EGİAD’dan Sürdürülebilirlik Yolunda Dev Zirve
Ege Genç İş İnsanları Derneği, Gelecek için Sürdürülebilirlik Zirvesi düzenledi.
Küresel iklim krizinin yarattığı olumsuz etkilerin artışını bertaraf etmek için son 2 yıldır çeşitli etkinliklerle sesini duyuran EGİAD Ege Genç İş İnsanları Derneği dev bir zirve ile sürdürülebilir yeni sistemin kapılarını iş dünyasına açtı.
Pandemi ile ortaya çıkan yeni riskler ve kaygılar sürdürülebilir iş dönüşümünü her zamankinden daha önemli kıldı. Dünyada iklim değişikliği ile mücadele politikaları hız kazanırken, gündemin Türkiye’ye yansımaları, İklim Değişikliği Eylem Planı ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın getirdikleri yeşil dönüşümün artık kaçınılmaz olduğunu ortaya koydu. İçinde bulunduğumuz bu değişim çağında adil bir geçişi başarıyla yönetebilenler, işlerini geleceğe, yeni ekonomiye hazır hale getirebilecekler. Bu kapsamda son iki yılda İzmir’den bir çıkış noktası yakalayan ve dikkatleri üzerine çekmeyi başaran EGİAD Ege Genç İş İnsanları Derneği, Gelecek İçin Sürdürülebilirlik başlığı altında CK Architecture Interiors Ana Sponsorluğu’nda tam günlük bir zirve ile iş dünyası, dijitalleşme ve toplumsal dönüşümü tüm yetkin isimlerin katılımıyla masaya yatırdı. İZQ’da gerçekleşen zirve ile tüm sektörlerden önemli paydaşlar, dönüşümü harekete geçiren stratejileri, yatırımları, inovasyonları ve işbirliklerini kürsüye taşıdı.
Farklı başlıklarda 6 panel altında düzenlenen zirvenin açılış konuşmalarını EGlAD Yönetim Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir Ticaret Odası (IZTO) Yönelim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, CK Architecture Interiors Kurucusu Mimar Cem Kapancıoğlu yaptı.

EGlAD Yönetim Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, EGİAD’ın yönetimini üstlendikleri 16. Dönemde, ana temanın “Dinamizm ve Sürdürülebilirlik” olduğunu belirterek, dönemin sonuna yaklaşılan şu günlerde de çalışmalarını “Gelecek İçin Sürdürülebilirlik” Zirvesiyle taçlandırmak istediklerini kaydetti. İş dünyasında dinamizm gereği süratli çalışmaya, hızlı hareket etmeye, yetinmemeye, zorlamaya, daha fazlası ve daha iyisi için uğraşmaya özen gösterdiklerini ifade eden Yelkenbiçer, ancak dengeyi de sürdürülebilirlikle sağladıklarını vurguladı. Yelkenbiçer sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Sürdürülebilirlik temasını hepimiz önce “iklim değişikliği” boyutunda algılıyoruz çünkü 2050 yılında İstanbul da dahil olmak üzere birçok dünya metropolünün su altında kalacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Yani önümüzde ölümcül bir tehdit var… Dünyamızı korumak için hep birlikte ve her gün mücadele etmeliyiz.”
Sürdürülebilirliğin hayati bir kavram olduğunu; çalışanlarına, üyelerine ve paydaşlarına bir amaç sunmayan kuruluşların ayakta kalamayacağına dikkat çeken Yelkenbiçer, “+Bir fabrikanın üretim yapabilmek için nasıl makinalara ihtiyacı varsa, kuruluşlarımızın da sürdürülebilir olmak için kalplerimize, yüreklerimize ihtiyacı var. Kendimizle mücadelemizi kazandığımız, karşımızdakiyle de mücadele etmeden önce bilinçli bir şekilde iş birliğini seçtiğimiz anda dönüşüm başlıyor. Ruhumuzda, aklımızda, şirketimizde, toplumumuzda ve en nihayetinde dünyadaki dönüşüm. İklim kriziyle yok olmamak için yeşil dönüşüme, büyüyen nüfusu besleyip hayatta kalabilmek, kaynaklarımızı verimli kullanabilmek için dijital dönüşüme ihtiyacımız var. Ama bunları mümkün kılacak asıl unsur toplumsal dönüşüm. İşte bu noktada da biz Türk toplumu olarak büyük bir rekabet avantajına sahibiz, çünkü daha geçen hafta 10 Kasım’dı, Sevgili Atamızı ülke çapında ve milyonların saygısıyla yâd ettik. Dünya tarihinin gördüğü en büyük dönüşümlerden birini biz başaralı daha 100 yıl olmadı! Ve ne mutlu ki bu dönüşüm için gerekli olan vizyon “kültürümüzü çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak” bize hâlâ yön gösteriyor. Aynı zamanda “misyon” da Cumhuriyetimizin 2. Yüzyılına girerken hâlâ güncel ve geçerli: “…birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” dedi.
Sürdürülebilirlik kavramının son 5-6 yıldır iş dünyasının gündeminde olduğunu söyleyen İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Sürdürülebilir kalkınma olarak aslında 1980’lerin başından beri tartışılıyor ve geliştiriliyor. Bugünkü zirvemizin tanıtım materyalında yer alan ve eski Norveç Başbakanı Brundlandt’tan alıntılandığı gibi sürdürülebilirlik; ‘gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlike altına atmadan bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilmektir.’ Kavram; ilk tartışılmaya başlandığında, gezegenin limitlerini zorladığımız için doğru ve dengeli kaynak yönetimi olarak ortaya çıktı. Fakat çok kısa bir süre içinde sosyal ve bireysel refahı ve ülkelerin yönetim kabiliyetlerini de içeren bir çerçeve ile birlikte “sürdürülebilir kalkınma” olarak kullanılmaya başlandı.
Ekonomik büyüme, gezegenimizin devamlılığına ve gezegendeki tüm canlıların hayatta kalmasına hizmet etmeli. Sürdürebilir kalkınma, ekonomik faaliyetlerimizin çevresel, sosyal ve bireysel refah üzerindeki etkisini değerlendirmeyi ve daha yaşanabilir bir gelecek yaratmak için hedefler tasarlamamızı şart koşuyor” açıklamalarında bulundu.
“Hesap verilebilir olmalı”
Şirketlerin performans değerlendirmesini sadece finansal performanslarına göre yapmanın artık yeterli olmayacağını belirten Özgener, “Lojistik, pazarlama, insan kaynakları gibi üretimi veya ticareti meydana getiren tüm süreçlerin toplu bir şekilde ele alınarak değerlendirme yapılması sözkonusu. Firmalarımız için kâr maksimizasyonu elbette önemli ama tek başına yeterli değil. Böyle bir dönemde işletme çıkarlarının sosyal çıkarlar ile “kazan-kazan” ilişkisi kurması bekleniyor. Bir diğer deyişle, artık şirketler sadece şirket ortaklarına karşı değil, tüm paydaşlarına ve topluma karşı sorumluluk taşıyorlar. Bu anlamda çevresindeki gelişmelerden haberdar olmayan, müşterilerin geri dönüşlerini karşılamaktan uzak firmaların çevresel riskleri dikkate almadan yalnızca kendi işlerine odaklanması ile yurtiçinde ve yurtdışında rekabet etmesi mümkün olmayacak. Halka açık olmasa bile şirketlerimizin şeffaf ve hesap verilebilir yönetilmesi, gelecek nesiller açısından şirketlere var olma ehliyeti verilmesinin ön şartı olacak. Sadece kendisi için üreten hiç bir şirket, kurum ya da anlayış sürdürülebilir olamayacak. Her değişim ve dönüşüm başta sancılı olsa da, ilerleyen süreçte kazanımlarının büyük olacağını öngörebiliyoruz. Özellikle işin finansal boyutu değerlendirildiğinde, dönüşümden kaçınan firmaların olması normal. Ancak dönüşüm orta ve uzun vadede, firmaların dayanıklılıklarını artıracak, hem iç hem dış pazarda rekabet üstünlüğü elde etmelerine olanak tanıyacak” şeklinde konuştu.
“Değişimle uyumlu bir yaşam için çalışıyoruz”
Göreve geldiği günden bu yana kent yönetiminde sürdürülebilir bir kent politikasını temel aldıklarını söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Gıda ve suya erişim, toplu ulaşım, yoksullukla mücadele, afetler karşısında dirençli olmak şehrimizde hayata geçirdiğimiz bütün çalışmaların özünde yer alıyor. Bizim için sürdürülebilirlik demek ahde ve geleceğe vefa demek. Biz geçmişten aldığımız 8500 yıllık mirası pırıl pırıl gençlerimize aktarabilmek ve İzmir’de değişimle uyumlu bir yaşam tesis etmek için çalışıyoruz. Ve bu döngünün uyum içerisinde devam edebilmesi için hep birlikte ne gerekiyorsa yapmak zorundayız. Biz İzmir’de, gezegenimizin bugün geldiği noktada bu ihtiyacı gördük. Eylül 2021’de İzmir’de düzenlediğimiz Kültür Zirvesi’nde sürdürülebilirlikten çok daha kapsayıcı bir kavram ortaya koyduk: Döngüsel kültür. Şehrimizi doğasıyla uyumlu, birbirimizle uyumdan beslenen, geçmişimizle uyumun temelleri üzerinde yükselen ve değişimle uyum içinde yaşamaya odaklanmış bir döngüsel kültür coğrafyası haline getirmek için harekete geçtik. Gururla söyleyebilirim ki, bunun için Türkiye’de ilk defa Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı yüzde yüz kapsayan bir stratejik plan geliştirdik. Bu stratejimizle giderek derinleşen yoksulluğa, karamsarlığa rağmen; şehrimizdeki refahı artırmak ve adil bir şekilde bölüşmek için bir yol haritası ortaya koyduk. 25 ilçe belediyemizle kurduğumuz sürdürülebilirlik ofisleri ile iş dünyası, bölgesel ve ulusal kurumların iş birliğini sağladık. UNDP, UNSDSN, UCLG-MEWA, ICLEI ve Citta Slow International gibi uluslararası kuruluşların desteğiyle, İzmir’i bütüncül bir bakışla ve ilçe belediyeleri ile birlikte sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle yönetiyoruz” dedi.

Soyer konuşmasını şöyle sürdürdü: “Tüm kalbimle inanıyorum ki, Ege Genç İş İnsanları Derneği’nin düzenlediği “sürdürülebilirlik” ve “gelecek” konularına odaklanan bu buluşma, bir iyilik hareketi. Bu zirveyle, gençlerimizin bu ülkeden umudunu kesmemesi ve umutlarına kol kanat germek için bir adım öne çıkıyoruz. Geleceğin Türkiye’sini inşa etmek için elimizi taşın altına koyuyoruz. Eminim ki yaptığımız ve yapacağımız işler, kentimiz, ülkemiz ve dünyamızın geleceğini belirleyecek kilometre taşları olacak. Bu yolda aklını ve vicdanını ortaya koyan herkese sonsuz teşekkür ediyorum.”
Açılış konuşmalarının ardından ilk panelde, Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki, İzmir Girişimcilik Endeksi Raporu Lansmanında EGİAD Think Tank Raporu tanıtımını gerçekleştirdi. EGİAD ile İstanbul Ekonomik Araştırma tarafından ortak yürütülen ve bir ilk olan bu araştırma girişimcilik konusundaki fotoğrafını sunarak, bundan sonraki stratejik planlamayı kentin bütün bileşenleriyle nasıl yapmak gerektiğine ışık tuttu.
Selçuki İzmir’deki girişimcilik eko sistemine projektör tutan EGIAD Think Tank Raporu ile uzun yıllardır üzerinde önemle durulan girişimcilik eko sistemine yeni bir bakış açısı sundu. Küresel çapta kabul görmüş araştırma metodolojisi ile mevcut durumu, sorunları ve çözüm önerilerini analiz etmek üzere aylardır süren çalışma kamuoyu ile paylaşıldı. Gerçekleştirilen araştırmanın İzmir’in Girişimcilik Ekosistemini 360 derece açı ve tüm paydaş kuruluşları kapsayacak şekilde hazırlanması dikkat çekti. Selçuki’nin verdiği bilgilere göre gerçekleştirilen girişimci analizlerinde kadın – erkek katılımının eşit derecede olduğu, İzmir’de girişimciliğin cinsiyet eşitliği gözeten bir yapıya sahip olduğunu gösterdi. Bahsi geçen analiz doğrultusunda 1000 kişi ile mevcutta bulunan girişimlerin beklentileri, demografik yapısı, eğitim, finansal kaynaklara erişimi, devlet politikaları, vergi ve regülasyon yaklaşımları, teknoloji ve inovasyon seviyeleri, pandemi ve olası beklenmedik durumlara karşı hazırlık, ekosistemi geliştirmek için ihtiyaç tespiti gerçekleştirildi.
Raporun sunumunu gerçekleştiren Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Özellikle yerleşik işletme sahiplerinin önemli çoğunluğu (%75) 35-64 yaş aralığında bulunurken erken aşama girişimcilerde bu oran %58 seviyesinde görülmektedir. Eğitim özelinde bir inceleme yapıldığında ise yerleşik işletme sahipleri içinde en yüksek yüzdeye sahip grup yüksekokul ve üzeri eğitim seviyesine sahiptir. En düşük yüzdeye sahip eğitim grubu ise ilkokul mezunlarından oluşmaktadır. Her 10 katılımcıdan 8’i yeni bir iş kurmanın bir yıl öncesine kıyasla daha zor olduğunu düşünüyor. İzmir’de iş kurmanın kolay olduğunu düşünenler örneklemin %26’sını oluşturuyor. Bir girişim faaliyetinde bulunma deneyimi olan katılımcılara finansmanı nereden sağladıkları sorulduğunda %47’lik bir oranla en sık verilen yanıtın öz kaynaklar olduğu gözlenmektedir. %29 oranında katılımcı, finansmanını aile ve tanıdıklarından sağladığını söylerken %22 bankaya borçlandığını bildirmektedir. ‘Önümüzdeki üç ay içerisinde İzmir’de iş kurmak için iyi fırsatlar olacak’ ifadesine katılım durumlarına bakıldığında çoğunluğun (%67) olumsuz görüş bildirdiği saptanmaktadır. İzmir’de iş kurmak için iyi fırsatlar olacağı yönünde görüş bildiren katılımcıların %35’i bunu yatırım bulma kolaylığına dayandırırken %28 ile ikinci sırada konumlanan yanıt “ihracat potansiyeli” olmaktadır. Birden fazla seçeneğin işaretlenebildiği bu soruda teşvik programları yanıtı %19, kültürel çeşitlilik ise %17 oranında katılımcı tarafından ifade edilmektedir. İş sahiplerinin önemli bir çoğunluğu işlerinin geleceği ile ilgili karar alırken toplumsal ve çevresel sonuçları dikkate alıyor. Gelecek 5 yıl içinde 6 veya daha fazla çalışan istihdam etmeyi planlayanların oranı iş sahiplerinin oranı ise %55. Katılımcıların çoğunluğu geçen yıla kıyasla işletmelerinin büyüme beklentisini düşük görmektedir. Büyüme beklentisini düşük olarak görenlerin oranı Yerleşik işletme sahipleri arasında görece daha yüksektir. “Önümüzdeki altı ayda hizmet veya ürünlerimi satmak için dijital teknolojileri daha fazla kullanacağım” ifadesine katılım oranları incelendiğinde %48’in olumlu beyanda bulunduğu gözlenmektedir. Kullanılacak teknolojiler sorulduğunda katılımcıların %70 oranındaki önemli çoğunluğu bu soruya internet sitesi cevabını verirken %41’lik bir oranla ikinci sırada mobil uygulama yer almıştır” dedi.




