oylama sürecini ve oyların değerlendirilmesi sürecini kolaylaştırma amacı taşıdığını görmek mümkün. Seçimlerin güvenliği endişesi ise bu teknolojilere hep dışarıdan tehditlere karşı bazı önlemler alınması biçiminde yansımış durumda. Bu nedenle de tüm bu teknolojik araçlar, güvenlik sorununu seçim sisteminin kontrolünü merkezdeki teknisyenlerin ve idarecilerin ellerinde merkezileştirerek çözmeye çalışmışlar. Sonuç olarak oy pusulası doldurma sıkıntısını hafifletirken ya da oyların değerlendirilmesi sürecini hızlandırırken yolsuzluklara, teknisyen ya da yönetenler düzeyindeki manipülasyonlara ise son verememişler.

Seçim sonuçlarına duyulacak güven adil bir seçimden geçiyorsa, bu aşırı teknolojikleşmiş ve merkezileşmiş seçim yöntemlerinin adil olup olmadığının toplumsal düzeyde yeterince değerlendirilebilmesine ihtiyaç var. Böylece seçmenler de sandık sonuçlarına ve dolayısıyla belirledikleri meclis dağılımına güven duyabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu