İki güzel kitap
Sizlere iki güzel kitaptan söz edeceğim ve her ikisini de okumanızı önereceğim.
Biri Çilem Dilber’den..Dilber beğeni ile okuduğum öykü kitabından sonra yeni bir kitabını beklediğim yazarlardan biri.. Nihayet 5 yıl aradan sonra Çilem Dilber, bu sefer ilk romanını Budala Kitap’tan okurla buluşturdu: İki Bıçağı Birbirine… Çilem Dilber ile öykü kitabıyla aldığı geri dönüşleri, ilk romanının oluşum sürecini ve gelecek çalışmalarını konuştuk.
Öncelikle ilk öykü kitabınız Kuyruklu Yalan ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
Kuyruklu Yalan genel olarak okurdan geçer not alan bir ilk kitap oldu. En olumsuz yorumun kapak tasarımıyla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Öykülere dair dönüşlerden söz edecek olursak, çeşitli öykülerin bir arada olması farklı okuma alışkanlığındaki okurların ilgisini çekti diyebilirim. Masalsı anlatımın, mitolojik unsurların, kent hikayelerinin, büyülü gerçekçi ve gerçekçi öykülerin bir aradalığı tematik öykü okurlarını yorsa da geniş yelpaze arayışındaki okurların beğenisini kazandı. 2022 Vedat Türkali Öykü Yarışması’nda kısa listede değerlendirildi.
Bir roman yazmaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda İki Bıçağı Birbirine’nin oluşum süreci nasıl gelişti?
Aslında ilk aşamada roman yazmaya karar vermedim, hikâye beni romana götürdü diyebilirim. Bir kısa öykü fikriydi ve uzun süre kafamda dolaştırdıktan sonra yazmaya başladım. Yaklaşık 3000 kelimeyle içime sinen bir öykü olmadı. Bu haliyle okuyan yazar arkadaşım sevgili Metin Nart bu hikâyenin daha uzun yazılması gerektiğine beni ikna etti. Cesaretimi toplayıp çalışmaya başladım. Kendimi daha uzun bir metinde denemek heyecan vericiydi. Böylece öykü fikri romana evrildi ve bu haliyle çok içime sindi. İki Bıçağı Birbirine’yi daha az kelimeye mahkûm etmem haksızlık olacakmış meğer. Hikâye bazen kelime sayısını da belirliyor. Akışta olmakta fayda var.
Romanın ismi, romanın ortalarında Melih’in düşünceleri doğrultusunda söylediğinden mi çıktı? Yoksa ilk başta farklı bir ismi mi vardı?
Yazım aşamasında dosyaya verdiğim birkaç isim oldu ancak sona geldiğimde hiçbiri hikâyeyi tam olarak yansıtmıyordu. Melih’in ” iki bıçağı birbirine sürter gibi yaşadık. ikimiz de keskiniz artık” sözü aslında hikâyenin özüydü ve bu söz üzerine epey düşündüm. Son adımda romana ismini veren ve kitabımın isim annesi olan sevgili arkadaşım Ayla Burçin Kahraman’dır.
Romanın birden fazla katmanı var, edebiyat dünyası ile ilgili bir baba, iki kardeşin çatışması, yaşanmış bir yasak aşk…
Katmanların birbirleriyle mesafeleri hemen hemen aynı. Biri diğerine sebepken bir başkasının sonucu. Nedensellik açısından bakarsak belki de ilk ve en önemli kısım baba karakterinin var oluş biçimi. Hem bütün yollar ondan geldi hem hepsi ona çıkıyor. Memleket, edebiyat gibi dertleri varken kendi ailesine yüklediği dertler onu tam da hikâyenin merkezine koyuyor. Hem yok hem her yerde. Bu yönüyle belki de iskeleti asıl taşıyan baba karakteri.
Bu arada kardeşlerin ismi Çiğdem ve Melih. Bu bağlamda Çiğdem Talu ve Melih Kibar’a bir gönderme yaptığınızı söyleyebilir miyiz yoksa onların isminin getirdiği uyum mu söz konusu oldu?
Çiğdem ve Melih isimlerinin zihnimde yer etmesi sanırım Çiğdem Talu ve Melih Kibar’dan kaynaklanıyor. Metinde onlara bir gönderme yok, fakat iki isim de karakterlerimi yansıtıyor diye düşünüyorum. Çiğdem biraz daha baskın, otoriter, köşeli bir karakter. Melih daha nahif, hassas ve melankolik. İsimlerin baş harflerinin sert sessiz ve yumuşak sessiz olduğunu düşünürsek fonetik olarak da karakterleri yansıttıklarını söyleyebiliriz.
Budala Kitap ile yollarınız nasıl kesişti?
Budala Kitap ödüllü çeviri kitaplarıyla dikkat çeken bir yayınevi. Roman dosyama son halini verdiğim dönem yayıncım sevgili Alparslan Demir’den Türkçe eserlere de yer vermeyi düşündüklerini öğrendim ve dosyamı Budala Kitap ekibine emanet ettim. Yayınevi ekibi kısa sürede dosyamı değerlendirip olumlu dönüş yaptı. Her anlamda içime sinen bir yayınevinde olduğum için mutluyum.
İki Bıçağı Birbirine’yi yazarı olarak nasıl tanımlarsınız?
Ben bu romanı bir aile hikâyesinden çok bir manipülasyon hikâyesi olarak tanımlıyorum. Hane içindeki manipüle oluş şeklimiz aslında toplum içindeki varoluşumuzu ve toplumca manipüle oluş şeklimizi de belirliyor. Ne de olsa aile içi güç dengeleri, taraflar, inançlar, kontrol mekanizmaları ve farkındalık seviyeleri birey oluş yolculuğunun en etkili unsurları.
Diğer kitap son dönemde anlatı türünde okuduğum ve anlatımı yönünden başarılı bulduğum bir kitap.. Pek çok global teknoloji kuruluşunda satış ve pazarlama alanında üst düzey satış ve pazarlama direktörlüğü yapan; son dönemde ise B2B pazarlama ve kurumsal satış danışmanlığı yapan Sezin Mızraklı Avalin’in geçtiğimiz yıllarda yaşayıp iyileştiği meme kanseri mücadelesinin hayatında yarattığı değişimleri anlattığı, Destek Yayınları’dan okurla oluşan ilk kitabı “Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik” . Sorularım Sezin Mızraklı Avalin’e..
Hastalık ve iyileşme sürecinizi kitaplaştırmaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda aileniz ve arkadaşlarınız, bu süreci kitaplaştırma fikrinizi nasıl karşıladılar?
Her ne kadar kitabım hastalık ve iyileşme süreci ekseninde geçiyor olsa da, flashbackler, bahsi geçen gerçek kişiler ve deneyimler hayatta karşılaşılabilecek zorluklardan kuvvetle ayağa kalkabilmenin kendimce bulup işe yaradığını deneyimlediğim yöntemlerini içeriyor. Uzun yıllardır sosyal medyadaki paylaşımlarım, sadece hastalık değil boşanma, anne-baba kaybı, işten çıkarılma, toksik insanlarla yaşamına sınır koyamama, üzerine aslında hiç gerekmeyen yükleri alma eğilimi gibi farklı zorlukları yaşamış herkesin kendisinden bir parça bulmasını sağladı ve çok içten bir etkileşim yarattı. Beni cesaretlendiren de bu oldu. Sadece dijital dünyadan ya da yaptığım konuşmalardan değil, bir kitapla da daha çok kişiye ulaşmak istedim, kitap fikri de buradan çıktı. Doğal olarak ailem de beni çok destekledi.
Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik’in oluşum sürecinde size yardımcı olan bir editörünüz ya da metni son haline getirirken fikirlerinden destek aldığınız insanlar mutlaka olmuştur
Yayınevimiz Destek Yayınları’nın editörü elbette kitabım tamamlandıktan sonra okumalar yaparak nihai hale getirdi. İçerik olarak kimsenin ek bir katkısı olmadı ama zaten anlatılanlar gerçek karakterler ve hayatımda bıraktıkları izler olduğu için, bu onların kitabıma yeterince büyük bir katkısı diye düşünüyorum.
Destek Yayınları ile yollarınız nasıl kesişti?
Çocukluğumdan beri kitap okumayı çok severim. Şimdiki çocukların ellerinden telefonu almaya çalışıyoruz, annem de benim önümden kitabımı alırdı bazen, “Bari akşam yemeğinde sofrada okuma, bizimle sohbet et kızım” diye! Destek Yayınları da uzun yıllardır takip ettiğim özellikle kişisel gelişim alanında hayatıma dokunan kitaplar yayınlamış bir yayınevi. Sahibi Yelda Hanım’ı (Cumalıoğlu) ablam tanıyordu. Sağ olsun, kendisinden randevu aldı ve gidip görüştük. Görüşmemizde sorduğu sorular, hayat hikayemle ilgili verdiğim cevaplar, ulaşmak istediğim kitle ve kitabımın içeriğini beğenmiş olmalı ki “Haydi basalım” dedi. Kendisi de, ekibi de tüm süreçte yanımdaydılar. İlk ayın sonunda 2. baskıya geçtik, ilk kitabını yazan bir yazar için çok önemli bir eşikmiş bu. Özetle ilişkimiz keyifle başladı, umarım öyle de devam eder.
“Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik” ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız? Bu bağlamda kitapta yer verdiğiniz aileniz ve arkadaşlarınız okuyunca size neler söyledi?
Açıkçası beni en çok mutlu eden konu bu. Okuyan herkes, tanıdığım, tanımadığım, benzer zorluklardan geçmiş ya da geçmemiş, yazı dilimi akıcı ve çok samimi bulduklarını ve birçok kişi de okurken mutlaka bir yerinde kendi hayatlarından bir parça bulduklarını söylüyor. Kitapta zorluklardan özellikle de tedavi sürecinden detaylı bahsetmeme rağmen, bir kişiden bile “İçimizi kararttınız” gibi bir yorum duymadım, tam tersine “Bana umut oldu, enerjimi yükselttiniz, siz yapabildiyseniz ben de yaparım diye hissettim” gibi yorumlar alıyorum, bu da gerçekten çok mutlu ediyor beni. Kitapta ismi geçen doktorlarım, ailem, dostlarım da gerçek bir hikayenin parçası oldukları için beni destekledi ve gerçek isimlerini kullanmamı memnuniyetle karşıladılar.
Ayrıca “Yapay Zeka ve Gelecek” üzerine de çalışmalarınız var. Sizce yapay zeka uygulamaları, insanların sağlık sorunları doğrultusunda doktorlardan tavsiye almadan önce gerçek anlamda isabetli fikir verebilme konusunda yönlendirebileceği bir noktada mı ya da o noktaya gelecek midir?
26 sene ağırlıklı olarak teknoloji şirketlerinde satış ve pazarlama rollerinde çalıştım. Dolayısıyla mesleki olarak da kişisel olarak da merakım var teknolojiye. Bu sebeple bu alanlarda konuşmalar yapmaya devam ediyorum. Teknoloji ve hizmet şirketlerine pazarlama ve satış üzerine danışmanlık vermeye de devam ediyorum. Sağlık konusundaki gözlemim, özellikle büyük bir örneklemi çok kısa sürede inceleyerek teşhis koyabilme noktasında yapay zekâ gerçekten başarıyla çalışıyor. Tıp uzmanlarının hayatlarını da son derece kolaylaştırıyor, her alanda olduğu gibi. Yine şahsi fikrim, henüz daha hala bir hekime danışmadan kendi teşhisimizi koyabilecek aşamada olmadığımız. Yani yapay zeka doktorların hayatlarını kolaylaştırıyor ama hem fiziksel muayenenin yapılması hem teşhisin netleştirilmesi daha önemlisi de bir empati eşliğinde olumsuz bir teşhisin hastaya tebliğ edilmesi noktasında kesinlikle doktorlarımıza çok ihtiyaç var. Yapay zeka uygulamaları da bu uyarıyı yapıyor zaten istenen bilgiyi verdikten sonra.
“Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik” ten sonra yine hayat tecrübelerinizi yansıtmayı ya da mesleki tecrübelerinizle ilgili yeni kitaplar yazmayı düşünüyor musunuz?
Benim birçok şapkam var; bir anne, bir eş, anne ve babam artık hayatta olmasalar da bir evlat, bir kardeş, bir dost, iş kadını, yazar, konuşmacı, eğitmen, danışman, bir eski eş, bir dört ayaklının annesi… Bunları birlikte yürütebilme noktasına elbette bir anda gelmedim. Hiçbirinde de mükemmel olmak gibi bir iddiam yok. Her şey denge meselesi. Diğer yandan şu an artık kendimce bu dengeyi kurabilmiş olsam da, ben de herkesin geçtiği yollardan geçtim ve 20’li yaşlarımdan tamamen farklı olarak başıma gelen her şeyin bana bambaşka ve çoğu zaman daha hayırlı kapılar açtığını idrak edebildim. Bu farkındalık, olaylara bakış açımı değiştirebilmemi sağladı. Bu süreçte şunu da gördüm; insanlar zaman zaman çok yakınlarından bile duyamadığı faydalı bilgileri, benzer deneyimleri yaşamış birinden dinlemeyi daha çok tercih ediyor ve hayatına daha kolay uyarlayabiliyor. Seneye 50 yaşıma basacağım, yarım asırdır edindiğim deneyimleri, zorluklarla baş etme yöntemlerimi, aldığım kararların, yaptığım seçimlerin hayatımı nasıl etkilediğini, ya da etkilemediğini şeffaflıkla paylaşmayı elbette arzu ederim.
Her iki kitabı da tüm kitapçılarda bulabilirsiniz.
Emre Siyahoğlu




