Kanuni Dizeler

 
İzmir Kültür Sanat Fabrikası’nda gazeteci-yazar Neslihan Perşembe Kulakoğlu’nun moderatörlüğünde yazar Dr.Hasan Kulakoğlu ve Kanuni Prof.Dr. Mustafa Ozan Gürsoy “Kanunı Dizeler” etkinliğinde bir araya geldi.
 
Konuşmacılar ilk bakışta birbirinden uzak gibi görünen tıp,sanat ve kanun’un  aslında insanlık tarihinin derinliklerinde “şifa” kavramı etrafında birleşen güçlü bir sacayağını oluşturduğunu anlattılar.
 
İnsanın hem bedenini hem de ruhunu dengeye getirme arayışında bu üç unsurun, birbirini tamamlayan bir bütün olarak karşımıza çıktığını dile getiren konuşmacılar şunları söylediler;
 
“Bu kadim anlayışın kökleri, İslam düşünce dünyasının iki büyük ismi olan Farabi ve İbn-i Sina’ya kadar uzanıyor. Müziğin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini ilk kez sistematik biçimde ele alan Farabi’nin açtığı yolda ilerleyen İbn-i Sina, tıbbın temel eserlerinden biri olan “El-Kanun fi’t-Tıbb” adlı kitabında yalnızca ilaçlara değil, seslerin ve makamların insan mizacı üzerindeki etkilerine de yer verdi. Böylece müzik, bir tedavi yöntemi olarak bilimsel bir çerçeveye oturtuldu. Bu noktada “kanun” kavramı çift anlamlı bir sembol haline geliyor. Hem düzeni ve kuralları ifade eden bir tıp anlayışını hem de bu tedavide kullanılan en önemli enstrümanlardan biri olan kanunu temsil ediyor.
 
Eski tıp anlayışına göre her müzik makamının insan bedeni ve ruhu üzerinde farklı etkileri bulunuyor. Kanun enstrümanı ise bu makamları en saf ve zengin haliyle aktarabilen bir “laboratuvar” işlevi görüyor. Örneğin Hicaz makamının kemiklere iyi geldiği ve tevazu hissi verdiği düşünülürken, Nihavend makamının kan dolaşımını desteklediği ve huzur verdiği kabul ediliyor. Hüzzam makamı kalbi rahatlatıp melankoliyi hafifletirken, Segâh makamının beyin hastalıkları ve uykusuzluk üzerinde olumlu etkileri olduğuna inanılıyor.
 
Sanat ile tıp arasındaki ilişki ise yalnızca tedaviyle sınırlı değil. Uzmanlara göre iyi bir hekim, tıpkı iyi bir müzisyen gibi “hassas bir kulağa” sahip olmalı. Hastanın nabzını dinlemek bir ritm takibi, semptomları değerlendirmek ise adeta bir nota analizi olarak görülüyor. Kanun mızrabının tele dokunduğunda oluşturduğu titreşim nasıl bir uyum arıyorsa, tıpta da “rezonans” kavramı benzer bir anlam taşıyor.
 
Sanat, tıbbın soğuk ve teknik yüzünü yumuşatırken; tıp da sanata insanın biyolojik gerçekliğini, yani yaşamı, ölümü ve acıyı katıyor. Bu karşılıklı etkileşim, insanı bütüncül bir yaklaşımla ele alan kadim bilgelik anlayışını günümüze taşıyor.
 
İster doğanın yasalarına uyum sağlayan tıp olsun, ister seslerin uyumunu yakalayan müzik… Her iki alan da kendi “kanunları” içinde bir denge arıyor. Ve kanun enstrümanı, bu iki dünyanın matematiksel nizamını adeta tellerinde buluşturarak, şifanın hem bilimde hem sanatta saklı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.”
 
 
 
 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu